Dünyayı kasıp kavuran, baskı altında tutan, iliklerine kadar sömüren güç, güçler, kültürel birliktelikleriyle İslâm coğrafyasına ve Müslümanların üzerine iyice çöreklenmişler. Soluk aldırmıyorlar. Bir milleti, bütünüyle etkisizleştirmek, güçsüzleştirmek, devre dışı bırakmak üzeredir bütün çabaları. Müslümanlar ise derin bir uykudadırlar. Her parça canını kurtarma telâşında. Kendini bir süreliğine koruyacağını, ayakta kalacağını sanıyor. Zamanı geçince, sırası gelince kendisinin de aynı duruma düşeceğini hesaba katmıyor.

Parçalar öylesine sıradan, öylesine tuhaflıklar içindedirler ki basit ve kalıcı olmayan kimi sloganlara, kavramlara sarılıyorlar. Bunların da zamanı geçiyor. Hayat bir moda hâlini alıyor. Her dönem yeni bir kavram, yeni bir tutku hayatın merkezine oturuyor.

Müslümanlar öğretilerini, inançlarını, inanışlarını bir yana bırakıyorlar. Zulme, haksızlığa, harama, yasak olana karşı tavır almıyor, alamıyor. Sıraladığımız olumsuzluklara geçerlilik kazandırıyor bununla amaca ulaşacağını umuyor. Oysa istenmeden yaşanan bu yaşama biçiminden zevk alınıyor onun bir parçası konumuna düşülüyor. Zulümse zulüm, haksızlıksa haksızlık ve entrikalara kendini kaptırıyor. Zalimden daha zalim oluveriyor.

Haramın bulaştığı bir yaşama biçimi artık diğerlerinden farksızlaşıyor.

Şu son beş yıl içinde yaşananlardan bile Müslümanlar ders çıkarmıyorlar. Hatta ciddî anlamda yanılmasalar içindedirler. Medya ve reklâm ile ters yüz oluyorlar. Gerçekleri göremiyorlar,

Emperyalizm oyununu büyük oynuyor doğal olarak. Müslümanlar ise bu oyunları bozmak yerine onlarla uyum içine giriyorlar. Oyunun kurallarını belirleyen kendileri olduğundan istedikleri gibi de oyunu yönlendiriyorlar. Müslümanlar ya da mazlum toplumlar ise bunun küçük oyuncuları hâline dönüyorlar.

Suriye’de emperyal güçler tam bir kurtlar dansı içindedirler. Amerika, İsrail, AB topluluğu, Rusya gibi. Müslümanlar ise bu oyunun kötücül figüranları. Birinin diğerinden hiçbir farkı yok ne yazık ki.

Kutsal sığınakları “demokrasi”. O de güçlerin belirlediği kurallar ile sınırlı.

Müslümanlar tarihleri boyunca “ırk” olgusunu devre dışı bırakmışlardı. Ümmet birliği, İslâm, İslâm milleti bilinci bu gibi olumsuzlukları ortadan kaldırmıştı. İnsanlık için en iyi örnek olabilecek olan bu durum ne yazık ki ortadan kaldırıldı. Müslümanlar da bu tuzağa düşüverdiler. Irk, kabile, kavim, aşiret gibi sıradanlıklara kendilerini kaptırdılar. Emperyalizmin kendilerine dönük işini kolaylaştırdılar.

28. 09. 2016 tarihli gazetelere yansıyanlarda Suriye’de Halep ve çevresinde yaşananlar korkunç boyutta. İnsanlar üzerine; Rusya, Amerika, İsrail, Esad, DEAŞ, Türkiye, İran tarafından yağdırılan bombalar sonucu büyük bir dram yaşanmakta. İnsanlığın ölümüdür bu.

Her Müslüman topluluğun bir bayrağı var. Bu bayraklar altında birbirlerinin köklerini kazıyorlar. Küresel emperyalizme hizmet ediyorlar. Bu bayrakların simgelerine bakıldığında hemen hepsi neredeyse tek amaca hizmet ediyorlar gibi. Tam tersine emperyalizme hizmet için yarışıyorlar.

Her Müslüman’ın öyle ya da böyle ölümü Müslümanların ölümüdür. Müslümanların yaşadığı coğrafyaya düşen her bomba Müslüman kültürün, tarihin, uygarlığın ölümüdür.

Bu oyunların bir yerde bozulması gerekiyor. Bunu yapabilecek de Müslümanlara öncülük edebilecek olan aydınlardır. Aklı başında siyasa adamlarıdır.

Peygamber ahlâkı ile donanmış, ilke edinmiş, yolunu kendine yol edinmiş sahih Müslümanlara iş düşüyor. Sloganlarla değil, emperyallerle el ele tutuşarak değil Peygamberin üslubu, öğretileri ile ancak bu başarılabilir.

Emperyalizmin güler yüzü, övgüsü, her türlü Müslümanlara tuzaktır ve ölümdür. Ötesi ise boş.