Akdeniz bölgesi kendi içinde çeşitli coğrafi bölge adlandırılmalarını kapsar. Filistin bölgesi, kadim Yunan’dan beri tanımlanagelen Mezopotamya, yani Fırat-Dicle havzası, Trakya, Makedonya, Kuzey Afrika, Sicilya, Arabistan, Nil Havzası vb. gibi. Son yüzyılda “Orta Doğu” adlandırılması; bazen deniz olarak Akdeniz’i odağa alarak çevre bölgeleri ifade etmek, bazen de sınırı açıkça çizilemeyecek bir bölgeyi işaret etmek üzere ileri sürülmüştür.
Nüfus ya da ırk bakımından Akdeniz bölgesi tarih boyunca farklılığa sahip olagelmiştir. Bunun bir yansıması olarak, bilinen üç din (İslamlık, Hıristiyanlık, Musevilik) yanında çeşitli inançlar ortaya çıkmış ve varlıklarını sürdürmüşlerdir. Musevilik, kendi içinde ırk ve inancı özdeşleştirdiği ve bazen ırk, bazen de inanç unsurunu öne çıkarttığı için değişik nitelendirmelere konu olabilmiştir. Yaklaşık on dokuzuncu yüzyılda söz konusu iki unsuru içerdiği iddiasıyla “Siyonizm” adlandırılması görünüşte bir ideoloji kimliğine büründürülmeye çalışılmıştır. Fakat ırk olarak Yahudilik ile inanç olarak Musevilik, büründürülmeye çalışılan “Siyonizm” ideolojisi içinde birer yarık olarak kalmıştır.
Gerek bölgeler, gerek ırk veya nüfus ve gerekse inanç farklılığına rağmen Akdeniz bölgesi, Batı’da gelişen iktisadi süreçte kolonyalist veya emperyalist politikaların yeryüzü ölçeğinde uygulanmaya başlanmasıyla adeta odak konuma gelmiş, daha doğrusu getirilmiştir.
Kolonyalist ya da emperyalist politikalar doğal olarak çoğunlukla dıştan gelmiştir. Bu politikaların girişleri, destek bulmaları, yerleşmeleri ve amaçlarına ulaşmaları için genellikle iç unsurlara ihtiyaç duyulmuştur. Ne yazık ki bu yönde duyulan ihtiyaca cevap verecek yapılar, kimlikler, kişilikler vb. bulmak çoğunlukla mümkün olmuştur. Geçen yüzyılda Arap aşiretlerinin çeşitli vaatler, menfaatler, çıkarlar, iğvalar, kışkırtmalarla isyanlarını hemen hatırlatmak gerekir. Son birkaç yıldır Siyonist İsrail yönetiminin ABD’den, daha açığı, kendi geleneğinin övünülen bir kimliği olan “kovboy”, yani hayduttan yardım ve destek almasıyla yaptığı Filistin halkına soykırımı böyledir.
Bütün bu kolonyalist ya da emperyalist politikalar uygulanırken, asıl belirleyici olan Akdeniz bölgesi içindeki unsurlardan, bazı topluluklardan, inanışlardan, güçlerden, iktidarlardan ve yönetimlerden destek görmesi, rıza üretmesidir. Böylece bütün bu unsurlar bir yandan kendilerinin, velev ki bilinçaltında olsun, insan ve toplum nazarında kabul ve meşruiyet elde edememiş oldukları duygusunu oluşturmaktadır. Diğer yandan varlıklarını, güçlerini, çıkarlarını korumak ve sürdürmek zorunda oldukları duyusu ve kanaati bulunmaktadır. Çünkü varlıkları, dıştan gelen söz konusu emperyal politika ve güce bağlıdır. Bu politika ve güce karşı kendi varlığını, inancını, değerlerini hak ve özgürlüklerini savunmak, korumak, sürdürmek ve geliştirmek isteyenler, oyunu bozucu, dengeyi ve düzeni sarsıcı, sistemi ret edici bir hareketi, girişimi, mücadeleyi çağrıştırmakta, bazen de temsil edici bir konumu işaret etmektedirler. Şöyle veya böyle bir özellik gösterir gibi olanların karşılaştıkları engelleri hatırlamak yeterlidir. Ne kadar yetersiz olsalar da Cemal Abdunnasır, Yaser Arafat, Kaddafi, Gannuşi örnekleri vardır. Milli Görüş hareketi ve Necmettin Erbakan, özellikle onun D-8 tasarımını özellikle anmak gerekir.
