Nisan ayı, lale ayıdır.

Her yerde lalenin saltanatı sürmektedir.

Bakmaya doyamazsınız lalenin saltanatına.

Basmaya kıyamazsınız lalenin toprağına.

Hangi renkten hoşlanırsanız o renkle karşılanırsınız.

Evinizde saksınızı, yolunuzda etrafınızı, bahçenizde veya parklarda her yerinizi süsleyen laleler.

Ama dünyanın her yerinde “lale” deyince ilk akla gelen kırmızı renktir.

Dağ laleleri, gelinciğin çiçekleridir ve kırmızıdır.

Kırmızı renklerin tonları ayrı olsa da kırmızıdır.

Gelincik taze iken çiğ yenir, salatası yapılır.

Köylüler bilir, çok yenirse sarhoşluk verir.

Afyonun yapraklarına benzediği gibi, tohum kozalağı da afyona benzer ama bunun kozalağı küçük olur.

Bütün renkleri sevdiğimiz gibi bütün mevsimleri severiz.

Rabbimiz, bizi dünya gemisine almış ve dört mevsim limanlarına uğratarak tenimizin ve canımızın gıdalarını almamızı sağlıyor.

Gözümüzden de gıda alırız biz.

Bahar mevsimidir, çıkın kapalı mekanlardan ve çiçeğe, çocuğa, denize, yıldıza, taşa, kuşa... bakınız.

Baharda yeşil yaprakların, rengarenk çiçeklerin, yaz mevsiminde elmaya, armuda, cevize, nara dönüştüğünü görün de halk da sizin hasat zamanınızı görsün.

Her şey kararında olmalıdır.

Kararında olmayan şeyler zarar dönüşür.

Ülkelerin nasıl kurulup nasıl yıkıldığını anlatan İbni Haldun, Mukaddime isimli eserinde birinci kitabın, dördüncü bölümün 18’inci faslında ülkeyi yönetenler zevkü sefaya dalarlar, paralar yetmez olur vergileri artırırlar, yeme ve içmelerinde aşırı israfa girerler, zina ve homoseksüellik yayılır, kanunlara karşı hileler geliştirilir, bahçelerine meyveli ağaç değil zakkum gibi selvi gibi meyvesiz ağaçlar dikilmeye başlar, çalışmak ayıp hale gelir işte böyle bir toplumun helakinin geldiğini bildirir ve Kur’an’dan delil olarak “Biz, bir ülkeyi helak etmek istediğimizde şımarık zenginlerine (itaatı) emrederiz, orada bozgunculuk çıkarırlar, oraya (azab) sözü hak olur, biz de orayı yerle bir ederiz.” Ayetini getirir. (İsra süresi ayet 16)

Dikkat edelim. Evinin dışında her çeşit çiçek ekili olduğu halde evin içinde aç ve biilaç yaşayanların ahı yakar veya yıkar bizi.

Yıkmak veya yakmak için gelmedik.

Yapmak, Müslümanca yaşamak ve yaşatmak için getirildik.