Malatya okumayı sevmekte.

Kimi şehirlerde fuar organizesinin başarısızlığına karşın burada çok iyi.

Okuyucunun yazarlara gösterdiği samimiyet de, yine birinciliği almakta.

Uçaktan iner inmez görevlendirilen öğretmenlerin refakat etmesi, güzel.

Üstelik benim şansıma en samimi öğretmenler düştü, onlarla konuşmamızdan çok istifade ettim; yöreleri, halkın durumu, okuma seviyesi hakkında bilgiler aldım. 

Enver öğretmen, görevini layıkıyla yapmanın dışında iyilik meleği gibi yazarların bir ihtiyaçları olup olmadığı ile sürekli ilgilendi. Anlattığı ilginç anekdotlara şaştım. Yine böyle bir yazarı almışlar ama konuk hiç konuşmamış suratı asık sonra öğrenmişler, meğer adam tepelerde danışmanmış, neden şehrin bürokratları değil de öğretmenler karşıladı diye küsmüş.

Başka bir yazar topluluğu ile ilgilenme görevleri olmasına karşın gelip tanışan on kadar bayan öğretmen ufuk açıcı açıklamalarda bulundular. Bunların içinde Rahime Akar, kırk yıllık eğitimciliği ile susuz Diyarbakır’da kadınlarla birlikte su taşıdığını, çocuklara asla ödev vermediğini ama bir bakışı ile eğittiğini aktardı.

Çok sayıda bayan öğretmenle tanışmam neticesinde her halde kayısı diyarı, bu zekâyı bu kızlara vermiş ki hepsi de yüksek tahsilli dedim.

Malatyalı anne-babalar eğitime çok önem vermekteler, kızlarının okuması için ellerinden geleni yapmaktalar.

Akşam, İlim Yayma Cemiyeti’ndeki konferansa götüren Fatma öğretmen de ailesi ve görevi yanında yurtta kalan kızlarla da ilgilenen toplumun annesi profilinde saygın bir hanımdı. Yurtta kalan öğrencilerin büyük kısmı Adıyamanlı idi, üniversite okumak için bu yakın şehri tercih etmişlerdi.

Öğretmenlerden bahsederken, Antep’ten öğrencilerini alıp gelen Sevgi Kır’ı ve Sevde öğretmeni muhabbetle anıyorum. Sevgi öğretmen, onca yoldan gelirken Antep’in kuru biberlerini de doldurup, çökelekli böreklerini açıp getirdi, Beyan Yayınları’nın standında belki otuz kişi yöresel yemekleri yedik. Öğrencileri onu anlattığında, anladım ki, nesli artık kesilmiş bir fedakârlık kuşağından idi, Sevgi Kır; asırlardır birbirimizi tanışıyormuşuz gibi bir samimiyete hiç şaşırmadık.

Ayten Doğru, beni biraz şehir dışındaki bir okula konuşma yapmak için götürürken anlattıkları karşısında şok oldum ve kara gözlerine dikkatlice baktım yoksa yanımda oturan bir melek miydi?

Irak’ta şehit olan kardeşini, insanlar sık sık görmekte imişler, Fırat Nehri’ne atlamak üzere olan birinin yanına oturan şehit, onu intihardan vazgeçirir. Genç gelir, Ayten’in ailesine anlatır, şehidin hâlâ yaşayıp, nasıl kendisini ölmekten kurtarıp bir anda ıpıssız coğrafyada yanından kaybolduğunu.

Ayten de böyle harikulade temiz kalpli, gördüğü rüyalarla, yaşadıkları ile o da seçkinlerden, ebrar ya da evliyalardan. Kendisi ile ilgili anlattıklarını yazmayacağım, zira uzun konuşmasını bitirince, “Eyvah ben bunları neden anlattım size” dedi.

Ona dedim ki, sen anlatmadın, anlattırıldın, sabrı bilmeyen karşındaki şu katı kara kalpliye belki örnek olursun diye anlattırıldın. O gencecik insanın onca sınavına karşın ayakta duruşu, bir merhamet pınarı gibi çağıldayışı.

Yarın Malatya izlenimlerime devam edeceğim inşallah.