Yeryüzünün, arzın, toprağın, doğanın değişik yapı ve nitelikte olması, hayatın farklı şekillerde gerçekleşmesine imkânlar sağlamaktadır. Sahip olduğu bütün bu imkânlar ile de insanın hizmetine verilmiştir, daha doğrusu “emanet” edilmiştir. Emanetin veriliş nedenine ve amacına uygun kullanılması gerektiği önermesinden, verisinden, ödev ve sorumluluk yükümü kendiliğinden çıkmaktadır.
Ne var ki, hizmetine, yararına verilmiş insan, doğasından gelen birtakım güdüler ve güçlerle yeryüzüne, dünyaya, doğaya müdahale ederek değiştirmekten, dönüştürmekten de geri durmamıştır.
Kimi zaman ona, yeryüzünün, dünyanın, doğanın varlığına, kendi içinde oluşmuş düzenine karışma, hatta onu kendine örnek alarak yaşamaya çalış, çaba göster. Görecek ve anlayacaksın ki, birçok ihtiyacın, isteğin, tutkunun, sanıldığının aksine, vazgeçilmez olmadığını duyacak ve anlayacaksın. Açlığını gidermek için onca çaba ve emekle derlediğin çeşit çeşit yiyeceklere karşılık, bir dilim ekmek bile yeterli olabilmektedir. Mesela Stoalılar olarak adlandırılan düşünürler bu görüşü ileri sürmüşler ve Roma İmparatorluğu’nda bir dönem, devlet yöneticileri de bu görüşü insanın ve ruhunun olgunluğu için bir yaşama tarzı olarak benimseyip uygulamışlardı. Müslüman toplumlarda “Zahidane” yaşayış tarzı dikkate değer bir örneklik olarak uygulanmayı beklemektedir.
Kimi zaman da insanın varlığı, hayatı ve yaşaması için yeryüzüne, dünyaya, doğaya, kendi anlayışı, kavrayışı, ihtiyaç, istek ve tutkusu temelinde müdahale ederek hâkim olması gerektiği görüşü ileri sürülmüştür. Aristippos’un Kyrene Okulu bu konuda tipik bir örnektir. Yeniçağda, yeryüzüne, dünyaya, kısaca doğaya hâkim olmak gerektiğini Francis Bacon, farklı bir bağlamda dile getirmiştir. Ancak Bacon’ın bu görüşü, çeşitli girişimler biçiminde günümüzde de kendini göstermektedir.
Son yıllardaki uygulamalara bakıldığında, aslında doğa denilen emanetin, eş deyişle nimetin, pek bilincinde olunmadığını ovalara, ormanlara, meralara karşı tutumlarda gözlemlemek mümkündür. Bütünüyle “ekonomik” gerekçeye dayanılarak yapılan kamulaştırmalar, maden araştırma ruhsatlarının aşırı bir şekilde verilmesi dikkat çekmektedir. Birkaç yıl önce, araç satış ve kiralama işiyle uğraşan bir tanıdık, çeşitli illerde maden arama ruhsatları aldığını söylemişti. Bu iş ile uzaktan yakından ilişkisi olmadığı halde ruhsat almasına bir anlam verememiştim. O ise bir gün gerek olur kabilinden açıklamada bulunmuştu.
Ovada, ormanda, merada kendi içinde bir düzen ve denge kurulmuş hayata, maden çıkarmak gerekçesiyle müdahale edilmesi, adeta hayata karşı tavır alma, hatta ona imkân tanımama anlayışının somutlaşmış bir göstergesi sayılsa yeridir.