Bismillâhirrahmânirrahîm!

      SOYKIRIMCI İsrail’in, Filistin bölgesine işgalini 76 yıldır sürdürmesi üzerinden oluşan gerginliği hep birlikte izliyoruz. ABD ve Batı, dünyayı kan gölüne çevirdi. Haçlı-Siyonist İttifakı tüm İslâm âlemine savaş açmış durumdadır. İsrail’e destek için bölgeye durmadan silâh yığınağı yapıyorlar. Küresel sömürgeciler İslâm dünyasını tehdit ediyorlar. 3. Dünya Savaşı’nın başladığını söyleyenler var.

     Kudüs, Mescid-i Aksa ve kutsal toprakları hedef alan bir “yok etme” savaşına ilgisiz kalamayız. Siyonist İsrail, 11 aydır Filistinli kardeşlerimizin üzerinde zulmün her çeşidini denedi. Parçalanmış cesetlere, annelerin feryatlarına, bebeklerin kanlı görüntülerine yüreklerin dayanması mümkün değil. Açlığa mahkûm edilmeleri, esirlere işkencenin her çeşidinin reva görülmesi, tecavüz haberleri günlük olaylar haline geldi.

     İslâm dünyası, arşı titreten ürpertici zulümlere seyirci kalamaz. Türkiye’nin Osmanlı’dan gelen tarihî bir misyonu var. Sorunun “siyasi güç”le çözüleceği apaçık ortadadır. Hükûmet, Filistin’e “barış gücü” göndermek, İsrail’le ticarî ilişkileri kökten kesmek, İncirlik ve Kürecik Radar üslerini kapatmak gibi yaptırımlara başvurmamış; tarihî görevinden kaçınmıştır. Şimdi asıl görev; baştan beri konuya duyarlılıklarıyla bilinen Millî Görüşçülerin üzerindedir.

      Saadet Partisi hem hükûmete uyarılarını aralıksız sürdürmeli hem de etkili bir “siyasi güç” haline gelebilmek için bütün imkânlarını seferber etmelidir. Diğer siyasi partilerin neler yapabileceği bütün açıklığı ile görüldü. Etkili olmak için, bütün Millî Görüşçülere büyük görevler düşmektedir.

YENİ BİR DÜNYA İÇİN

     ERBAKAN Hoca şöyle diyordu: “Bugünkü zulüm dünyası yerine, adalet dünyasının gerçekleşmesi için; vücudun sağlam hücrelerine, bu ülkenin inançlı evlâtlarına görevler düşmektedir. Bir vücudun sağlam hücreleri çalışırsa vücut sağlık bulur; çürük hücrelerle vücut hastalanır. Sağlam hücre Millî Görüş’tür.” (Davam, sh. 247-248)

     Erbakan Hoca, en sıkıntılı zamanlarda bile, hiçbir zaman ümitsizliğe düşmedi. “Millî Görüşçü pes etmez” diyerek çözüm gösterdi: “Tarihe bakın! İnancınıza sarılın; Millî Görüş’e sarılın! Zulüm ebedi olmaz. Kötülük mutlaka hüsrana uğrayacaktır.”

     Millî Görüşçülerin en güçlü yönleri sağlam teşkilât yapısına sahip olmalarıdır. Esasları, ölçüleri, kuralları belirlenmiş bir teşkilât!.. Erbakan Hoca ehil bir heyetle hem Millî Görüş’ün çalışma esaslarını ortaya koydu hem de hayata nasıl uygulanacağını fiilen gösterdi. Tarihte, çok kere ideal yöneticinin özelliklerini bir ilim adamı yazmış; onları yöneticiler uygulamıştır. Yöneticilerin özelliklerini ortaya koyarak uygulama şeklini de göstermesi Erbakan farkıdır.

     Saadet Partisi’nin yol haritası bellidir. Hazır olan reçetesi elimizdedir. Uygulanıp güzel sonuçlar alınan örnekler ortadadır. Ne yapacağını bilen kadrolar tereddüde düşmez. Kendilerine verilen görevi en güzel şekilde yerine getirmeye çalışır. Erbakan Hoca’ya göre, “er olabilmek” işte budur. Millî Görüş hareketinin, ilk başladığı günden beri hiç el titremesi olmadan, kendine verilen görevleri canla başla yerine getiren nice erleri oldu. Asıl dava erleri bu “nasipli” insanlardır.

“TEK LİSTE” İLE KONGRE

      ERBAKAN Hoca kadrolarına, en geniş şekilde istişare edilip; il, ilçe ve genel kongrelere “tek liste”yle gidilmesini öğretmişti. Önü alınamayan ikinci listeler hep partiyi bölmüş, zayıflatmıştır. İstişareyle, göreve en lâyık kadrolar belirlenir ve “tek liste” halinde kongreye gidilir. İki listeyle kongreye gidilirse, seçilemeyen listede bulunan kaliteli kadrolardan faydalanılamamış olur.

      Millî Görüş tarihinde 4 kez ikinci liste çıkarıldı; her birinde parçalanma yaşandı. 1978’de Korkut Özal 2. listeyi çıkardı. Seçilemedi, ama bu listeden ANAP doğdu. 2.000 yılında yapılan Fazilet Partisi Kongresi’nde Abdullah Gül 2. listeyi çıkardı; kazanamadı, ama bu listeden AKP doğdu. 2010’da Numan Kurtulmuş, 2. listeyi oluşturdu; bu listeden HAS Parti doğdu. 2014’te yapılan Saadet Partisi Kongresi’nde Fatih Erbakan 2. listeyi çıkardı; kazanamadı, ama bu listeden YRP doğdu.

     İki listeli kongrelerin zararları ortadadır. Saadet Partisi, ne yapıp edip “mutlaka” “tek liste” ile genel kongreye gitmelidir. Hocamızın öğrettiği “esas”lar bozulmamalıdır. 30 Haziran’da yapılması düşünülen Saadet Genel Kongresi için, Selman Esmerer adaylığını açıklamıştı. Sonunda yanlışını anladı. “Saadet Partisi’nin kurumsal kimliğini bozmamak için” adaylıktan çekildi. İşte, teşkilât şuuru bu sözde gizlidir.

      Teşkilât yapısını bozmamak esastır. 2. liste çıkaranlar, seçimde kazansalar bile, davalarına en büyük zararı vermiş olurlar. Kadrolar, teşkilât içinde düşüncelerini sonuna kadar söyleyebilir. Fakat istişarenin sonucuna uymak şarttır. “Temel Esaslarımız”ı yeniden gözden geçirelim mi?