Okullar kısmet olursa 6 Eylül’de yüz yüze eğitime başlayacak. Ders zili çalacak.
Ancak pek kimse söz konusu etmese de, yüksek sesle konuşmasa da pandemi devam ediyor. Takip ediyorsunuz, Kovid-19 vaka sayısı her gün biraz daha artıyor. Bu virüs kaynaklı ölümler de artarak devam ediyor.
Kovid-19’un en yoğun olduğu günlerde hasta öykülerine bakmıştım; önemli bir kısmını çocuklar, torunlar okul yoluyla bulaştırmıştı. İddialar en azından bu yöndeydi.
Şimdi…
Kovid-19 henüz nihayete ermedi. Okullar da yüz yüze açılıyor.
Önerim şudur;
* Tamam, okullar yüz yüze eğitime başlasın ama okullarda hiç olmazsa kantinler belli bir süre daha kapalı kalsın! Zira çocuklar yemek yerken maskelerini mecburen çıkaracaklar. Bu sırada bulaş olma ihtimali yüksek değil mi? Hiç olmazsa belli bir süre de olsa öğrenciler sabah erkenden okula gelse, önemli dersleri yüz yüze görse ve yemek vaktinde evlerine gitseler…
Daha iyi olmaz mı?
Benimki sadece bir öneri. Elbette devlet mekanizması, eğitimin kurmay beyinleri bunu pekâlâ çok daha iyi değerlendirecektir.
İNANIN, BİR ZAMANLAR OSMANLI ABD’Yİ VERGİYE BAĞLAMIŞTI!
Ekonomist Murat Muratoğlu, “Yıllık yüzde 5.4 enflasyonu uygularsak, bugün geçen yılın 200 milyar dolarıyla ancak yaklaşık 189 milyar dolarlık mal alabileceğiz. Amerika Türkiye’ye 11 milyar dolar gizli vergi kesti!” görüşlerini ifade etti. Peki, siz bir zamanlar ecdadımızın Amerika’yı vergiye bağladığını biliyor musunuz?
Milli Gazete’nin aylık olarak okurlarına sunduğu Maaile dergisinin Eylül 2021 sayısında son derece çarpıcı bir detay var, konu hakkında. Maaile yazarlarından Nazmiye Gülbaş, uzun süredir, “Zamanın İçinden Yansıyanlar” şablonu ile tarihi olayları farklı bir bakış açısı ile ele alıyor. Mükemmel çalışmalar, dosyalar çıkarıyor, Nazmiye Hanım. Maaile dergisinin Eylül 2021 sayısında, bu şablonda yer alan ve çok dikkatimi çeken dosya, “ABD’yi Vergiye Bağlayan Trablus Anlaşması İmzalandı” başlığını taşıyor. Biraz detay vereyim;
* “Avrupa devletlerinin emperyalist politikalarından geri kalmak istemeyen ABD, Yakın Doğu’da etkili olmak için XIX. yüzyılda bölgenin tek hâkim gücü olan Osmanlı Devleti ile resmî olarak münasebet kurmak istedi. Amerika Birleşik Devletleri, dönemin bölgesel gücü olan ve üç kıtaya yayılmış Osmanlı Devleti ile yakından alakadar olmaya başlamıştı.”
* “ABD Akdeniz’de ticaret gemilerinin hareketi için bölgeye hâkim olan Osmanlı Devleti’ne bağlı ve yarı özerk konumdaki Kuzey Afrika’daki Garp Ocakları adı verilen Cezayir, Tunus ve Trablus Beylikleri’yle antlaşma yapmak mecburiyetindeydi.”
* “25 Temmuz 1785 yılında Akdeniz açıklarında (Osmanlı karasularında) serbestçe dolaşan Amerikan gemilerinin Osmanlı denizcileri tarafından yakalanmasıyla olanlar oldu! O dönemin Beylerbeyi, Cezayirli Gazi Hasan Paşa dünyaya kök söktürüyordu. Hasan Paşa bir bir ABD gemilerini ele geçiriyordu. Osmanlı Devleti, 1793 yılında tek seferde 11 ABD gemisine daha el koymuştu.”
* “Dönemin ABD Başkanı George Washington, 700.000 altın harcayarak Osmanlı donanmasına karşı koyacak gemiler yapılması için talimat verdi. Ancak bu da yeterli olmadı ve Hasan Paşa hem gemileri ele geçiriyor hem de ABD askerlerini esir ediyordu.”
* “Osmanlı donanmasına karşı koyamayan ABD, sonunda 5 Eylül 1795’te Osmanlı Devleti ile anlaşma yapmaya mecbur oldu. 1795’te Cezayir, 1796’da Trablus ve 1797’de Tunus ile anlaşma yaptı. Buna göre Cezayir’deki esirlerin geri verilmesi, Atlas Okyanusu’ndaki ve Akdeniz’deki ABD gemilerine dokunulmaması karşılığında 642.000 Osmanlı altını ya da yılda 12.000 altın ödemeyi kabul etti.”
* “22 maddeden oluşan antlaşmayı ABD adına Joseph Donaldson, Osmanlı adına ise Cezayirli Gazi Hasan Paşa imzaladı. ABD bu antlaşmaya 1818’e kadar sadık kaldı. Trablus Antlaşması Osmanlıca imzalanmıştır ki, bu da ABD’nin yabancı bir dilde imzaladığı tek anlaşma olmakla birlikte Amerika ilk defa bir devlete vergi ödemeyi de kabul etmiştir!”
***
Bu bölümde çok daha ilginç dosyalar da var; “Ömer Muhtar’ın şehit edilmesi”, “Sakarya Meydan Muharebesi”, “Recep Yazıcıoğlu’nun Vefatı” gibi…
Mutlaka okuyun derim…
TAMAM DA BUNUN BİR SORUMLUSU YOK MU?
Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, hepimizin yüreğini yakan, içimizi acıtan orman yangınları konusunda, CNN Türk TV kanalında Ahmet Hakan Coşkun’un sorularını cevapladı.
Önce birkaç cümlesini vermek istiyorum, Bakan Pakdemirli’nin. Hemen sonra da birkaç sorum olacak.
* “Benim Türk Hava Kurumu ile bir sorunum yok, olamaz da. Aktif bir pilotum. 30 yıl önce de pilot lisansını Türk Hava Kurumu’ndan aldım. Çocukluğum THK tesislerinde geçti. Türk Hava Kurumu ile ne benim ne de kurumumun bir kavgası olamaz.”
* “Türk Hava Kurumu’nun başındaki kişiler maalesef finansal olarak kurumu zaafiyete uğratmışlardır… Biz eski ayakkabıları çıkardık, yeni ayakkabıları giydik. Eski ayakkabılardan da maksadımız şu; biz THK’ya bakanlık olarak 130 milyon euro kiralama parası verdik. Her sene Orman İdaresi, kuruma uçakları kiralıyoruz ama istediğimiz performansı vermiyor, siz bunları yenileme cihetine gidin demiş. Siz bunların bakımlarını eksik yapıyorsunuz, bakımlarını yaptırın demişler, ne yenilenmiş ne de bakımları yaptırılmış. Burada benim sorumluluğum yok, verdiğimiz 130 milyon euro çarçur edilmiş!”
***
Bakan Pakdemirli’nin açıklamaları mealen böyle… Peki, ama şu soruları sormak gerekmiyor mu?
* İyi hoş da bu 130 milyon euronun hesabını kim verecek?
* “Parayı çarçur ettiniz!” diyen Bakan Pakdemirli’nin bu işin peşinden gitmesi, paraların nerelere harcandığını sorması gerekmiyor mu?
* Bizzat Bakan ifade ettiği için, açıklama birinci ağızdan yapıldığı için söylüyorum; bunun hesabı kimden sorulacak!
* Bakan diyor ki mealen, “Ben parayı verdim, onlar neden gerekli yerde kullanmadılar da parayı çarçur ettiler!” Peki, ama bunun sorumlusu kim?
* Yoksa birçok olayda olduğu gibi birkaç gün sonra konu kapanıp, unutulup gidecek mi?
Sizce!