İslamî değerlere bağlıysanız,
* Çocuklarınızı seviyorsanız,
* Ailenizi seviyorsanız,
* Helali istiyorsanız,
* Ümmet’i seviyorsanız,
* Ülkenizi seviyorsanız,
* Vatanınızı seviyorsanız,
* Bayrağınızı seviyorsanız,
* Toprağınızı seviyorsanız,
* Devletinizi seviyorsanız,
* Bağımsızlığı istiyorsanız,
Saadetli, AK Partili, MHP’li, Büyük Birlik Partili, CHP’li, İYİ Partili ayrımı yapmadan tüm ailelerin…
Hemen Maaile’ye abone olmasında yarar var derim, başka da bir şey demem…
(WhatsApp Hattı: 0546 401 33 86. TLF: 0212 697 10 00/132-133)
***
Bir soru; “Peki, ama niyekine?” şeklindeki sorunuzu duyar gibiyim. Cevabı alt satırlarda…
ÇAĞIN HASTALIĞI: DEİZM!
Son dönemde en üst düzey yetkililerin de dikkatini çeken ancak ‘izalesi’ için ne yapıldığını anlamakta zorluk çektiğim bir “çağın hastalığı”ndan söz etmek istiyorum; deizm!
Millî Gazete’nin “Bir olmak bize iyi gelecek” sloganıyla okurlarına aylık olarak sunduğu Maaile Dergisi Kasım sayısını bu konuya ayırdı, ağırlıklı olarak.
“Şimdi tam da bu noktada sormamız gereken soru şu: “Hristiyan Avrupası’nda tahrif edilmiş ve yozlaşmış bir dine karşı oluşan isyan, nasıl olur da, kâmil ve şâmil bir din olan İslam’ın evlatlarına yayılabilir? Nasıl olur da hakkında en ufak bir şüpheye bile yer olmayacak şekilde, apaçık itikâdi temelleri olan bir dinin mensuplarını hedef alır?
Bunun bir sebebi maalesef nesillerimizin İslam’ın hakikatlerinden uzak kalmasıdır. Haftada bir iki saat öğretilen din kültürü dersi, dinin asıllarını evlatlarımızın kalplerine yerleştirmekten ziyade, adı üstünde dini bir kültürmüşçesine öğretmektedir. Bu da gençlerimizi tatmin etmeyen, sorularına cevap vermeyen bir din ile baş başa bırakır. Temelleri oturmayan dinin ise gençlere sırf sorumluluk ve külfet olarak görülmesi, onları dünya hayatında serbest bırakan deizm gibi uydurma felsefelerin kucağına atmaktadır.
İkinci bir neden ise dini eğitimin bir parçası olan hal diliyle öğretme toplumumuzda iyice azalmıştır. İslam’ı kaynaklarından öğrenmek gibi zahmetli bir işe kalkışmak çoğu gencin tercih ettiği bir yöntem değildir. Bununla birlikte İslam’ı hakkıyla yaşayan Müslümanlara da rastlama ihtimallerini düşününce; yani yalan söyleyen, kul hakkı, faiz, rüşvet yiyen, adam kayıran, hırsızlık yapan Müslümanlar çoğalınca, ‘Böyle Müslüman olacağıma hiç inanmam ya da deist olurum’ diyerek, sapkın fikirlere kolaylıkla teslim olmaktadırlar…”
PEKİ, AMA NE YAPMAK LAZIM?
Peki, ama bu durumda toplum olarak ne yapmamız lazım?
Maaile, ‘kutlu reçete’yi de ihmal etmiyor;
“Tabii ki gençlerimizi deizme sevk eden sebepler ancak derin bir sosyolojik araştırma neticesi tespit edilebilir. Ama biz burada kendi gözlemlerimizle insanları dinden soğutan sebepleri genel hatlarıyla sunacağız.
Genel olarak tüm halkı özel olarak da daha fazla gençleri etkileyen ve onların dinden soğumasına yol açan sebepleri şöyle özetleyebiliriz:
* Dini eğitimin okullarda çok geç yaşlarda başlaması.
* Okullarda okutulan dini eğitim müfredatının çok yetersiz olması.
* Dini bilgilerin ilkokullarda ehliyetsiz kişilerce verilmesi.
* Dinin okullarda sadece bir kültür olarak öğretilmesi, pratik uygulamalarının yerine getirilmesine imkân sağlanmaması. Örneğin dinin direği olan namazın kılınması için okullarda mescit bulunmaması.
* Televizyonların ve sosyal medyanın ahlaksızlığı ve dine aykırı yaşam tarzını sürekli olarak gündemde tutması.
* İslam ve onun peygamberi aleyhine atılan iftiraların alenen yapılması ve bunlara verilen cevapların kendisine medyada yer bulamaması.
* Şöhret olmak ya da doğrudan dine zarar vermek amaçlı olarak birtakım ilahiyatçıların dinle ilgili her şeyi televizyonlarda tartışma sahasına çekmesi.
* Sosyal medyaya düşen çeşitli hocaların haddi aşan, itikâdi olarak da problem oluşturan konuşmalarının yaptığı tahribat.
* Milletimizin dini duygularını zayıflatmak için bazı çevrelerin özel olarak din aleyhine çeşitli şüpheler oluşturması.
* Gayri meşru ilişkilerin, haramların alenen yapılması ve hatta teşvik edilmesi.
Tabii ki bunlara onlarca madde daha eklenebilir.
Bütün bu tehditler karşısında en etkili çare ise öncelikle dini bir kültür olarak takdim etmekten vazgeçmektir. Dinin hayatın tüm alanlarına dokunan ilahi bir sistem olduğunu, bir ideoloji ya da felsefi bir inanç olmadığını, aksine tüm insanlara ve tüm çağlara hükmedecek ilahi bir sistem olduğunu anlatmaktır.”
BU DERGİYİ EN GÖRÜNÜR YERDE BULUNDURUNUZ, LÜTFEN!
Neden mi?
Çünkü çağın bu hastalığına, gençleri uçurumun kenarına çeken bu tehlikeye (deizm) karşı ilk kez bu kadar kapsamlı bir dosya(lar) ile okurların karşısına çıktı, Maaile Dergisi. İşte Kasım 2018 sayısında deizm konusunu işleyen Maaile yazarları ve dosyaları:
* Kader Siviloğlu Gezer (Ailelerde Kırmızı Alarm)
* Nazmiye Yılmaz (Deizmin Köhne Yolculuğu)
* Fatma Yılmaz (Hız Çağında İdrak)
* Betül Tatar Tüzünol (Deizm Dedikleri)
* Safiye Gül (Güneş Batıdan Doğarken)
* Emine Şeyma İyiyolbulan (O’na Giden Yollar Flulaşmasın!- Deizm)
* Fatma Asa (Deizm, Allah Teala’nın Hayata Müdahalesine İtirazdır)
***
Başta Maaile editörü Elif Örs olmak üzere Maaile yazarlarının tümüne en içten tebriklerimi iletiyorum. Dergiye emeği geçenlerin tümü, A’dan Z’ye tebriki hak ediyor…
Sıra sizde…

