Seçim sonrası geçen 2.5 aylık süre, bizdeki siyasilerin uzlaşma ve birlikte çalışma kültüründen ne derece uzak olduğunu açıkça ortaya koydu. Siyasiler, halkın seçerek Meclis’e gönderdiği rakip partilerin varlığını hazmedemiyorlar. Hizmet yarışında öne geçmek yerine, parlak nutuklar atarak laf yarışı ile varlıklarını sürdürmeye çalışıyorlar.
Ülke, 7 Haziran seçimlerini takip eden günlerde ciddi bir güvenlik sorunu ile karşı karşıya kaldı. Hükümeti kurma sorumluluğu bulunan 4 parti, seçimlerin yenilenmesi korosuna katılarak erken seçime kilitlendiler. Yeni bir seçimde oylarını artırma manevralarına giriştiler.
Hele, cumhurbaşkanının tutumu! 4 partiyi sorumluluğa davet edip birlikte koalisyon kurmaya yönlendirecek yerde, AKP’nin tek başına iktidar olması söylemini öne çıkardı. Erken seçimi en çok isteyen bir görüntü ortaya koydu. Halbuki, o makam Türkiye’nin güvenliği sorunuyla 1. derecede ilgilenmeyi gerektiriyordu.
Basın da boş durmadı. Nice hükümet formülleri üretti. Hatta muhtemel koalisyonda hangi partilerin hangi bakanlıkları alacağını bile belirlediler. Parti menfaati, Türkiye’nin menfaatinden önde tutulmaya başladı.
Halbuki, patlamalar, saldırılar ve çatışmaların yaşandığı ve her gün 3-5 kişinin hayatını kaybettiği bir atmosferde, başta yüzde 41 oy alan AKP olmak üzere, bütün siyasi partiler güvenlik konusunu öncelemeliydi.
Hep şunu duymak istedik: Biz Meclis’te temsil edilen 4 parti olarak, koalisyon kurma şartlarımızı bir tarafa bırakıyor, 4 siyasi partinin de katılacağı Milli Mutabakat Hükümeti’nin kurulmasını uygun görüyoruz.
UÇUK TEKLİFLERE ŞAHİT OLDUK
Birliğimizi önceleyen mesajlar, dışa karşı gücümüzü artıracak, içte terör örgütlerinin gücünü kıracak, Türkiye’nin güvenliğini istemeyenlerin iç yüzü ortaya çıkacaktı.
Siyasi partiler seçim sonrası taktik savaşlarına girişti. Halkın gözüne girmeyi öncelediler. Tribünlere oynadılar. Hükümet partisini yıpratmak için yüzde 60’lık olmayan bloktan söz edenler oldu. Basın da sık yaptığı anketleriyle bu koroya katıldı.
Hükümet, “Seçimde halkın uyarısını anladık” demesine rağmen, halkın seçimlerde siyasi partilere yüklediği “uzlaşın, anlaşın, Türkiye’yi birlikte yönetin” mesajına karşılık verecek yetenekten yoksun olduğunu gösterdi. AKP kendisini tek başına hükümet olmaya göre hazırlamıştı. Halbuki demokrasi, siyasilere birlikte çalışma ve uzlaşma görevini de yüklüyordu. AKP’li kardeşlerimize, diğer partilerle de iletişim kurarak çalışma yeteneklerini geliştirmelerini tavsiye ederiz.
Meclis’te temsil yetkisi elde eden diğer partiler de uçuk teklifleriyle gündem oldu. CHP Genel Başkanı, 80 milletvekili ile temsil edilen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye, “Gel, başbakan sen ol” teklifi (!) yaptı. Bu uçukluk da komik karşılandı.
Bahçeli ise, sorumluluğunu unutarak diğer partilerin görevlerini sayıp döküyor, kendisine de ana muhalefet rolü biçiyordu. CHP ve MHP’nin hükümet olma sorumluluğunu taşıyamayacakları açıkça görüldü.
HDP, Türkiye partisi olamıyordu. Terör ile arasına mesafe koyamadı. Eşbaşkanlarından Figen Yüksekdağ şu düşündürücü açıklamayı yaptı: “Sırtımızı PYD ve YPG’ye dayıyoruz.”
CİDDİYESİZLİK SON BULMALI
Cumhurbaşkanı hükümeti kurma görevini seçimlerden 1 ay sonra başlattı. Davutoğlu ise, sonuç alamadığı CHP ile koalisyon kurma çalışmaları için 35 günümüzü harcadı. 45 günlük sürenin böyle harcanması büyük bir kayıptı. Oyalama taktiği uygulanıyor, diyenler haklı çıktı.
Koalisyon görüşmeleri başlarken Baykal bir açıklama yaptı: “Kasım’da seçim var. Gördükleriniz tiyatro.” Koalisyon görüşmeleri sonrasında Kılıçdaroğlu şöyle diyordu: “Bize koalisyon teklifi gelmedi. Seçim hükümeti önersi yapıldı.” Yaşadığımız hassas dönemde bu yaşananlar ciddiyetle bağdaşır mı
2.5 aydır hemen seçim söylemiyle gezip dolaşanlar, “seçmen dönektir, birkaç ayda saf değiştirir” demek mi istiyorlar
Terörün ülkeyi tehdit ettiği bir dönemde hemen seçim diye tutturanlar seçim güvenliği konusunda hangi tedbirleri aldılar Son seçimdeki şaibelerden habersizler mi
Seçimin bütçeye maliyeti 2 milyar. Partilere yapılan hazine yardımı, ilave miting, tanıtma ve reklam giderleri gibi masraflar da söz konusu. Hazinenin yetersiz olduğu bir atmosferde hemen seçim diye tutturanlar sorumluluklarının şuurunda mı
Yeni seçilen vekiller bir işe yaramayacaklar mı Seçim güvenliği ve adil bir seçim sisteminin önünü açmadan aynı olumsuz şartlarda seçime koşmak bu aziz millete haksızlık değil mi
Ülkenin hali ortada. Güvenliğimiz tehdit altında. Siyasi partiler büyüklük kompleksinden kurtulmalı, birlikte çalışma kültürü kazanmalıdır. Yaşananlar, Saadet Partisi’nin herkesi kucaklayan ve halkın seçtikleriyle birlikte çalışmaya hazır üslubuna ne büyük ihtiyacımız olduğunu göstermiyor mu