İnsanlık tarihinin veya insanlığın en temel sorunu Hakikat dışında başka arayışlarda olmasıdır. Bu, insanı sürekli merkezden ve kendisinden uzaklaştırıyor, uzaklaşması için bir takım nedenler ve gerekçeler oluşturuyor.
Peygamberler insanlığı ana eksende tutma çabasında olmuşlardır. Karşıtların ana merkezi ise şeytanlardır. Bu karşıtlık insanları sürekli yanlışlara ve uçurumlara götürüyor. Kendilerine zulmeden, ezen, sömürenlere teslim ediyor. Bunlar geçmiş zamandan günümüze ister krallar, firavunlar, nemrutlar, sultanlar, patronlar, egemen devletler olsun fark etmiyor. Hemen hepsi adeta insanlığı baskı altında tutmanın biricik nesneleridirler.
İnsanlığın kendilerinin zararına olan eylemlerde bulunması, yaşayışını bunların üzerine inşa edişi bir tutkuyu dönüşüyor. Hakikate ermenin yolları tıkanıyor. İnsanlık da âdeta bun tav oluyor, teslim oluyor ve köleliği kabulleniyor.
Krallıklar zamanındaki baskılar ve zulmün ağırlığı altında insanların yol bulmaları güçtü. Çünkü onlar Hakikati temsil edenlere karşı ciddi bir savaş içindeydiler. Peygamberlere de zulmettiler. Her türlü işkencede bulundular. Onlar ise sürekli, insanlığın kurtuluş çabasından vazgeçmediler. Canlarına pahasına da olsa.
Dünyanın değişen koşulları yol ve yöntemleri değiştirdi. İnsanlığın mutlak olarak manevi güçlere gereksinimleri var. Var olan şu kâinatta insanlığın bitmeyen bir arayışıdır.
Modern diye bilinen zamanlarda insanlık bilgilenirken bir yandan da teslimiyetinin yollarlı farklılaştı. İnsanların avunuşlarını oluşturacak yönetmelere başvuruldu.
İnsanların arasına farklılıklar koymak için ruhlarına kazınan kimi durumlar sanki onları farklı varlıklarmış konumuna itti. Irk üstünlüğü, ırklar için Hakikat dışında kimi mitler ile avutulması gibi.
Yaratılmış olan ne varsa insanlık içindir. İnsandan daha üstün varlıklar değildir. Fakat insanın üstüne çıkarılan ve mitleştirilenlerin her biri bir tanrı konumuna getirildi. Peygamberlerin gereksizliğine inandırıldı.
İnsanlığı yanıltan bu şeylerin aslında insanlık için bir anlamı yoktur. İnsanlığın kendi kurtuluşunu, bir hayvanda, bir nesnede, bir taşta, Allah’ın yarattığı büyük oluşlarda araması Hakikat’e ermesinin yollarını tıkadı, engelledi. Bu, bugün içinde fazlasıyla geçerlidir.
İnsan her yerde insandır. İnsanın üstünlüğünün gerekçesi ne rengidir, ne kanıdır, ne de kimi özellikleridir. İnsanı farklılaştıran erdemliliğidir. Daha adil, merhametli ve insan oluşudur. İnsanı insan bilişidir.
İnsan çalıştıkça, okudukça, bilgi sahibi oldukça Hakikat bilinci içinde derinleştikçe Allah’ın kendisine sunduklarını hakkıyla yerine getirdikçe insan olma özelliğini yitirmez.
Yasak ve haram olanların insanlığın zararına olduğu bilinir de insanlık nedense bunlardan vazgeçmez. Hıristiyanlık kültürü alkolden asla kurtulamaz. Çünkü alkol ile vaftiz ediliyor her insan. Onlar, sanki annelerinden emdikleri ilk süttür alkolleri. Bu, ruhlarına siner. Alkolü az alma, çok alma sonucu değiştirmez. Bu artık bir tutkudur ve ondan vazgeçilemez.
Bir insanı diğerinden üstün tutma renk ve ırk konusu başlı başına bir sorundur. Hazreti Peygamber’in bir siyahî ve köle olan Bilal’ı yanı başına alması insanlık tarihi içinde bir dönümdür. Irk üstünlüğünün bir özelliğinin olmadığının bir göstergesidir. Ancak Müslüman toplumlarda kendi ırklarını üstün görme mit ve tutkusu aşırılıklara ve uçurumlara sürüklüyor. Kendi dininden olan ve fakat farklı olan ırktakilerin küçümsemesine neden oluyor.
Hem Müslüman olduğunu söylüyor hem kendi ırkından olmayan insanları kimi nedenlerle ve gerekçelerle küçümsüyor, aşağılıyor.
Batılıların kendilerine kurduğu tuzağa düşüyorlar. Onlara göre kendi ırkları üstündür, diğer ırklar ise onlara göre insanlığın alt katmanıdırlar. Yahudiler için de bu böyledir. Oysa İslâm asla böyle bir ayrıma gitmez. İnsanı insan olmaktan dışlamaz.