Küfrün her çeşidine karşı bir Müslüman olarak siz, Amerikan propagandasının ne kadar etkisi altındasınız

Siz, düşünmeye devam edin ben sorumu emperyalizmin her çeşidine karşı olan sosyalist olanlara sorayım.

Ya siz ne kadar Amerikan propagandasının etkisi altındasınız

İkinizin de bilinçli olarak etki altında olmadığınızı söylediğinize inanıyorum.

Peki, bir makalede, haberde veya konuşmada "Taliban" kelimesi geçtiğinde sizde neleri çağrıştırır

Neleri çağrıştırdığını bir de ben söyleyerek benim de ne kadar etkilendiğimi açığa çıkarmayayım.

Havada kıpırdayan kelebeğin kanadındaki en küçük çizgileri gördüğünü iddia eden, denizin derinliklerinde gezinen her canlıyı denetlediğini söyleyen, karada karanlık gecede kara karıncanın gezişini izlediğini yutturan Amerika, 11 Eylül 2001 de Amerika nın beyni olan Pentagon ile dünya sömürü merkezi olan ikiz kulelerin yerle bir edildiğini gördüğünde bütün yalanlarının boşa çıktığını dünyaya göstermişti.

Bu sefer "Taliban" diye bir canavar icat etti ve fimlere konu oldu bu canavar.

İslâm ülkelerinde bile Amerikanın hiçbir şey olmadığını ortaya koyan bu canavara Müslümanlar ve sosyalistler bile inandılar.

İslâmi çizgide olduklarını iddia eden bir çok yazar çizerimiz, aydın bir yazar olduğunu ilan etmek için canavara hakaret etme ihtiyacı hissetti ve "Biz, İslâm ın güler yüzüyüz, onlar ise İslâm ın adını lekeliyorlar" mantığıyla hareket ettiler.

Peki, bu kadar yıl içinde senin sırıtan İslâmcılığını görerek Müslüman olan bir tek insan var mı

Sunday Express gazetesinin muhabiri, Amerika ve İngiliz siyasetinin yalanlarına kanarak, bu canavarları ininde görüntülemek ve dünya insanına tanıtmak için Afganlı kadınlar gibi giyinerek Afganistan a girer.

Canavarları gözleriyle görür ve fotoğraflarını çeker. Bu arada canavarlar bunu fark ederler ve yakalayıp esir alırlar.

Bir ay canavarların elinde kalır.

Batılı siyasilerden emir alan gazeteciler "Taliban ın hepsinin gazeteci kadına kötü davrandığını, işkence ettiklerini, hatta sırayla tecavüz ettiklerini" yazarlar.

Kişi herkesi kendi gibi zannettiği için böyle haber yapmışlar.

10 Ekim 2001 de salıverilen bu The Sunday Express muhabiri Yvonne Ridley hanımefendi memleketine varınca bir ay içinde hakkında yazılanları okur ve batının iğrenç yüzünü bir daha görür.

Basına bilgi vermek için muhabirlerin karşısına geçtiğinde ilk işi Kelime-i şehadeti getirmek olur.

İngiliz Kraliyet sarayını da bilen bu hanımefendi, Taliban la İngiliz centilmenlerini kıyaslayarak din, iman, beyefendilik, centilmenlik, nezaket, zarafet tercihi yapmıştır.

Rabbimiz, "Müminler ancak kardeştirler" diyor.

Amerika da "Benim düşmanım senin de düşmanın olursa sana müttefik olurum" diyor.

Farkına varmadan bizler de Müslüman ın yanında değil, Amerika nın yanında yer alıyoruz.

Ülkesi işgal edilmiş, anası öldürülmüş, kızı kaçırılmış, babası yakılmış Müslüman dan makul davranış beklemek zor bir iş.

Buna rağmen Taliban ın ülkesini savunurken öldürdüğü Amerikan askeri ve uşaklarının sayısı, Amerikan ın işgal askerlerinin öldürdüğünün yanında binde bir olamaz.

Her şeye rağmen ben, Taliban Müslümanlarının en küçük erinin kestiği tırnağını, Türk askerlerinin başına çuval geçiren, Muavenet gemisini ve askerlerimizi vuran, Kıbrıs ta Yunanın yanında yer alan, doğuda Ermeninin yanında yer alan, Amerikan cumhurbaşkanıyla aynı terziye koyup tartmam bile.

Duyuru:

Mazlumder 13 Eylül 2008 Cumartesi günü saat 14.00 de Dolapdere deki Bilgi Üniversitesi nde, Ömer Marda, Akif Emre ve Yvonne Ritley in katılımıyla 11 Eylül 2001 üzerine bir Panel düzenlemiş.