Kadın eşi ile birlikte apartmandan içeri girerken girişte toplanan hanımlar imalı bir ifade ile bakıp fısıldaştılar. Aralarından biri başını kaldırdı ve “Bu kadar güzel bir kadın bu tıfıl adamı nereden bulmuş, hiç uyuşmuyorlar. İnsan toplum içine çıkabileceği birini tercih eder” dedi. Zamanı maksadına uygun şekilde kullanmazsanız derin bir boşluğa düşerseniz ve bu boşluğu doldurabilmek için kendinize meşgale aramaya başlarsınız. İstanbul’un güzide ilçelerinden birinde bir apartmanda yaşayan birkaç kadın bu boşluğu doldurabilmek için kendilerine bir kurban seçmişler ve rutin olarak yaptıkları işleri tamamladıktan sonra bir araya gelip haset ve kıskançlıklarını kusuyorlardı. Her nedense suya sabuna dokunmayan bir kadının eşiyle uyumu bu insanlara dert olmuştu ve birkaç gün önce bu marazi düşüncelerini kendisine de ifade edip büyük bir iş başarmışçasına kasılmışlardı. Bu aslında hepimizin aşina olduğu bir durum değil mi? Zira biz dedikodunun, gıybetin haram olduğunu her fırsatta dile getiririz fakat ortam müsait olduğunda dedikoduyu çay sohbeti adı altında servis etmekten de kaçınmayız. Yetersizlik duygumuzu, güvensizliğimizi muhataplarımızın kişisel sınırlarını delerek onarmaya çalışırız.

Özel alanımızı, kişisel sınırlarımızı korumaya özen gösteririz ki; dinimiz bu sınırları “temel haklar” olarak tanımlamıştır. Müşterek olan bu hakların ne olduğunu ve nasıl korunması gerektiğini çocukluk döneminden itibaren öğrenmeye başlarız. Tavrımız nettir; kendi sınırlarımızı koruduğumuz gibi diğerlerinin sınırlarını da korumak zorundayızdır ve bu anlayışla hareket ederiz… Fakat insan ilişkilerinde yakınlığa önem veren halkımız rotası belli olmayan bir rüzgâr gibi esiyor ve sınırların ötesine geçerek insanların mahrem alanlarına kadar girebiliyorlar. Bir ülkeyi işgal etmek gibidir bu… Ancak sözü yıkıcı bir silah olarak kullanan insanlara bunu bir türlü anlatamazsınız…

Şimdi düşünün… Birkaç kadın bir araya gelmiş güzel bir kadın çirkin bir erkekle nasıl evlenebilir diyorlar… Kardeşim size ne? Siz hiç haddiniz olmayan bir meseleye burnunuzu sokarak nereye varmak istiyorsunuz? Ne yapmaya çalışıyorsunuz?

Kültürel değerlerimizde evliliklerde denkliğin dikkate alınması tavsiye edilmiştir… Peki, bahsi geçen denklik hangi konuda olacak? Sadece fiziki alanda mı? Sadece sosyal ve ekonomik statü alanında mı? Sevgili Peygamberimiz, “Bir kadınla parası, güzelliği ve ahlâki özellikleri için evlenilebilir ama siz ahlâken iyi olanı tercih edin” ifadesi ile neye işaret etmiştir?

Ne yazık ki küresel medya aygıtları sömürgeleştirilen halklara görünürlüğü önceleyen sığ bir bakış açısı aktardı. Bu anlayış kitlelerin zihinlerine o kadar yerleşti ki, insanlar içsel zenginlikleri yok saymaya ve her şeyi görünürlük üzerinden değerlendirmeye başladılar. Oysa evlilikle ilgili yapılan araştırmalarda içsel özellikler bakımından müştereklere sahip olan eşlerin daha uyumlu olduğu ve bu kişilerin evliliği ayakta tutan değerleri daha zinde tuttukları görülmüştür. Evliliklerdeki denkliği sadece ekonomik ve sosyal statü ya da görünürlükle ilişkilendirenler ilişkilerde bunların tek başına işe yaramadığını geç de olsa anlamış ama buna rağmen popüler kültürün etkisinden kurtulamamışlardır.

Denklik kavramının farklı versiyonlarını dikkate alabilirsiniz ancak ahlâki özellikleri çıkardığınızda geriye kalanlarla hayatınızı mutlu şekilde sürdürmeniz mümkün olmayacaktır. Evlilik sürecinde hayatınızı paylaştığınız kişinin merhametine, anlayışına, empatik özelliğine, hakkaniyetine, paylaşımına ihtiyaç duyacak ve ilişkilerinizi bu değerlerle birlikte sürdürebileceğinizi göreceksiniz. Kabul etmeliyiz ki; ilişkilerimizi güçlü kılan sevgidir, sevginin kaynağı ise dışarıda değil içeride, kalbimizin derinliklerinde gizlidir…