Burada bahsedilen “Akdeniz Bölgesi” nitelemesinin farklı şekillerde tanımlanıp anlaşıldığını, tartışıldığını hatırlatmak gerekir. Sadece “Akdeniz” olarak tanımlanan denizi temel alan yaklaşımlar yanında, bu denizin bağlantılarını çeşitli etkenler çerçevesinde gözeterek geniş bir coğrafyayı kapsadığını düşünen ve ileri süren araştırıcılar, bilim adamları da vardır. “Annales Okulu” olarak tanınan hareket içinde yer alan Fernand Braudel “Akdeniz ve Akdeniz Dünyası” adlı çalışmasında “Akdeniz”i geniş bir coğrafyaya yerleştirir. Böylece, kuzeyi de dâhil Avrupa, Afrika’nın bitişik bölgesi, Orta Doğu, Anadolu merkez konum halinde belirlenir.

Bu şekilde bir coğrafi belirleme üzerinde farklı tartışmalar ve değerlendirmeler yapılabilir. Öte yandan tarihi olgular, olaylar ve gelişmelere bakıldığında “Akdeniz” olarak tanımlanan bölgenin, başta din ve farklı inançlar, düşünceler, siyasi ve iktisadi oluşumlar, kültürler, elbette uygarlığın değişik yansımalarının ortaya çıktığı, etkide bulunduğu ve çeşitli etkilere açık bir mekân olduğu da söylenebilir.

Bütün bunların ötesinde Akdeniz bölgesindeki oluşumlar ve gelişmeleri, iki açıdan gözlemlemek mümkündür.

Birincisi kendi imkân ve gücü temelinde ortaya çıkan oluşumlar ve gelişmelerdir. Elbette bu oluşumlar ve gelişmeler inanç, din, ahlâk, hukuk, siyaset, iktisat, kültür birimleri bağlamında yenilenmelerin atılımların, gelişmelerin yanında yıkımlar, katliamlar, kargaşalıklar, çatışmalar, savaşlar vb. getirmiştir. Bütün bu oluşumlara ve gelişmelere rağmen Akdeniz bölgesi kendi içinde daima bir denge, uzlaşma, barış ve huzur sağlamayı başarmıştır. Bu bakımdan Akdeniz bölgesi, daha dar anlamda Orta Doğu bölgesi insanları, toplulukları, toplumları kendine özgü bir insan, toplum anlayışına sahip olabilmiştir. Bu anlayış ya da anlayışlar zaman içinde kalıcı olanlar ile terk edilmesi gerekenleri ayıklamaya çalışmıştır. Başarılı olduğu kadar, başarısız olduğu da görülmüştür.

İkincisiyse kendi dışında gelen oluşumlar ve gelişmelerdir. Aslında bu oluşumlar ve gelişmeleri başlatanların bazıları da, geniş anlamda Akdeniz bölgesine mensuptular. Ancak gerek inanç veya din, gerek insan ve toplum, gerekse iktisat, hukuk, özellikle siyasi anlamda iktidar anlayışı bakımından farklı bir anlam ve niteliğe sahiptiler. Persler, Moğollar örnek olarak irdelenebilirler. Coğrafi bağlamda “Akdeniz” bölgesine dâhil gözükseler de, kültürel, özellikle toplum ve devlet iktidarıyla bunların uygulanması bakımından önemli bir anlayış ve kavrayış farklılığı söz konusuydu.

İşte bu bölgeye dıştan gelen oluşum ve gelişimin, günümüze kadar süren girişimlerden birisi, Ortaçağda gerçekleştirilen Haçlı Seferleri olarak adlandırılan saldırıların adeta bir benzeri, belki de devamı niteliğini içkin sayılması gereken emperyalist politikalar ve uygulamalarıdır, denebilir.

Yirminci yüzyılın başında, I. Dünya Savaşı’nda Britanya/İngiliz İmparatorluğu’nun kurguladığı ve önemli ölçüde ilerleme sağladığı bir süreçte, Anadolu’da başlayan İstiklal ya da Bağımsızlık Mücadelesi, bunu engellemişti. Britanya/İngiliz İmparatorluğu’nun akim bırakılması unutulmayacak, ancak öznesi değişecektir. Bu özne, kendi bağımsızlığını da Britanya/İngiliz İmparatorluğu’na karşı gerçekleştirdiği başkaldırıyla elde eden ABD olmuştu. Ancak bugün Akdeniz bölgesine bir emperyalist olarak gelip yerleşmenin çabası, girişimi, umudu içinde bir deli dana gibi oradan oraya saldırıp durmaktadır.