Umran Dergisi…
1991 yılından bu yana Türkiye'de yayımlanan aylık İslami düşünce, kültür ve siyaset dergisi.
Adını Cemil Meriç'in medeniyet kavramına atfından alır.
İlk dönemlerinde Araştırma ve Kültür Vakfı bünyesinde çıktı, daha sonra bağımsız bir çizgide yayımını sürdürüyor.
Aylık düşünce, kültür ve siyaset dergisi.
"Geleneğin İhyasından Geleceğin İnşasına" anlayışıyla hareket eder.
İslam düşüncesi, medeniyet, Batı dünyasının ve küresel sistemin eleştirisi.
İslam dünyasının dinamizmini ve 21. yüzyılı İslam'ın belirleyeceği tezini savunur.
Küresel politikalar, dış politika, Ortadoğu'daki gelişmeler ve toplumsal meseleler üzerine tahliller yayımlar.
Entelektüel çevrelerde İslamcı düşünce akımının uzun soluklu ve köklü yayın organlarından biri olarak kabul edilir.

NATO’NUN TÜRKİYE AÇISINDAN İFADE ETTİĞİ ANLAM
Umran dergisi Ağustos 2026 tarihli 384. sayısında Ankara’daki NATO Zirvesi üzerinden dünya düzenindeki ittifak tartışmalarını ve Türkiye’nin durumunu merkeze alan bir manşetle çıktı.
Dergide NATO’nun Ankara’daki 36. Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi çeşitli yönlerden ele alınıp tahlil ediliyor.
Türkiye’nin geleceğinin yalnızca savunma sanayiine değil, kendi anlam dünyasını yeniden inşa etme kapasitesine bağlı olduğu vurgulanıyor.
Çünkü Türkiye tarihsel misyonunu hatırlayarak hem kendi iç tutarlılığını yeniden kurma hem de küresel ölçekte daha dengeli bir anlam ve adalet ufku üretme imkânına sahiptir. Eyyamcılığın aşılması, hem ferdi hem toplumsal düzeyde epistemik ve ahlaki bir yeniden canlanmanın ön şartıdır. Unutmayalım ki dünya, insanın mesuliyet üstlendiği, emanet şuuruyla yaşadığı ve ahirete dönük bir anlam çerçevesinde değerlendirdiği bir imtihan alanıdır.
DÜNYA VE TÜRKİYE GÜNDEMİ
Derginin gündem sayfaları Burhanettin Can’ın mobil cihazlar odaklı siber savaşı analiz eden yazısıyla başlıyor. Can, İblis’in yolundan gidenlerle sırât-ı müstakîm üzere olanlar arasındaki siber savaşın gittikçe derinleşip yaygınlaşacağı ön görüsünü paylaşıyor. Bu bağlamda hususen gelecek nesillerimizi, genel olarak da tüm insanlığı kurtarmak ve korumak için dijital dönüşümün ortaya çıkardığı gerçekleri, gerçekçi bir şekilde analiz edip gerekli tedbirleri almak ve siber savaş merkezli siber güvenlik sistemi kurmak zorundayız, diyor.
Nate Bear ABD’deki dünya kupasının en ırkçı turnuva olduğunu dile getiriyor. Liberal ilkeler emperyalist gerçeklerle çatıştığında ortaya çıkanın her zaman ırkçılık, ikiyüzlülük ve çifte standartlar olduğunu ABD’deki dünya kupasından hareketle belirgin kılıyor.
Mustafa Gülali, okullarla ilgili tartışmaları yalnızca çocukları “ıslah etmek” üzerinden
Okumanın noksan bir bakış olduğu üzerinde duruyor. Yetişkinlerin kurduğu bu iklimi baştan aşağı sorgulamak çok daha hayatidir, diyor ve ekliyor: “Her nesil, kendinden sonrakine sadece kurumlar ve miraslar değil, bir ruh hâli de devreder.”
Ortadoğu’dan dünyaya sayfalarında ise Malcolm X’in 15 Eylül 1964’teki Gazze ziyaretinden Seyyid Kutub’un düşüncelerinin muhasebesiyle Raşid Gannuşi’nin karşı karşıya kaldığı zulümlere, Etiyopya’da yaşananlardan stratejik bağımsızlığa pek çok konu ele alınıyor. Bu kısımdaki yazılardan birkaçı şöyle: Cemal Sultan “Edebiyat ile Siyaset Arasında Seyyid Kutub: Uzlet ve Baskının Ağırlığı Altında Düşüncenin Yolculuğu”, Mahmud Ebu Bekir “Abd, Tigray Krizi ve Etiyopya”, Lahsan Haddad “Bir Güç Kaynağı Olarak Stratejik Bağımsızlık”, Tesnim Gannuşi “Babam Sebatkârların En Ön Safında”.
NATO 3.0 SÖYLEMİ, İÇ GERİLİMLER VE STRATEJİK BAĞIMSIZLIK
Türkiye, 7-8 Temmuz 2026 tarihleri arasında ittifakın geleceğine ilişkin kararların alındığı NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yaptı. Uluslararası diplomasinin nasıl işlediğini gözlemlemek için önemli fırsatlar sunan Ankara’daki zirve, medyada daha çok karşılama törenlerinde seçilen müziklerden hazırlanan gösterilerin her mecraya uygun sunumu gibi göstergelerle konuşuldu. Zirve öncesinde kanuni ve meşru protesto hakkını kullanmak isteyen herkesin üstüne gidilmesi ise ister istemez gayrimemnun oluşturma stratejisinin değirmenine su taşıdı.
Kendi güvenlik mekanizmalarını kurma arzusunu her düzlemde dile getiren ancak stratejik yolunu henüz tanımlayamayan Avrupa ülkelerinin ABD’nin patavatsız isteklerinden rahatsızlık duydukları malum. Ancak şunu söylemek gerekir: NATO’nun iç sorunlarından en az etkilenecek ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. ABD-Avrupa arasındaki kriz ve çıkar çatışması, Türkiye üzerindeki baskıları azaltacak sonuçlar üretmeye devam ediyor. Öte yandan ekonomik ve askerî çatlaklarla anlam kazanan büyük güç rekabeti sürecindeki manzara eskisinden hayli farklılaşmış vaziyettedir.
Derginin bu çerçevede hazırlanan dosyasına Mustafa Aydın “Batı için Bir Zorunluk Olan NATO’nun Türkiye Açısından İfade Ettiği Anlam”, Metin Alpaslan “NATO Zirvesinden Ne Çıktı?”, Mehmet Beyhan “Cilası Dökülen İttifak: NATO’nun Yapısal Krizi”, Ömer Behram Özdemir ise “NATO’nun Yeni Yol Haritası ve Türkiye’nin Rolü” başlıklı yazılarıyla katkıda bulunuyor.
DÜŞÜNCE DÜNYAMIZ VE KÜLTÜR SANAT
Derginin kritik bölümü Kâmil Yeşil’in “Sultan Vahideddin Tartışmasının Düşündürdükleri” başlıklı yazısıyla başlıyor. Yeşil, Millî Eğitim Bakanlığının Kurtuluş Savaşı yerine Millî Mücadele kavramını önermesinin ardından başlayan tartışmalarda yeniden gündeme gelen Sultan Vahideddin tartışmasını Bülent Ecevit'in 2005 yılında söyledikleri ve buna karşı gösterilen tepkilerle Ali Ulvi Kurucu'nun hatıralarından bir anekdot üzerinden değerlendiriyor.
Ömer Kantarcı “Mehter Marşı ve Hatırlattıkları” başlıklı yazısında NATO Zirvesi vesilesiyle gündeme gelen mehteri tarihçesi ve Âkif Emre’nin yazdıkları bağlamında ele alıyor.
Mehmet Akın “Seküler Mahallenin Makbul İlahiyatçı Eşhâsı” yazısında hem bu tipolojinin özelliklerini hem de selefilik bağlamındaki ilmî olandan uzak insafız değerlendirmelerini gözler önüne seriyor.
Müzeyyen Begüm Çağlar ise kitapları 1980’lerin sonundan itibaren Türkçeye çevrilen John L. Esposito’nun hayatını, yazdıklarını ve problemli yanlarını “John L. Esposito’dan Geriye Ne Kaldı?” başlıklı yazısında ele alıyor.
Ali Akgün “İhvân Tarihinde Üç Dönem ve Üç İsim” yazısında Hasan el-Benna, Seyyid Kutub ve Münir Muhammed Gadban’ın düşüncelerini ve hareket tarzlarını ana hatlarıyla analiz ediyor.
Aytaç Ören “Yaşayan İslâm” bölümündeki “Cuma Kayıtları” yazı dizisini “Civanperçemi” metni ile sürdürüyor. Ören şöyle diyor: “Zamane toplumu ne kadar çürürse çürüsün, ne kadar bozulursa bozulsun, toplumla beraber insan ne kadar yara alırsa alsın, toprak altında sabırla bekleyen/ bekletilen o ‘şifalı öz’ bir gün gün yüzüne yaraları sarmak için keskin kokusuyla çıkacaktır.”
Bu bölümün diğer yazsı ise Yahya Bilginer tarafından kaleme alınan “Meşhur Ama Pek Tanınmayan Bir Yayıncının Ardından” başlıklı yazı. Bilginer, yayıncı ve hattat Yusuf Tavaslı’nın hayatını ve popüler yayıncılığını Cumhuriyet devrindeki değişimler zaviyesinden anlamlandırmayı deniyor. Müellifin bazı kitapları üzerinden kaleme alınan yazı, aynı zamanda 1950 sonrası dinî yayıncılığa dair birtakım hatırlatmalar içeriyor.
Halim Sezer’in “Selahaddin Eş Çakırgil’in Enver Paşa’sı” yazısı ise kültür sanat sayfalarının ilk metni. Sezer, Çakırgil’in 2022’de neşredilen kitabından hareketle Türkiye’deki yakın tarih tartışmaları içinde Enver Paşa’nın konumunu belirginleştiriyor.
Gülşen Özer, “Geçmeyen Şimdiki Zamanın İzinde” yazısında Günay Bulut’un Ejderha Çantası kitabını değerlendiriyor ve şunlara dikkat çekiyor: “Günay Bulut, ‘hiçbir şey umurunda değilmiş’ gibi davranmaya adanmış anların öykülerini yazmaz. Kürek çeker gibi kırılma anları üzerinden insanların yaşadıklarını çerçeveler. Dinlemeyi, anlamayı, yalansız ve riyasız konuşmayı salık veren bir öykü dünyası vardır.”





