Üç gündür yoğun bir iş ve seyahat karışımı çalışmadaydım, bilgisayarımı hiç açamadığım gibi güncel okuma ve medya takiplerini de gereği gibi yapamadım! Bugün (dün), bu yazıyı yazdığım anlarda, AK Parti olağanüstü bir kongre yapıyor, ülkemize ve kendilerine hayırlı olsun; zamanı ve yeri geldikçe bizce gerekli olan değerlendirmelerimizi yaparız… 

Biz en iyisi önceki yazıda üzerinde durduğumuz ABD ve Suriye sorunları üzerinde durmaya devam edelim. Yine Ahmet Hakan’ın minik bir değerlendirmesi ile başlayalım: “Türkiye’de hiç ama hiç değişmeyecek şeyler / ABD Başkanı ile yapılan görüşmenin süresinden övünç ya da kahır çıkarmak... / ABD Başkanı’nın ağırlama biçimden zafer ya da hezimet çıkarmak... / ABD Başkanı’nın karşısındaki vücut dilinden destan ya da hüsran çıkarmak...” Bu konu ile ilgili bizim (M. Lütfi Hocaoğlu çalışma arkadaşımızın) yorumu yani değerlendirmesi şöyle: Debelenmek / Erdoğan Trump ile görüştü. / El-Netice? / Ortada elle tutulacak bir sonuç mu var? / Böyle bir sonuç olmayınca sevindiğimiz şeylere bak. Vücut dilleri ile uğraşıyoruz. Merkel’le tokalaşmadı, Erdoğan’la tokalaştı diye bayram ediyoruz. Vah halimize vah. / Trump da Sermaye’nin emrine girdiği için daha Erdoğan gitmeden YPG’ye silah verilmesini imzalamak zorunda kalmıştı. Erdoğan’ı da sıcak karşılayarak bir nevi ortamı yumuşatmaya çalışıyordu./ Sermaye inanılmaz bir mekanizma kurmuştu. Suriye’de YPG’ye ABD devleti vasıtasıyla destek oluyor, Esed’e de Rusya’ya Hazer’ler üzerinden verdiği 2 trilyon dolarlık yardımla destek oluyordu. Diğer taraftan IŞİD’i kuruyor, Irak’taki bankaların paralarını onlara verdirerek onları destekliyordu. İçimizdeki ajanlara da Rus uçağını vurduruyor ve Erdoğan’ı gaza getirtip uçak düşürmeyi üstlendiriyordu. Sermaye savaş devam etsin diye sürekli tarafları kızıştırıyordu ve halen buna devam ediyor./ Sermaye bu şekilde yenilemez. Sermaye’yi yenmenin yolu kendimizi düzeltmekte, kendimize Adil Düzen’i getirmekten ve Suriye’de resmi devlet olan Esed ile anlaşıp Sermaye’yi ters köşeye yatırmaktan başka bir şey değil. Bu şekilde debelenerek bir yere varamayız.

Madem meseleyi Sermaye ve onun oyunlarına bağladık, yine onunla devam edelim ve gerçekçi teşhislerimizi yapalım ki tedavi reçetelerimizi üretebilelim. Sermaye Irak ile İran’ı savaştırdı, savaş sekiz yıl sürdü. İran’ı işgal edecek ve güçlü Irak ile sonra Türkiye’ye dönecekti ama Sermaye bu işi başaramadı. Sonra Türkiye Irak’ı işgal edecek ve İran müdahale edecekti, böylece iki taraf arasında savaş başlatacaktı ama onu da başaramadı. Şimdi Suriye ve Irak’ı silahlandırıyor ve bu silahlarla sonunda Türkiye’ye saldırmayı planlıyor…

Israrla belirttiğimiz bir şey vardır. Türkiye ile ancak İran savaşabilir. Süper güçler Türkiye’yi bölüşmeyecekleri için birileri saldırsa bile, Türkiye diğerlerinin desteği ile galip gelir. İstanbul dünyanın merkezindedir. İstanbul zamanla dünyanın fiili merkezi olacaktır. Şimdiden Türkiye Avrupa’yı merkez olmaktan çıkarmak üzeredir. Artık iyice akıllanan devletler üçüncü dünya savaşını istemezler. Üçüncü dünya savaşını çıkarma planı Sermaye’nin planıdır. Sermaye’nin karşılıksız faiz parası doları yani gücü vardır. Bu güç sayesinde daha pek çok fitneler çıkarabilir. Alınacak tek tedbir vardır. İstanbul’da kurulacak bir kuyumcular kooperatifi uluslararası seviyede tedavül edecek altın bonosunu çıkaracak, bu bono her yerde oranın kuyumcuları nezdinde altın ile değiştirilecek, uluslararası para altın bonosu olacaktır. Bonoyu da bu kooperatif çıkaracak. Kooperatif bonoya kefil olacak, bononun borçlusu kuyumcu olacaktır. Altın bononun ulusal para ile değerini ise ulusal merkez bankaları belirleyecek. Aldığı fiyatla satacak ve tüm arz ve talebi karşılayacak, uluslararası borçlanmalar altın bonosu ile olacaktır. Faiz yerine kredileşme ve ortaklık sistemi kullanılacaktır... 

Suriye sorunu ve Irak/Kürt meselesi ile söylenecek daha pek çok şey var ama bugünkü değerlendirmemizi şu hülasa ile noktalayalım. Erbakan’ın ABD Büyükelçisi’ne dediği bir söz vardır: “Biz birkaç asır sizin şimdi bulunduğunuz yerde idik. Biz sizin bu yerinizi elinizden almayı istemiyoruz ama çekiç güç Türkiye’de teröristleri besliyor, buna izin vermeyiz.” NATO’nun Türkiye’de kalmasına izin verdi ama çekiç güç de Türkiye’yi terk etti. 

İşte siyaset budur.