Ömer Nasuhi Bilmen hoca efendi "Büyük İslâm İlmihali" isimli eserinde Zekât konusunu işlerken "Zekâtın Sıhhâtının Şartı" başlığı altında "Verilen bir zekâtın sahih olabilmesi için, zekâtı verirken veya onu ayırırken niyetin bulunması şarttır.

Bu esastan şu meseleler doğar" diyor ve otuz dördüncü meselede şöyle diyor:

"34- Çok kimselerin zekâtlarını vermeye vekil olan kimse, bunlardan aldığı zekat mallarını birbirine karıştırmaksızın fakirlere vermesi gerekir. Onları birbirine karıştırdıktan sonra verirse, kendi adına sadaka vermiş olur ve o zekât mallarını ayrıca ödemesi gerekir."

Bunu şunun için naklettim:

Birkaç yıl önce bir hanım efendi bana telefon etti ve şöyle bir soru sordu:

"Sayın hocam, ağabeyim Almanya dan bana zekat parası göndermiş. Onu fakirlere ben verecektim. Ancak o günlerde benim de acil bir ihtiyacım olduğundan ileride veririm diye ihtiyacıma harcadım. Aradan beş yıl geçti. Şimdi vermek istiyorum. Mark ın o günkü değerinden mi ödeyeceğim yoksa bugünkü değerinden mi ödeyeceğim

Cevap- Sen, sana gönderilen paranın aynını verecektin. O geçmiş, kurala uymamışsın. Fakirin hakkını beş yıl zimmetinde tutmuşsun. Bunun için Allah tan af dileyeceksin ve gönderilen miktarda Mark alıp fakirlere vereceksin"

-Ama mark çok değer kazandı. Benim bozdurduğum miktarın iki katı oldu

- Sen bilin. Ağabeyinin gönderdiği miktarda Markı bulup fakire verdikten sonra geciktirdiğin için Allah tan af dileyeceksin" demiştim.

Ömer Nasuhi hoca efendinin yazdığı kurala bugün uyan birine çok az rastladım.

Aldığı her zekat parasını ayrı zarflara koyup üzerine de verenin ismini yazan bazı insanlara rastladım ama binde bir değil.

Bu kural biraz zorluk getirir ama iyi niyetlerle yapılan birçok yanlışı önler.

Sevgili peygamberimiz, hassas ölçüyü bize bildiriyor: "Evime geldiğimde yatağımın üzerinde bir tek hurma tanesi bulduğumda onu alıp yemek için kaldırdığımda onun hazineye ait hurmalardan olmasından korkarak hemen yere atıyorum" diyor. (Buhari sahih, Lukata, bab 6, hadis 2300,1950)

Yine bir örnek:

Sevgili peygamberimize hurma toplama zamanında hurmaların zekatı olanlar devlete teslim ediyorlardı. Toplanan hurma yığınları etrafında sevgili peygamberimizin iki ciğerparesi torunları Hasan ile Hüseyin oynuyorlardı. Onlardan biri bir hurma tanesini ağzına alınca efendimiz o hurmayı torununun ağzından çıkardı ve "Bilmiyor musun, Muhammedin ailesi sadaka/zekat malı yemez" dedi. (Buhari, Sahih, K. Zekat, hadis 1414,1420, 2907, Müslim, sahih, K. Zekat 1069)

"Ben İmamı Gazali den daha bilginim, çünkü Gazali, bilgisayar kullanamıyordu, cep telefonu bilmiyordu, İngilizce bilmiyordu" diyen adamın mantığıyla hadisleri okumayalım.

İslam fıkhına göre zekat mallarının çoğunluğu devlete verilir.

Burada bahsedilen zekat hazinenin malı olan hurmadır.

Yöneticilerimiz dikkatli olsunlar, tüyü bitmedik yetimin hakkı olan hazinenin çeşmesinden çocuklarına bir damla su, bir lokma yedirmesinler.

Hocalarımız da dikkatli olsunlar.

İnceliğini bilmedikleri konularda fetva vermesinler.

Bir bey, altı yüz bin dolara müstakil bir villa almış.

Zekatını hesaplarken müftülüğe telefon açmış ve bu evin zekatının verilip verilmeyeceğini sormuş, orada fetva veren de "Ne kadar eviniz olursa olsun zekat gerekmez" demiş.

Elindeki İlmihal kitabına göre bu fetva doğru ama ben bu adama sordum kaç villan var

-Altı tane villam var dedi.

-Niçin satın alıyorsun

-Yaptığım iş, yatırım gerektirmeyen iyi geliri olan bir iş. Emlak da zarar etmeyen hep değer kazanan bir yatırım" diyor.

Yani mal, ticari mala giriyor.

Eskiden yazılmış İlmihal kitaplarına göre Arap şeyhinin milyonlarca dolara satın aldığı İngiliz atı da zekata tabi olmaz.

Yarış atı ticareti yapan bu Müslümanlar, her kuruşun zekatını verecekler.