2013 yılında Newyork Times gazetesinde Bayan Robin Wright imzasıyla bir yazı yayınlandı. Yazıda Ortadoğu ve Afrika’daki 5 ülkenin sınırlarının değiştirileceği ve bunlardan 14 devlet çıkarılacağı söyleniyordu. Bu 5 ülkenin Irak, Suriye, Yemen, Suudi Arabistan ve Libya olduğu yazılıyordu. Yeni kurulacak devletlerin isimlerinin ise Sünnistan, Şiistan, Vahabistan, Kürdistan gibi etnik ve mezhepsel farklılıklara göre şekilleneceği ifade ediliyordu. S. Arabistan dışındaki ülkelerin başına gelenler ortada. İçinde yaşadığımız süreçte de görüyoruz ki, tıkır tıkır işletilen planlarla sınırlar yeniden çizilmeye çalışılıyor. Şimdi müdahale edilme sırası Suudi Arabistan’a geldi. 

ABD bugün bile arkasında kimlerin olduğu sorusunu cevaplayamadığı 11 Eylül’ün hesabını sözde sormaya devam ediyor. Afganistan ve Irak bu gerekçeyle işgal edilmişti. Geçen ay ise 11 Eylül saldırılarında hayatını kaybedenlerin ailelerine Suudi Arabistan’a dava açma hakkı veren yasa tasarısı ABD Senatosu ve Temsilciler Meclisi’nde kabul edildi. Yasanın tam adı “Terör Destekçilerine Karşı Adalet Yasası”. 

Bu sonuçla beraber S. Arabistan’ın ABD’de bulunan 750-800 milyar dolarlık parasının bloke edilmesi tehlikesi ortaya çıktı. ABD’nin bu paraları açılacak tazminat davalarına karşılık tutacağı iddia ediliyor.

S. Arabistan zaten birkaç yıldır ekonomik zorluklarla boğuşuyor. Petrol fiyatlarındaki düşüşlerle beraber bütçe açıkları ekonomik dengelerini bozdu. 100 milyar doları aşan açıkları nasıl kapatacaklarına dair yöntemler arıyorlar. Geçen yıl benzine tarihte görülmemiş şekliyle yüzde 50’nin üzerinde zam yapmışlardı. Bu şekildeki politikalarla açığın olumsuz sonuçlarını asgariye indirmeyi hedefliyorlar. 

Şimdi can alıcı soru şu; S. Arabistan bütün bu sıkıntılarına rağmen 1 trilyon dolara yaklaşan parayı ABD bankalarında neden tutuyor? Akıl tutulması makul bir cevap olarak kabul edilebilir mi? ABD ekonomisini ayakta tutmak için yapılan bu fedakârlıkların gerekçesi nedir? Bütün bunlar bile ABD’yi tatmin etmeye yetmiyorsa, elinizi verdiğiniz halde kolunuz da talep ediliyorsa, hâlâ ABD ile birlikte sorunlara çözüm aramak öngörülen acı sonu değiştirmeye yeter mi? 

S. Arabistan bütün bunları sorgulayacağına ilginç bir şekilde çareyi başka bir yerde buldu. İşin kolayına kaçtı. Yani cezayı ümmete kesti. Kendi yanlışlarının hesabını ümmete ödettirmek gibi bir anlaşılması güç bir adım attı. 3 yıl içinde umreye ikinci kez gideceklerden 560 USD vergi alacağını duyurdu. 3 yıl içinde ikinci kez umreye gitmeyi düşünenlerin zaten maddi durumu yerindedir denebilir. Ben işin orasında değilim. Her yıl umreye gidenlerden bazılarının bu kutsal ziyareti salt turistik bir seyahate dönüştürdüğü şeklinde eleştirileri de duyuyorum. Bütün bunlara rağmen S. Arabistan’ın sorunların çözümü için bütün Müslümanlara ait olan kutsal mekânları haraç keser gibi bir mantıkla idare etmesini yanlış buluyorum. Her başı dara düştüğünde en kolay yolu tercih ederek Hac-Umre ziyaretleri üzerinden çözüm aramasına itiraz ediyorum.

S. Arabistan bu sıkıntıların üstesinden gelmek istiyorsa, kendisini terör destekçisi olarak ilan eden ABD ile yürüttüğü işbirliği alanlarını gözden geçirmeli. Çözümün anahtarı orada.