“Bu vatan toprağın kara bağrında” diye başlayan, “Sıradağlar gibi duranlarındır” diye devam eden bir şiir var, bilirsiniz. İşte bu şiirdeki gibi, yüreğini kötülüklere karşı siper etmiş, otuzlu yaşlarına koskoca bir maziyi sığdırmış, yaşadığı andan sorumlu olduğu bilinciyle hareket etmiş bir evladımızı geçtiğimiz hafta sonu vatan toprağına emanet ettik. O ve onun gibi şehadet şerbetini yudumlayan emniyet güçlerimizin, sivil vatandaşlarımızın şahsında “devletin malı...” diye başlayan tekerlemelerin herkes için geçerli olmadığını bir kere daha teyit etmiş olduk. Evet, Derik Kaymakamımız Muhammed Fatih Safitürk’ten bahsediyorum. Bu vatan onun gibi yardan da serden de geçenlerin sayesinde bugün ayakta. Doğu’da, Güneydoğu’da gerek geçmişte bazı devlet görevlilerinin yanlış davranışları, gerekse terör örgütünün kara propagandası ile devletin yüzü soğuktur algısı sürekli desteklendi. Şehit kaymakamımız Safitürk gibi bürokratların varlığı bu algının değişmesine çok önemli katkılar sağladı. Rahmetli Vali Recep Yazıcıoğlu, Şehit Emniyet Müdürü Gaffar Okkan, ölümünün kaza mı, suikast mı olduğu bugün bile hala muamma olan Orgeneral Eşref Bitlis gibi şahsiyetler Ankara ile bölge insanımız arasında sağlam birer köprü oldular. Bizim bu şekilde hareket eden, sahip oldukları unvanları milletimize hizmet vesilesi olarak gören, makamların geçici olduğunun bilincinde olan ve şu fani dünyada “hoş bir sada” bırakmak için mücadele eden devlet görevlilerine ihtiyacımız var. Ancak onların fedakârca gayretleriyle devlet-millet kaynaşması tam anlamıyla sağlanabilir.
Evet, milleti devletle bütünleştirmeye mecburuz. Bunu engellemek için dün ASALA terörü vardı, şehit edilen diplomatlarımız vardı. Bugün PKK’nın şehit ettiği kaymakam, emniyet müdürü, askerlerimiz, polislerimiz, korucularımız, sivil vatandaşlarımız var. Yani terör örgütlerinin adı değişti ama dün olduğu gibi bugün de ülkemizin birliği, beraberliği, kardeşliği ve huzuru doğrudan hedef tahtasına konulmuş durumda.
Bitmez, bitirilemez denilen ASALA’nın adını bugün genç kuşaklar arasında hiç duymayanlar var. Yarın da bugünleri sadece tarih kitaplarından okuyan nesiller olacak. Kürt’e rağmen Kürtçü, halka rağmen halkçılık yapanlar, ne boş bir hülyanın peşinden gittiklerini mutlaka görecekler. Bir taraftan Marksist-Leninist olup Müslüman mahallesinde salyangoz satanlar, diğer taraftan ırkçıdan daha beter ırkçılığı nasıl başardıklarının cevabını veremeyecekler. Ne yaparlarsa yapsınlar, her bir rengiyle kardeşliği iliklerine kadar yaşayan bir milleti birbirine düşman edemeyecekler.
Biz bütün bu olanların başımıza kimler tarafından örüldüğünü ve her dönemin önceliklerine(!) göre türetilen terör örgütlerinin düğmesine nerelerden basıldığını iyi biliyoruz. Bir büyüğüm, küresel emperyalizmin ana hedefinin, bizi geldiğimiz topraklara geri göndermek ve İstanbul’u, Anadolu’yu bütün Müslümanlardan temizlemek olduğunu söylemişti. El hak doğru! Eğer onların hedefi buysa, bizim de bunca kuşatılmışlığı yarmak için en az gelecek yüzyıl sonrasını kavrayıp yorumlayabilecek bir ferasete ihtiyacımız var. Ancak o zaman babasının kıldırdığı namazla, haklarımızı helal ederek, Rahmet-i Rahman’a uğurladığımız Şehit Kaymakamımız ve onun gibi önden gidenler bizlere haklarını helal ederler.