Özgür gençler derneği nin başkanı Özgür bey, Özgürlük meydanında taşınacak pankartları ve atılacak sloganları belirler. Meydanda kargaşa çıkmaması için özgür gençleri uyarır, "Bu pankartalardan başka pankart taşınmayacak, bu sloganlardan başka slogan söylenmeyecek" der.
Özgür ülkenin özgür polisleri onları özgürlük meydanından toplarlar ve iyice karakol eğitiminden geçirirler.
Doktora öğrencisi, sorumlu profesörle görüşürken profesörü, öğrencisinin topladığı belgeleri ikiye ayırır ve "Şunları yaz, bunları yazma" der. "Onlar daha önce yazıldı" diye öğrencisinden cevap aldığında "Resmi tarihe ters düşen bir belgeyi yayınlatamam" der o değerli özgürlükler üzerine en çok konuşan ve açıkoturumların olmazsa olmazı profesörümüz.
Milletvekilimiz, aday olabilmesi için ilçe ve il başkanlarının bir dediğini iki etmemek üzere çalışacak.
Aday adaylığını başarmışsa Ankara da birkaç gün hazır ol vaziyette duruşlar sergileyecek. Seçildikten sonra başkanın öğleden önce söylediği yanlışın doğruluğunu anlatacak, başkan öğleden sonra geri adım atmışsa bunlar geriye doğu koşacak.
Bir reklam filminde, bir bayan dağ-taş dolaşıyor ve "Ben özgürüm" diyor. Giydiği pantolonun rengini desenini, kumaşını belirleyen, nasıl giyileceğini, fötr şapkanın başta duruşunu belirleyen reklam filmini çekenler. Hangi dağa çıkacağını, hangi dereden geçeceğini belirleyen yine onlar. Dağdan etrafı seyrederken bakışlarını ve yüz çizgilerinin nasıl olacağına karar veren ve özgürlüğünü ifade ederken söyleyeceği kelimeleri dahi seçen yine o görünmeyen eller ve diller. Ne ise ki bu bir reklam filmi idi
Hukukun ne kadar özgür olduğunu Anayasa Mahkemesi üyeleri, Adalet Bakanlığı üst düzey hukuk adamları, herkesin anlayacağı dilden bütün dünyaya anlatıverdiler.
Çok satan bir gazetede çalışan bir dostuma sordum "Patron size talimat verir mi " dedim.
Arkadaşım "Patronun ne istediğini söylemeden anlayacak halde olmayanı gazeteye almıyorlar. Bu gazetede çalışmaya karar veren kişi bu prensiplerin yarısını kendisi de farkına varmadan içselleştirmiş ki buraya müracaat ediyor. İçeri girdikten sonra mesela haber dairesinde çalışırken muhabirin gönderdiği haberin nasıl değiştirilerek verildiğini görür. O hiç soru sormadan prensipleri öğrenir" demişti.
Roma yı anlatan filmlerde köleleri kırbaçla çalıştıran, kendisinin özgür olduğuna inanan Romalı askerler, kendilerinin de köle olduğunun farkında değiller.
"Çok şükür, günümüzde böyle bir şey yok" demeyin. Romalı askerler işkence ediyor, sonra çalıştırıyor, ağzına bir kap çorba veriyordu. Romanın yüz yılda öldürdüğünü bugünkü zorbalar bir yılda öldürüverdiler Irak ta.
Onların kırbaççılarının görevini günümüzde İngilizce bilen sabahın erken saatlerinde Amerikan gazetelerinden emirleri alıp "Sakın ha Amerika yı üzecek söz ve tavırlara girmeyin Amerikasız olmaz" diyenler aynı görevi yerine getiriyorlar.
Yıllarca bu ülkede sosyalistlerin dergilerini, derneklerini kapitalistlerin finanse ettiğini eski sosyalistler yaşlanınca yazdıkları hatıratlardan ve kapitalistlere kapıkulu olmalarından anlıyoruz. Bir zamanlar özgürlük kelimesini çokça kullanan, "Kulluk tan kurtulduk" diyen, binlerce kula kul olanlar şimdi zorbaların spikeri, baskıcıların basın tetikçisi, dayatmacıların kırbacı ve Müslüman avcısı oldular.
Biz, siyasi, ekonomik ve silah gücünü eline alarak, baskı, zorlama korkutma, istibdat vs.. liflerinden kanun kırbaçları örerek, ülkeyi toplama kampına döndürüp halkını dövenlere karşı "İyyake n abüdü= Biz, ancak Sana kulluk ederiz" yani kula kul olmayız diyerek hep birlikte özgürlük sloganını günde beş vakitte kırk defa Fatiha suresinde tekrarlarız. Çünkü Hasan Âli Yücel in dediği gibi:
Hürriyetsiz ibadet olmaz,
Hürriyetsiz diyanet olmaz.
İmana yakışmıyor esaret,
Hür olmadadır bütün selâmet.
İslâmiyet bu kurtuluştur,
Hürriyeti dinde bir buluştur.
Feyz aldım onun hakikatinden,
Kurtuldum esirlik âfetinden. ("Allah Bir" Türk Tarih Kurumu Basımevi Ankara 1961)
Mevlâna: "Ben kul oldum, ben kul oldum, ben kul oldum. Köle hür olunca sevinir, bense Sana kul olunca sevinirim" der.
Hersek li Arif Hikmet bey de:
"Yare kul olmakla buldum devleti hürriyeti,
ihtiyarımla esaret geldi, kendimden bana" diyor. Yani: "Kendi içimden, kendi özgür seçimimle yare (Allah a) kul olunca özgürlüğün tadını, saltanatını buldum" diyor.