Almanya’dan Şaban Turhal’ın “Gurbetçinin Çilesi” başlığı altında bir mektubuna yer vermiştim, (21.09.2016) bu köşede. 

Şaban Turhal, ‘yurt dışında yaşayıp Türkiye’de borçlanarak emekli olan vatandaşlarımızın’ sıkıntılarını dile getirdikten sonra şöyle seslenmişti; “AK Parti hükümetine, Maliye Bakanlığı’na ve İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Sayın Mustafa Yeneroğlu’na ve muhalefet partilerine seslenmek istiyorum; lütfen bu sorunu çözün!”

***

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı, İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu’ndan ses geldi. 

Konunun hassasiyeti ve çok sayıda gurbetçiyi ilgilendirmesi açısından Mustafa Yeneroğlu’nun bu açıklamasını köşeye aynen alıyorum. Şöyle diyor, Mustafa Yeneroğlu;   “Sayın Adnan Bey,

Köşenizde ‘Gurbetçinin çilesi’ başlığı altında Almanya’dan Şaban Turhal isimli okuyucunun görüşlerine yer verdiniz. Öncelikle yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızı ilgilendiren bir konuyu, okuyucu mektubu üzerinden gündeme getirdiğiniz için teşekkür ederim. Hayatını yurt dışında devam ettiren Türkiye kökenli insanlarımızın meseleleri, yaşadıkları ülkelerde karşılaştıkları sorunlar ve fırsatlar ayrıca ülkemizle olan tarihi ve kültürel bağları gelecekte medyada daha fazla işlenmesi gereken bir alandır. Nihayetinde yurt dışında 6 milyona yakın vatandaşımız yaşamaktadır ve bu rakam Türkiye’deki pek çok ildekinden daha fazla bir nüfusa tekabül etmektedir.

Okuyucu mektubunda da ifade edildiği gibi ‘Hükümetimiz seçimler öncesi yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza verdiği birçok sözü tutarak yasal ve idari düzenlemeleri yapmıştır.’ Bu kapsamda örneğin, ciddi bir ekonomik yük olan ve bazı vatandaşlarımızın anavatanla bağının neredeyse kopmasına neden olan dövizle askerlik bedelinin 6.000 avrodan 1.000 avroya düşürülmesi, diğer ülkelerle kıyaslandığında yüksek olan pasaport harçlarının makul bir seviyeye düşürülmesi ve yurt dışından getirilen araçların Türkiye’de kalış sürelerinin iki yıla çıkartılmasıyla yurt dışındaki vatandaşlarımız için önemli kolaylıklar sağlanmıştır.

Şaban Turhal Bey’in ifade ettiği yurt dışında yaşayıp Türkiye’de borçlanarak emekli olan vatandaşlarımızın bulundukları ülkelerde yarı zamanlı olarak çalışabilmesi hususu da gündemimizde olan bir konudur. Yürürlükteki mevzuat buna imkân vermemektedir. Konuyla ilgili uygun bir düzenleme geliştirme noktasında çalışmalarımız devam ederken, ortaya çıkacak somut gelişmeleri vatandaşlarımızla paylaşacağımızı ifade etmek isterim. 

Bununla birlikte yurt dışında yaşayıp borçlanarak emekli olan kişilerle Türkiye’de çalışarak emekli olanları mukayese etmek doğru bir yaklaşım değildir. Dünyada sadece bizim uyguladığımız borçlanarak emekli olma uygulamasında, yurt dışında yaşayanlar kısa süre çalıştıktan sonra prim ödeyerek emekli olabilirken Türkiye’deki çalışanlar için böyle bir imkân söz konusu değildir. Ayrıca borçlanarak emekli olan vatandaşlarımızın emekliliklerinin karşılanmasında kendi primlerinin yeterli olmadığını daha ziyade emekliliklerinin Türkiye’deki vergi mükellefleri tarafından karşılandığını da hatırlatmak isterim.

Bu arada, okuyucu mektubunda kullanılan ‘Gurbetçinin çilesi’ başlığıyla ilgili düşüncelerimi de aktarmak isterim; 

50 yılı aşkın bir yurt dışı geçmişine sahip ve o ülkelere yerleşik olan insanlarımızın hâlâ ‘gurbetçi’ olarak tanımlanmasının, kendilerinin sosyal durumuyla örtüşmediğini düşünüyorum. Artık ‘geçici-mevsimlik işçi’ olarak oralarda hayatlarını sürdürmüyorlar. Almanya, Avusturya, Fransa, Hollanda veya Belçika’nın yerleşik asli unsuru olarak ve tabi ki Türk vatandaşı, çifte vatandaş ya da Türkiye kökenli olarak oralarda yaşıyorlar.

Bu bakış açısından hareketle ülkemizin daha atacağı çok adımlar bulunmaktadır. 

Elbette okuyucu mektubunda dile getirilen kronikleşmiş günlük sorunlar çözüme kavuşturulacaktır. Ancak bununla birlikte öncelikle yoğunlaşılması gereken alan, vatandaşlarımızın ülkemizle olan bağının güçlendirilmesi ve kültürel mevcudiyetinin korunması maksadıyla yurt dışı eğitim ve kültür politikalarının yeni bir çerçeveye kavuşturulmasıdır.”

***

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı, İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu’na teşekkür ediyorum.

Konuya yakın alaka gösteren Mustafa Yeneroğlu’nun Basın Danışmanı Zeynep Berre Özçelik’e de ayrıca teşekkürler.

BİR “KOMİSYONU RED” ÖYKÜSÜ…

Mehmet Elkatmış…

Hukukçu, eski milletvekili ve TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu Başkanı…

Elkatmış, bu önemli konu hakkında yazışmalarını sürdürür, isimleri TBMM’ye davet ederken bir mektup da dönemin Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Teoman Koman’a yolladı. Araştırma Komisyonu, JİTEM, Hizbullah gibi örgütlerin kurucusu ve hamisi olduğu iddiası ile adı sık sık gündeme gelen ve bir dönem MİT Müsteşarlığı da yapan Koman’ın ifadesini almak istedi.Komisyon üyeleri en çok da “JİTEM”i merak ediyordu.  Koman, Meclis Susurluk Araştırma Komisyonu’na çağırıldığı halde gelmeyi reddetti.  

***

Elkatmış, bir kez de “eski MİT Müsteşarı” sıfatıyla Koman’a bir davet daha yolladı. 

Ertesi sabah bir asker, elinde kapalı, “gizli” ibareli bir zarf getirdi. 

Yazıda, Teoman Koman, “Komisyonunuz beni davet etmiştir. Ancak MİT kanununa göre müsteşar ancak Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve MGK’na bilgi verebilir. Onun dışında hiçbir kurum veya kişiye bilgi veremez. Bu nedenle komisyonunuza gelip bilgi vermem mümkün değildir. Ancak bu iş, sanki silahlı kuvvetlerle TBMM arasında bir güç gösterisine dönüşmüştür” diyordu. Teoman Paşa, davetin yapıldığı tarihte MİT Müsteşarı değil, Jandarma Genel Komutanı idi…

***

TBMM milletin, milli iradenin temsil edildiği bir yer. Hiçbir bürokratik makam millet iradesinden daha üstün görülmemeli.  Bu anlamda, TBMM 15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu çalışmalarının da önemli olduğunu vurgulamak istiyorum…

İKİ BİLGİ KIRINTISI

Eski İçişleri Bakanı Efkan Ala, TBMM 15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu üyelerine bilgi verirken şu iki hususun altını çizdi; 

1) “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Davos’ta ‘one minute’ çıkışından hemen sonra bu örgüt hükümet aleyhine dinlemeler yapmaya başladı. Ortalama 250 bin kişiyi dinlediler.”

2) “Fetullah Gülen Terör Örgütü, 1980’li yıllardan itibaren devletin önemli kademelerine sızmaya başladı. 28 Şubat süreci bu örgütün önünü açtı.” 

İSTANBUL VALİLİĞİ BU AKSAMAYI KALDIRABİLİR Mİ?

Selamünaleyküm, Adnan Bey. Sarıyer’e bağlı Ayazağa Cendere Caddesi ile Kemerburgaz Caddesi ve Evyap Camii kavşağında bulunan bir film stüdyosuna seyirci getiren şehirlerarası büyük otobüsler, söz konusu yerlere sağlı, sollu park etmeleri sonucu ana arter yolları saatlerce işgal ediyor. 

Bunun sonucu olarak da bölgede trafik akışı büyük oranda aksıyor.  

Ayrıca park edilen yere çok yakın olan İETT Ayazağa otobüs garajına geliş gidiş yapan yüzlerce İETT otobüsü büyük oranda engelleniyor. 

Biliyorsunuz, İETT kamu hizmeti ifa eden resmi bir kurum. İETT otobüslerinin hizmet akışını engellemek demek bu hizmetin de büyük oranda yapılamaması demektir. 

Bu keşmekeş durumdan kamunun kurtarılması ve hizmetlerin daha verimli yapılabilmesi için yöneticilerimizin duyarlı olmasını talep etmekteyiz. 

İstanbul Valiliği’nden, bu aksamayı kaldırması için bir adım atmasını bekliyoruz. 

Bu yönde sizlerin katkısını bekler, hizmetlerinizin devamını Cenabı Allah’tan dileriz. Hoşça kalınız. (Kurtuluş Vasiyet).

***

Hep İETT’den müşteki olunacak değil ya. İşte ahan bu da İETT’nin daha verimli çalışması için bir şikâyet…