Whatsapp Image 2026 07 26 At 17.43.24

Türkiye’deki tüm Amerikan üslerinin kapatılması (25 Temmuz 1975) Washington’da nasıl karşılandı?

Tam da bu kararın alındığı saatlerde Beyaz Saray’da bulunan dönemin Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil şunları anlatacaktı;

* “Amerika’ya gittim, Başkan Jimmy Carter’dan 10 dakikalık bir randevu için 20 gün bekledim, nihayet randevu alabildim. Odasından içeri girdiğimde Carter, odasında elleri arkasında, ayakta ve camdan dışarı bakıyordu, selam verdim, dönüp bakmadı bile! Anlaşılan azarlanacaktım! Bana yüzünü bile dönmedi ve ben cesaretimi toplayarak daha önce ezberlediğim kısa metni konuşmaya başladım. ‘Sayın Carter, malumunuz uyguladığınız ambargo ekonomik olarak bizleri son derece zor durumda bıraktı. Bunun kaldırılmasını istirham ediyoruz, falan filan’...”

* “Carter hiç oralı değil ve ben son derece tedirginim! O sırada Carter’ın masasının üzerinde duran 10 kadar telefonun, kırmızı renkli olanı çaldı. Telefonun kırmızı renkli olması önemli bir hat olduğunu düşündürdü. Carter telefonu aldı, ahizeyi kulağına götürdü bir kaç saniye sonra yüzünde hayret ve endişe ifadesi belirdi.”

* “Telefonu kapadı ve bana doğru dönerek, ‘Sayın Çağlayangil, böyle önemli bir konu ayaküstü konuşulmaz, isterseniz bunu akşam yemeğinde görüşelim’ dedi ve zoraki gülümsedi.”

* “Ben hemen anladım ki; bizim lehimizde ve bunların aleyhinde bir durum gelişmişti. Dedim ki; ‘Ne oldu Sayın Carter? Demin hiç pas vermiyordun, beni adam yerine bile koymuyordun, şimdi de akşam yemeğine davet ediyorsun!”

* “Carter dedi ki; ‘Sizin geçimsiz ortağınız Prof. Dr. Necmettin Erbakan ve arkadaşları bakanlar kuruluna baskı yaparak, ABD’nin Türkiye’deki tüm üslerine el koydular.”

* “Bir anda kendimi Carter’dan üstün gördüm. O ezik halimden hiçbir iz kalmamıştı. Göğsüm kabarmıştı… Erbakan sayesinde ilk kez bakanlık zevkini tattım…”

Whatsapp Image 2026 07 26 At 17.43.24 (1)

DEMEK Kİ OLUYORMUŞ!

Önceki gün 25 Temmuz’du…

Peki, 25 Temmuz 1975 tarihi bizlere neyi hatırlatıyor?

Ne oldu bu anılan tarihte?

25 Temmuz 1975 tarihinde Türkiye'deki tüm Amerikan üslerine el konuldu.

Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan sonra ABD'nin silah ambargosuna karşılık Bakanlar Kurulu bu kararı aldı.

İktidarda kim vardı? Milliyetçi Cephe (MC) koalisyonu; Adalet Partisi (AP), Milli Selamet Partisi (MSP), Cumhuriyetçi Güven Partisi (CGP) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP).

Karar elbette Bakanlar Kurulu’ndan çıktı!

Ancak burada itici güç, lokomotif Milli Selamet Partisi ve MSP Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı, Milli Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’dı.

Nitekim Türkiye’deki Amerikan üslerinin kapatıldığına ilişkin açıklamayı yapan, dönemin İçişleri Bakanı Oğuzhan Asiltürk’tü…

***

Dönemin ulusal medyası ABD üslerine el konulmasını manşetlerine taşıdı.

* Hürriyet gazetesi 26 Temmuz 1975 tarihli sayısında "Üslere El Koyduk" manşetini attı.

* Milliyet gazetesi 27 Temmuz 1975 tarihli sayısında "Üslerdeki ABD bayrağı indi, Türk bayrağı çekildi" manşetine yer verdi.

* Milli Gazete de dâhil olmak üzere dönemin tüm gazeteleri bu tarihi kararı ve gelişmeleri kamuoyuna manşetlerinden duyurdu.

Demek ki oluyormuş…

SOSYAL MEDYA DÜZENLEMESİ…

Akın Gürlek, Adalet Bakanlığı görevine atandıktan hemen sonra çok önemli bir adım atacaklarını ifade etti; sosyal medyadaki bilgi kirliliği ve yargısız infazlar...

Akın Gürlek, sosyal medyada mevcut durumun önüne geçmek istediklerini belirtti ve 'klavye arkasına saklanma' devrinin sona ereceğini vurguladı.

Bugüne kadar sayısız olumsuz örnekler yaşandı, bu sahada!

Peki, bunun önüne geçmek mümkün mü, değil mi?

Bakan Akın Gürlek, hâkimlik ve savcılık yaptığı dönemdeki tecrübelerine dayanarak, sosyal medyanın bir 'infaz mekanizmasına' dönüştüğüne dikkat çekerek şunları söyledi;

* "Bir şahıs orada yazı yayınlayacaksa kesinlikle kimliği doğru olacak. Sahte hesapla bunu yapamayacaklar! Sosyal medyada yargılamalar yapılıyor, hükümler veriliyor ama gerçekler yansıtılan gibi değil. Hâkim ve savcılarımız haksız yere hedef gösteriliyor!"

***

Yeni yasa çalışmasıyla ilgili bazı ayrıntılar da verdi o dönem Adalet Bakanı.

Sosyal medya hesaplarında kimlik doğrulama zorunluluğu getirilecek olması önemli!

Zira kendi ismiyle, Türkiye Cumhuriyeti kimlik no'su ile değil de fake, uydurma isimlerle açılan hesaplarla bugüne kadar yapılan sosyal medya paylaşımları devleti de milleti de rahatsız eden bir durum...

Bir kişiyi ya da grubu vb. linç girişimleri, itibarsızlaştırma paylaşımları bugüne kadar çok konuşuldu! Bu açıdan Bakan Gürlek'in üzerinde durduğu konu ehemmiyet taşıyor!

***

Sadece bir örnek vermek gerekirse;

* Haber sitelerindeki yazılar, haberlerin altına yapılan hakaretvâri yorumlar, paylaşımlar... Öyle ki haber sitelerini yönetenlerin zaman zaman dikkatlerinden de kaçıyor! Şikâyet konusu oluyor, suç duyuruları oluyor. Ama gelin görün ki, bu paylaşımları yapanları -elbette er geç tespit ediliyor ama- bulmak için yargı ve emniyet mensupları büyük efor sarf ediyor.

* Adalet Bakanı Akın Gürlek'in ifade ettiği, "Bir şahıs orada yazı yayınlayacaksa kesinlikle kimliği doğru olacak" hükmü hayata geçtiği takdirde kolay kolay o hakaretamiz paylaşımlar yapılmayacak, yapılamayacak! Yazanlar bu paylaşımlarının hesabını hemen vereceğini bilecekler...

Adalet Bakanlığı, bu düzenleme ile hem bilgi kirliliğini önlemiş olacak hem de dijital platformları daha güvenli ve sorumlu bir hale getirmeyi gerçekleştirecek.

İşte o zaman her şey yerli yerine oturacak...

***

Son günlerde okurlardan mesajlar geliyor…

Diyorlar ki, “Bu düzenleme birçok bakımdan faydalı olacak. Düzenleme hayata geçerse artık sosyal medya yerli yerine oturacak, sosyal medyada yargılama olmayacak, olamayacak! Adalet Bakanlığı bu sosyal medya düzenlemesini ne zaman hayata geçirecek?”

İletmiş olayım…

SOSYAL MEDYA DÜZENLEMESİ HAYATA GEÇTİĞİNDE NELER OLACAK?

* Sosyal medyada yorum yapan veya yazı paylaşan her kullanıcının kimliği net bir şekilde belli olacak…

* Gerçek kimliği doğrulanmamış sahte (fake) hesaplar üzerinden paylaşım yapılması engellenecek…

* Yurt dışı kaynaklı sahte hesaplar üzerinden yürütülen operasyonlara karşı önlem alınacak…

* Özellikle kamu görevlilerine ve vatandaşlara yönelik yapılan "itibar suikastlarının" yargılamaları etkilemesi de ortadan kalkacak…

Geniş kitlelerin istediği de bu değil mi zaten!