Hukuk öğrenimine, yani hukuk fakültesine adımını atıp öğrenciliğe başlayan herkesin, sınıfları ve gördüğü ders adları farklılaşıp değişse de, karşılaştığı, dinlediği klasikleşmiş bazı örnekler vardır. Bu örnekler ve benzerleri hayatın çeşitli evrelerinde, farklı ortamlarda, değişik çevrelerde, arkadaş grupları vb. arasında da anlatılır, anlatılmıştır, anlatılacaktır. Basit, sade, anlatımı ve hafızada tutulması kolaydır. Ayrıca herhangi bir niyeti, isteği, beklentiyi, duygu ve düşünceyi temsil etmede, onu karşıdakine aktarmada, somutlaştırmada da belli bir etkiye sahiptir.

Sözgelimi bu örneklerden en çok başvurulanlarından birisi; hem hukukun varlık bütünlüğünü, önemini ve değerini hem de “devlet” olarak tanımlanan tüzel kişiliği anlatmak için kullanılır. Genellikle her toplumda, farklı zamanlarda, çeşitli nedenlerle ortaya çıkan ve Türkçede “çete” olarak adlandırılan örgütlenme tarzı, diğer toplumlarda ve ülkelerde de söz konusu olmuş ve farklı bir adla tanımlanmıştır. Mesela, bir dönem Müslüman Arapların hâkimiyetinde kalmış Sicilya’da bu örgütlenme, Arapçada “gizli”, “saklı” gibi anlamlara gelen “mahfi” kelimesi, Sicilya’da “mafyos”, Amerika’da “mafya” biçimlerine dönüşerek yaygınlaşmıştır. Bugün bütün dünyada, neredeyse genel bir kullanıma dönüşmüştür.

“Çete” veya “mafya” şeklinde ortaya çıkan örgütlenme, belli bir nedenden kaynaklanabileceği gibi, belirgin bir amacı gerçekleştirmek üzere de gerçekleştirilebilir. Bu nedenler haklı, iyi görülebileceği gibi, bütünüyle herhangi bir hak duygusuna ve düşüncesine dayanmayarak, sadece belli bir kişinin, grubun her türden değerden yoksun isteğinin, çıkarının, etki sağlamasının bir aracı olarak da ortaya çıkabilir. Bu tarzda örgütlenen grubun veya topluluğun kendi içinde belli, kesin, ihlal edilemez ilkelere, kurallara, alışkanlıklara, âdet veya geleneklere sahip oldukları bilinmektedir. Bu ilkelere, kurallara, geleneklere uyulmadığı, ihlal veya ihanet edildiği takdirde, uygulamaların ağır cezalarla sonuçlandığı da bilinmekte, öngörülmekte veya tahmin edilmektedir.

 

İşte hukukun veya devletin varlığının isbatlanması, gerekçelendirilmesi, mantıki düşünmenin konusu halinde ele alınması gibi konuların açıklanmasında, “çete” veya “mafya”, olumsuz bir örnek olarak anlatılır. Burada mantıki bakımdan şu tesbitleri yapma imkânı söz konusu olmaktadır.

Bir defa, insan tek başına yaşama imkânı olmayan bir varlık olarak, mutlaka bir araya gelerek belli bir örgütlenme gerçekleştirmek zorundadır. Böylece, herkesin varlığını ve çıkarını gözeten, sağlayan, sürdürülmesine imkân veren bir düzen kurulur. Bu düzenin kurulması ancak “hukuk” olarak tanımlanan ve işlevi düzen sağlamak olmakla birlikte, asıl amacı “adalet” olarak nitelendirilen bir ilkeye, kurala, kısaca yasaya dayanmak durumundadır. Dolayısıyla toplumun örgütlenip düzenin kurulmasında belirleyici, olmazsa olmaz olan “hukuk”tur. Elbette toplum kendi varlığının somutlaşıp gerçekleşmesinde, bu varlığını korumasında, geliştirmesinde çeşitli iç örgütlenmelere gidebilir. Mesela “aile” olarak adlandırılan bir arada yaşama durumunda, bununla ilgili çeşitli kuralların belirlenmesi, kabullenilmesi ve uygulanması gerekmektedir. Bu ilgili kurallar, hemen her toplumda farklılık gösterebilir, farklı uygulamalara kaynaklık edebilir, ama kurum olarak aile daima varlığını korur, korumuştur da. Toplumun örgütlenmesinde ilk evre veya örnek sayılan örgütlenme biçimi, daha başka örgütlenmelerin yerine göre örneği olmuştur ki, devletin kurum olarak tanınmasında, bazı düşünürler bu yönde görüşler ileri sürmüşlerdir. Aile bireyleri arasındaki ilişkiler nasıl farklılık gösterebilmekteyse, toplumsal ilişkilerin de zaman ve ortam gereği farklılaşarak değişik yeni örgütlenme biçimlerini gerçekleştirmesi kaçınılmazdır. Mesela, iktisadi ve ticari faaliyetlerin, imkân ve güçleri bir araya getirilmesiyle “şirket” olarak tanımlanan yeni bir örgütlenme biçimine ihtiyaç duyulmuş, hatta buna gerek duyulmuştur. Ancak bazı unsurların farklılık göstermesi nedeniyle, şirket örgütlenmesinde yeni bir örgütlenme örneği olarak ihtiyaç duyulan “anonim şirket” üzerinde, hukukçuların şiddetli, yoğun tartışmaları sonucunda kabul edilebildiği örneği burada hatırlanabilir.

Özetle, üzerinde daima tartışılan ve çoğunlukla rahatça, kolayca kullanılabilir izlenimi veren hukuk, varlığını mutlaka gösterir. Kuşkusuz, bu noktada “hangi hukuk” sorusu hemen akla gelir, ama hukukun işlevleri, amacı, onun farklı bakış açılarına göre adlandırılması, tanımlanması, sınıflandırılması, yanıltmamalıdır. Hangi ad ve sistemle olursa olsun hukukun dayandığı değişmez, genel geçer, evrensel nitelik kazanmış ilkeleri, kuralları vardır ve tarihi süreçteki uygulamalar bunu fazlasıyla örneklendirmektedir. Hukuk, varlığını, ihlal edildiğinde gösterir, denilmiştir. Unutulmaması gereken de budur, denebilir.