Atalarımız ne güzel söylemiş: Öfkeyle kalkan zararla

oturur. 17 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu ndan sonra, Hükümet ve bir

grup arasında ipler gerildi; birbirine karşı akla hayale gelmeyen çirkin sözler

söylemeye başladılar. Hele, Başbakan ın itham ve hakaretleri zirve yaptı, diye

düşünüyorum.

Her iki taraf da dinî referanslarıyla tanınıyor ve çok

kere İslâmî kavramlarla birbirine yükleniyorlar. Bu da İslâm ın mehâbetine

gölge düşürüyor; İslâmî terimlerin hafife alınmasına yol açıyor. Kimse, dünyevî

menfaatler elde etmek adına milletimizin manevî direncini kırma hakkına sahip

değildir.

Sorumluluğunun gereğini yerine getiren Diyanet İşleri

Başkanı Mehmet Görmez, din üzerinden yapılan kavganın başladığı sıralarda

bundan duyduğu kaygıyı şöyle dile getirdi: Gençlerin, eğer din buysa biz yokuz,

demelerinden endişe ediyorum. Anlamsız, beyhude tartışmalar grupların görüşünün

İslâm olarak algılanmasına yol açıyor. (7. 1. 2014) Diyanet İşleri Başkanı bu

çarpık tutumu şöyle izah ediyordu: Ritim bozukluğu, hatta eksen kayması

yaşıyoruz. İstismara dayalı dinî yapılar, dine karşı bir din var ederler. (20.

1. 2014)

Din en hassas bir alan; Müslümanlık ise milletimizin en

orijinal özelliğidir. Erbakan Hoca bunu şöyle anlatırdı: İslâm dini Allah

yapısıdır. Bunun için mükemmeldir, tastamamdır. Hâşâ, zerre kadar noksanı,

fazlası ve hatası bulunmamaktadır. Ona bir şey katılamaz ve ondan bir şey

çıkarılamaz. Baştan sona haktır, hayırdır ve herkes için, her yerde lâzımdır.

Çünkü İslâm, dünya ve âhiret saadetinin tek ilâcıdır. (Davam, MGV Yy. Sh. 41)

Öfke Geldi mi Akıl Gider

Bir İslâm âlimi sorumluluğunun şuurunda olur ve Şu

insanları nasıl ikaz ve irşat etsem de iki cihan saadetine nail olsalar

anlayışıyla hareket eder. Sayın Başbakan, söz konusu grup başının seneler önce

kullandığı Cebrail parti kursa oy vermem sözünü naklederek bu sözdeki itikadî

sapmaya vurgu yapmıştı. Bu, elbette doğru bir değerlendirmeydi.

Tepki ve cevap sözleri salt bir hakikati ortaya koymak

yerine, karşısındakini bitirmek amacıyla kullanıldığı zaman, aynı Başbakan ın

Muğla daki konuşmasında çuvallamasına yol açıyor: Bizim rahmetimiz gazabımızı

geçecek. Bu söz, ancak Allahü Tealâ için kullanılır. Kutsî Hadis te geçen

anlam da bu doğrultudadır. Bunu şahıslar için kullanmak da itikadî sapmadır. Bu

sebepten, insanları doğruya ve hakikate yöneltmek niyeti çok önemlidir. Kimse

bu mübarek dini kendi amaçları için istismar etmemelidir. Salt İslâm ı tebliğ

etme kaygısı güdülmelidir.

İslâm ın kavgaya alet edildiği, ilk AB Bakanı nın Bakara

makara ifadesiyle dini alay konusu yaptığı bir zamanda Diyanet İşleri

Başkanlığı sorumluluğunu kuşanarak 25 Mart 2014 te şu açıklamayı yapmak zorunda

kaldı: İslâm ın, dünyevî bir güç devşirme adına istismar edilmesi başta olmak

üzere, onun herkesi kucaklayan maneviyatını ındî çıkarları ve basit hedefleri

için araçsallaştıranların elîm akıbetlerine tarih boyunca tanıklık edilmiştir.

Ülkemiz, kalıcı sonuçlar doğurabilecek büyük bir fitne ve imtihandan

geçmektedir. Sahih İslâm anlayışının omurgasını, özünü ve ruhunu yok sayan

nevzuhur oluşumların sonuçta, milletimizin dinî duygularını ve maneviyatını

açıkça rencide ettiği dikkatlerden kaçmamaktadır. Bu süreçte, din dili

özensizce kullanılmakta, dinimizin değer ve kurumları itibarsızlaştırılmakta;

dinin özü, esasları ve temel kavramları devre dışı bırakılmaktadır.

Dini Birikim Heba Olacak

Sosyolog Yazar Ali Bulaç da Aksiyon dergisinin 24. 3.

2014 günü yayınlanan sayısında, İslâm ın yanlış temsil edilmesi ve

dindarların çalıyor ama çalışıyor algısı oluşturmasının ortaya çıkaracağı

fecaati şöyle anlatıyordu:

Din çalmaya cevaz veriyor, orada açık kapı var, diye

düşünülür, çalmayan, bundan mağdur olan emekli, çiftçi, işçi, esnaf Din buysa

bana lâzım değil diyecek. Bu büyük fecaat. 100 yıllık bir İslâmî birikim heba

olacak, oluyor da. 10 yıllık, 20 yıllık değil. Çok acı bir durum. İttihat ve

Terakki den beri Müslümanların iğne ile kazdıkları kuyular şu anda bataklığa

dönüştürülüyor, emekler heba oluyor. Hem de Ortadoğu da şansımızı ve

itibarımızı kaybediyoruz.

Ey kavga ve çatışma üslûbunu kullananlar! Lütfen bunu

yüce İslâm dini üzerinden yapmayın. İslâmî kavramları kibir, hırs ve

çıkarlarınıza alet etmeyin. Öfkeli tutumunuzla İslâm dinine zarar vermeyin.

Unutmayın ki, İslâm barış dinidir; her Müslüman ise bir barış elçisi: Ey iman

edenler! Hep birden barışa girin. Sakın, şeytanın peşinden gitmeyin. (Bakara,

208)

Barış o kadar önemlidir ki, Allah Rasülü (s.a.v),

zamanının devlet başkanı ve kabile reislerine yaptığı İslâm davetini Hudeybiye

Barışı nın hemen arkasından gerçekleştirmiştir.

Kavga ve çatışma üslûbu ne ülkemize, ne de hiçbir kimseye

fayda getirir. Bu yöntemle her şey kırılır, dökülür. Onun için, Ya hayır

söyleyin, ya da susun. İllâ da kavga üslûbu kullanacaksanız, bunu İslâm adına

yapmayın. Çünkü İslâm, her türlü lekeden uzak müstesna bir mevkidedir.