İnsan ne kadar seyretsin ki bir gün Bursa dan usansın.

Dost yürekli şehre bu kez ne güz, ne bahar; son yıllarda

unutulan kar manzaraları eşliğinde gidiyorum. Ovada kalmak her zaman canımı

sıktığı için şehre bakan o yüksek taraçada tam Murad ın karşısında, bir noktaya

mevzilenip izliyorum bu şaheser güzelliği.

Akşam ezanları okunuyor, Çekirge den şehir tatlı bir

kızıllık ve pembeliğe bürünüyor, mor kostümlerini giyiyor, lacivert geceliğini

takınıyor, donuyorum dışarıda ama ayrılmak daha zor.

Birlik Vakfı nın hanımlara ve bursiyer öğrencilere

tertiplediği konferans için buradayım. Vakıf çalışma alanı da, Murad ın mekânı,

Hüdavendigâr Külliyesi.

Hadi gel de 1300 lü yılları yaşama, mazinin güzelliği ile

sarhoş olma. Bu tepe Bizans döneminden beri Bursa nın en eski mahallesi. Sanki

evler, oteller, dükkânlar o eski yılların estetiğinden bir şeyler taşımaktadır

hayaline bile kapılabiliyorsunuz ama değil işte.

Bindiğimiz taksinin şoförüne, bizi Murad a götür diyoruz,

adam şaşırıyor, bilmiyorum diyor, bu sefer gerçek adını, Hüdavendigâr diyoruz

adam yine bilmiyor. Şaşırma sırası bizde, koskoca hüdavendigârı nasıl

bilmezsin.

Demez mi, yanında meşhur bir lokanta veya otel var mı

Öyle ya otellerin şöhreti Hüdavendigârı gölgelemiş son asrın tecimen insanında.

Hem  lahmacun kitaptan daha çok

sevildiği için her yan restoran, Murad o soğan kokuları arasında ayakta

durmaya zorlanmakta.

Soğuktan daha keskin bir acı idi bu.

Ama bu kötü anıyı hemen geçip külliye binalarını donmuş

kar üzerinde gezmek, ruhumuzu ısıtmaya yetmekte. Cami, medrese, çeşme, hamam,

imaret ve türbe misafirlerine oldukça kibar davranmakta.

Üç sıra tuğla bir sıra taş örgü duvarlar, anıtsal

çınarlar nasıl güzel durmakta idi karlar arasında. Mutlaka Evliya Çelebi ya da

diğer seyyahlar da benim durduğum noktadan baktılar Murad a.

Bursa yapılarına benzemeyen cami mimarisini birçok

yabancı seyyah, kilise ile irtibatlandırmış. Zira giriş cephesi Venedik

saraylarına benzerken, üst katın medrese olarak tasarlanması, hele mihrabın

üzerindeki gizemli pencerenin açıldığı Sultan Murad a ait olduğu söylenen oda,

bu tezi kuvvetlendirmiş.

Oysa israfı sevmeyen Osmanlı, eski Bizans yapılarından

devşirme malzeme kullanmış. Bizans sütun ve başlıklarını gören de, şıp diye

yapıştırmış bu bir kilise ya da manastırdan çevrilme cami diye.

Üst kattaki medreseye caminin iki yanındaki merdivenler

götürmekte. Bu da dua edilen mabedin ilim yapılan medrese ile omuz omuzalığının

göstergesi. Dahası dervişlerle ulemanın çok farklı yolları olmasına karşın,

kimi zaman birbirlerini kıyasıya eleştiren bu iki kesim; bu camide bir ilk

olarak, bir arada yaşamaları sağlanmış.

Merkezi kubbenin ortası açıktır altında bir şadırvan

bulunmaktadır, zaten su sesinden namazda bile ayrı kalmak istememiştir Bursa.

Camiyi bakışları ile süzen Türbe ise; 1389 da 1.Kosova

Savaşı nda şehid olan Sultan 1. Murad ı, ziyaretçilerine tekrar hatırlatmakta.

Çeşme ve Hamamın suları medrese öğrencilerinin zihnini

açsın diye tasarlansa da; hala halk ücretsiz olarak bu şifalı sulardan gönlü

geniş Murad ın sayesinde yararlanmakta.

Konuşma yaptığım yer, bugün Birlik Vakfı nca kullanılan,

orjinali 19.yüzyılda depremde yıkılan,1904 de Sultan Abdulhamid tarafından

yaptırılan İmaret idi. Vakıf her gün 300 yoksula yemek, her ay 600 üniversite

öğrencisine burs vermekte, en büyük hayalleri Hüdavendigâr Üniversitesini

açmak. Bu üniversite projesi eğer gerçekleşirse, yine en fazla Murad

sevinecektir zira eski medresenin tekrar canlandığını görüp torunlarının ilim

yaptığı bir mekânda, savaş meydanında bıraktığı yüreğine, can gelecektir.