İhanet bir tarih sorunudur. Ve ne yaparsanız yapın gerçeklerin ortaya çıkma gibi bir huyu vardır. İçinde bulunduğunuz zamanda kendinizi haklı çıkarmaya yetecek kavallar bulabilirsiniz. Sırtınızı sıvazlayıp size “aslanım” çeken de çok olabilir. Hak, çoğunluk demek değildir. Bu bir.

Nefes almaya devam ettiğimiz sürece kaybettiğimiz davaları mahşere bırakmak imanın en zayıf noktasıdır. Hesap sorma, hakkını arama yetisini kaybetmiş bir toplum egemenliğinden de vazgeçmiş demektir. Egemen değilseniz kölesiniz. Köle kanununa tabi olmak yerine zincirlerinizi kırmaya uğraşıyor olmanız gerekir. 

Bütün emperyal kafanın yaptıkları işleri pazarlamak için tutunduğu ortak bir düzen vardır. Tutarlı hikâye! Sözlerinizi özenle seçmelisiniz. Söylediklerinize öylesine aşina olmalı ki tebaanız yaptıklarınıza bakmayı akıl edememeliler. Tirajı çarpıtılmış mecralardan, ederince satın aldığınız ve kanaat önderi diye cilaladığınız adamların yalanlara sardığı tutarlı hikâyeler sayesinde varlığınıza halel gelmemesine uğraşmalısınız. Maksim Gorki türküsü okuyan entelektüel ukalaların Gorki’nin nasıl öldürüldüğüne kafa yormamasına şaşırdım mı? Elbette ki hayır! Devlet destekli bu yazarın hem Lenin’e, hem Stalin’e kafa tutabilecek yüreklilikte olduğunu ve zalim olduklarını yüzlerine söyleyebilecek kadar aydın olduğunu hatırlamak lazım.

Mavi Marmara davası düştü. Karar çok önce verilmişti zaten. Malumun ilanı idi göstermelik mahkeme! Adaletin çok da adil olmadığını anlamamız için oynanmış güzel prodüksiyonlu bir film idi. Sorumlusu kesinlikle ve kesinlikle hükümet ve ümmetin lideri (!) sayılan reistir! Bunu söyleyin kendinize. Vakıa bu. Size reisin Filistin davasına ne kadar düşkün olduğunu, ne bedeller ödediğini içeren tutarlı hikâyeler anlatmaya başlayacaklar. İnanma. Yalnızlık türküsü tehlikeli bir türküdür. Melankoli yapılacak bir mesele değildir. Yalnızlık Allah’tan uzaklaşmaktır olsa osla. Yoksa Allah kulunu yalnız bırakır mı hiç?!

Ne yapar hükümet? 15 Temmuz’da halk yatar tankın önüne. Dolar fırlar halk bozdurup düşürmeye çalışır. Yaptıkları her işi vergiyle halka bindirirler, halk öder. Kars’ın köyünde arabası olmaya dayı bile üçüncü köprüye para katışır. Mazot en pahalısı, asgari ücret en düşüğü! Siz ne işe yararsınız abiler ablalar. Herhangi bir esnaf bile sizden daha iyi idare eder ekonominizi farkında mısınız? Daha doları idare edemeyen, yolsuzluğun önüne geçemeyen, halkının refah seviyesini düzeltemeyen bu arkadaşlardan biz bir de Filistin, Halep, Arakan hassasiyeti bekliyoruz. Olmayan şeyin beklentisi bizdeki! Misak-ı milli önemli tabi?!

28 Şubat’ın başarılarından biri bunlar. Sınır tanımayan bir fikrimiz, nerede olursa olsun kardeşlerimize uzanan elimiz ve beğenmediğimiz bu dünyayı yeniden inşa etmeye niyetli siyasi bir anlayışımız vardı. Postmodern darbe günlerinde daraltıldı bu fikir. İmam Hatip ve başörtüsüne indirgeniverdi mesele. Geldiğimiz bugünde başörtülüler bakan olalı beri, İmam Hatiplerin sayısı düz lise sayısını zorlayalı beri, en büyük ihaleleri inceltilmiş sakallılar alalı beri kusura bakmayın ama bizim kendi kazançlarımızın elimizden alınma ihtimalinden daha büyük endişemiz kalmadı. Kim ki Filistin benim davam diyor, Halep’e üzülüyor, Arakan aklına geldikçe tivit atıyor yalan söylüyor! Ne kolay. Mahşer-i Kübra’da görüşürüz. Ne diye dünya zindanında yer işgali yapıyorsun o zaman?!.

Tüm bunların gölgesinde birde romantik İslamcı melankoli halleri var. Yapılan hiçbir şeyi beğenmeyen, ibadetlerin sağlamasını emperyalizm üzerinden yapan. Kendinize başka uğraş bulun ne olur…

İslam birliğini tivitırda kurmaya çalışanlar var bir de. Ne oldu o iş? Kurduk mu?

Sosyal medya ve televizyon modern çağın kolezyumlarıdır! Şimdi yiyin birbirinizi. Bize eğlence lazım! Öyle parçalayın birbirinizi ki kimse reisin hatalarını görmesin.

Hükümete halel gelmesin.

Kurtulmamız gerekiyor bize sunulan gündemlerden. Kendi gündemimizi oluşturmamız şart. (tivitırdan bahsetmiyorum ha) Bu gündem üzerine fikirsel ve fiziksel bir birliktelik ortaya koymamız gerekiyor. Herkes bizim istediğimiz gibi düşünmek zorunda değil. Ortak dertlerimizin üzerine gitmenin yollarını bulmak önemli! “Ama”sız cümle kuranlarla olacak bu iş. Dünya klasiklerinden önce ilmihal okuyanlarla olacak. Abisinin fikrine göre değil varlığının bir anlamı olsun isteyenlerle olacak. Gerçeği söylemeye ve hazmetmeye razı, cesur adamlar ve kadınlarla olacak. Yanındaki kardeşi için çalışmak fikrini gerçekten anlayanlarla olacak. Ama olacak. Olmak zorunda. Hâlâ nefes alıyoruz çünkü. Öteki dünyanın hesabından endişemiz yok hamdolsun. Endişe yaşadığımız hayatın kalitesini artırmak adına… (yapılacaklarla alakalı yüz yüze daha detaylı konuşuruz)

Netanyahu’nun zırlayarak yaptığı açıklama da fon olarak Türk uçağını kullandığı günden bu yana uykularım kaçıyor. Tesadüf değildi. Tüm İslam âlemine bir mesajdı. Türkiye’den medet umanlara acı bir mesajdı. “Boşuna beklemeyin” dedi. “Söylediklerine kanmayın” dedi. “Sizin güvendiğiniz adamların dili Musa, icraatı Firavun” dedi. Bir tek ben duymuş olamam değil mi?

Yapılan her şey kayıt altında. Adaletin zayi olmayacağı kapı da var. Kendi kıyametimden önce nefeslerimin kalitesini artırmaya çalışıyorum sadece. Ve gönülden anladım, icraatlarından derledim, ikiyüzlülüklerinden şerh ettim ve inandım ki;

AKP bir Siyonist projesidir!

Ölen Müslüman olduğu sürece bu hükümetin yaralı bir parmağa pansuman yapması mümkün değildir. İş yine devletten büyük halka kalıyor. Biz üzüleceğiz, biz yardım edeceğiz. Ve yine biz azıcık cesaretimiz kaldıysa, kardeşimiz için azıcık vicdan emaresi gösterebildiysek, bugün bizi güden idarecilere ilk fırsatta anladıkları dilden cevap vereceğiz. Kardeşlerimiz için gerekirse devleti de adalete zorlayacağız! Zorlamak zorundayız. Olmuyorsa da değiştireceğiz. Demokrasi değil mi? Biz belirlemiyor muyuz iktidarları? Hmmm…

Vicdanı olanların sayısından endişe ettiğim şu günlerde kusura bakmayın ama her yazının finalinde yaptığım gibi size içinde kalp geçen bir cümle kuramayacağım.

Eyvallah!!!