TÜRK siyasetinin en büyük sorunu nedir diye sorulsa, birçok cevap sayılabilir. Dürüstlük noksanlığı, ilkesizlik, kirli menfaat ilişkileri, torpil, kayırma, iş takipçiliği, işi ehline vermeme, üslubun seviyesizliği, vizyonsuzluk, hedefsizlik, beceriksizlik vs sıralanabilir. En temel olanlarından biri kesin ilkesizliktir muhtemelen.

İlkesizlik, maalesef bizim siyasetimizin başat niteliklerindendir. Öyle ki, “dün dündür bugün bugündür” sözüyle de bir bakıma tescillenmiştir. Bugün Türkiye’de hiçbir insan çıkıp da siyasetin ilkeler üzerinden yürüdüğünü söyleyemeyeceği gibi ilkeli siyasetçilere de hayat hakkı tanınmaz, “Don Kişot” gözüyle bakılır. İşin aslına bakılırsa, siyasetin toplumun bir yansıması olduğundan hareketle düşünürsek, toplumun genel tabiatına dönüşmüş olan fırsatçılık, menfaatçilik ve köşedönmeci kafanın bir tezahürüdür siyasetin ilkesizliği de... Bilindiği üzere, toplumumuz “iş bitirici” tiptekileri sever, ilkeleri uğruna yeri geldiğinde fırsatları tepebilenleri değil…

Bir Kemal Sunal filmindeki Zübük karakteri, mizahi bir abartıyla resmedilse de, ilkesiz politikacı tipinin bir örneğidir. Abartılmıştır, ancak kimse çıkıp da böyle bir şey yok Türkiye’de diyemez. Nitekim, siyasi kariyerini o partiden ötekine, ötekinden diğerine geçiş üzerine kuran siyasetçileri çok gördük. Her gittiği partide adeta 40 yıllık neferiymiş cakası satanları biliyoruz.

Hele hele, çok sert eleştirilerde bulunduğu partiye birkaç yıl sonra dış kapının mandalı gibi “ilişen” parti başkanları bile gördük yakın zamanlarda. Dün söylediği sözü hatırlatacak olsanız, emin olun ki tipik siyasetçi hacıyatmazlığıyla zeytinyağı gibi üste çıkıp “dün ne diyorsam bugün de aynı noktadayım” diyebilecek “siyaset erbapları” var bu ülkede. Aslında siyaset erbabı değil, siyaset cambazı demek daha doğru belki.

Türk siyaseti budur maalesef. Bilgi üretmeyen, varolan bilgiyi almaya bile tenezzül buyurmayan, her geçen gün daha da yozlaşan, daha da kapitalist ahlak (veya ahlaksızlık) ile hemhal olan ve içten içe çürüyen Türk toplumunun seviyesi neyse siyasetin, siyasetçinin seviyesi de odur aslında. İlkesizlik her yanımızı sararken, siyaset bundan nasibini almadan durabilir mi Hem zaten “halk bunu istiyor”, değil mi

Hangi takıma transfer olsa “damarımı kesseniz kanım şu renk akar” diyen futbolcular gibi bir siyasi kafaya sahibiz. Dün söylenen sözlerin hükmü bugün bile geçerli olmayacaksa, sözün hiçbir kıymeti yoksa, ilkeler yerine menfaatler geçer akçeyse, bırakın siyaseti hangi işimizin düzgün olmasını bekleyebiliriz ki

Bu mesele, A partisi, B partisi meselesi değil. Bu mesele, insani bir erdem olan sözünün arkasında durma, konuştuğu gibi hareket etme hasletlerinin Türk siyasetinde zerrece öneminin olmadığını gösteriyor. Son derece ilkel bir pragmatizm ve çıkarcılık, tüm insani erdemleri siliyor siyasetten. Doğru sözün kıymeti olmayacaksa, neyin kıymeti olacak daha

Doğruyu, hakikati dillendiren insanların varlığı siyaset için de, toplum için de elzemdir. İlkesi olmayan insan ve siyaset, her şartta ve durumda doğrunun ve hakikatin peşinde mi gider, yoksa çıkarının ve konjonktürün mü Bugün, toplum, siyaseti güvenilmez buluyorsa, çıkış noktası bu “sözün kıymetinin olmayışı” ve “siyasetçinin ilkesizliği”dir. İstikamet üzere olmak yerine gücün ve menfaatin dümensuyunda gitmeyi yeğleyen anlayış, bu manzarayı önümüze koyuyor.

Siyaseti güvenilmez bulan toplum ne yapıyor peki İkiyüzlülüğe, ilkesizliğe, dediğinin tersiyle amel edenlere ses ediyor mu Etmiyor. Tepki veriyor mu Vermiyor. O zaman, bu ilkesiz siyaseti de hak ediyor maalesef.

Sözün özü; dün söylediği sözü bugün yalanlayan, menfaati kendine rehber seçen adamlardan vallahi usandık..