Yine bir ABD ziyareti ve yine Türk basınının kerameti kendinden menkul manşetleri… Bu sefer “tarihi” ve “yeni dönem”de karar kılan Türk basını, rutin hale gelen bir ziyareti alladı da pulladı. Her daim Türk basını için çok önemli bir gündem olan ABD ziyaretleri, son dönemlerde “iktidara yakın medya” için de daha da kritik olarak değerlendiriliyor. Muhafazakar medyanın hal-i pür melali bu yani…

Türk siyasetinde her daim ABD’ye yapılan ziyaretlerden büyük beklentiler söz konusu olmuştur. Bu başlı başına bir sıkıntıdır, ancak her seferinde de gözden kaçmaktadır. 

Yapılan ziyaretten önce gündeme gelen “Bu ziyaret virgül mesabesinde değil, nokta mesabesinde olacaktır” cümlesinin üzerine atlayan Türk basını, “Nokta koyacağız” minvalinde manşetler atmışlardı. Burada şöyle bir ilginçlik, hatta garabet var. Birçok gazete “mesabe” ifadesini “mesafe” olarak yazdı. Her geçen gün kan kaybeden Türk basını, giderek kelime haznesinden de feragat ediyor anlaşılan.

Aslına bakılırsa, “bu ziyaret nokta mesabesinde olacaktır” ifadesi de muğlak bir ifadeydi. Buradan “nokta koyacağız” anlamı çıkarmak da başlı başına maharetti. Ki öyle bir anlam çıksa dahi, Cumhurbaşkanı Erdoğan “Nokta koyarsak olmaz” diyerek “virgül mü, nokta mı” meselesine “nokta koymuş” oldu. Ki, yapılan ziyarette “nokta konulan” başka da bir mesele olmadı zaten.

Bu ziyaret ve yapılan görüşmeden hareketle “yeni dönem” deniyorsa eğer, her yeni ABD Başkanı’na yapılan ziyaretler için de “yeni dönem” dendiğini hatırlamak gerek. Öteden beri, her yeni ABD Başkanı için Türkiye’de “yeni dönem” ifadeleri kullanılır ve neticede de hiçbir şey değişmez. İktidar medyasının büyük bir coşkuyla attıkları “yeni dönem” manşetlerine acaba kendileri inandı mı, merak edilesi bir konudur.

“Tarihi ziyaret” faslı da hemen her ziyaret için söylenen bir klişedir aslında. Irak ve Suriye’deki gelişmelerin gölgesinde yapılan bu ziyarette, mesela en önemli gündem maddesi ve Türkiye’nin haklı tepkisine neden olan YPG meselesinin konuşulmamış olması dikkat çekicidir. “ABD ile yeni dönem” diye ortaya konan “şey”, nasıl olur da bir umut vesilesi veya sorunlara çözüm kaynağı olarak değerlendiriliyor, anlamak güç. Bölgedeki sorunların yegane kaynağı olan bir ülkeden “çözüm” beklemek, ummak, üzerine düşünmeyi gerektiren bir haldir. 

Trump’ın görüşme sonrası yaptığı açıklamalara bakıp da “yeni dönem” diye manşet atabilmek, ya müthiş bir iyimserliğe, muazzam bir Polyannacılığa veya göz göre göre insanları aldatmayı işaret eder. Trump, adeta alay eder gibi “Kore’de birlikte savaştık” dedi, ta 70 sene öncesine uzandı, bir hiç uğruna girdiğimiz bir savaşı hatırlattı. “Türkiye’nin PKK ve IŞİD’e karşı verdiği mücadeleye destek veriyoruz” dedi, ancak YPG’ye verdikleri aleni desteği söz konusu bile etmediği gibi Türkiye’nin çekincelerine de yanıt dahi vermedi. Neticede standart cümleler dışında hiçbir şey söylemedi yani.

Görüşmeden çıkan tek somut netice, ABD’nin FETÖ’den tutuklanmış bir papazın iadesini istemesi oldu belki de. Bir de, Trump’ın, Türkiye’nin istediği silah siparişlerinin hızla teslimatı için çalışacaklarını söylemesi tabii… Geçenlerde de Suudi Arabistan’a 100 milyar dolarlık silah satacağı açıklanan ABD, bizi de müşteri listesine ilave edecek yine!

İşin ilginç tarafı, ortaya net bir netice çıkmayan bu ziyaretle ilgili olarak, muhafazakar medyanın ABD’ye, ABD Başkanına adeta “kutsiyet atfeden”, hayret verici yorumlarıdır. “Merkel’le el sıkışmayan Trump bizle el sıkıştı” gibi, Trump’ın jest ve mimiklerinden derin manalar çıkarmaya uğraşmak gibi gariplikler, bir zamanlar cami çıkışlarında ABD’yi protesto eden kesimlerin bile ABD muhibbi kıvamına geldiğinin resmiydi herhalde. 

Sözün özü; Trump uçmasa da bizim iktidar medyası uçuracak; ortaya hiçbir somut netice konmayan bir görüşmeden hareketle “yeni dönem” masalları anlatılmaya devam edilecek ahaliye.