İnsanları nasıl fiziki yapıları ile kolayca ayırt edebiliyorsak şehirleri de öyle. Her kadim şehrin kendine has bir mimarisi var. Bu yapısal özellikleri ile dünyanın her yerinden binlerce km uzaklıktan insan bu kentleri gezip görmeye, tarihten beri getirdiği havasını teneffüs etmeye kültürel varlıklarından esinlenmeye ve ara sokaklarında sessizce kaybolmaya gidiyor.
Adına şiirler, şarkılar yazılan tarihin en kadim ve ulu şehirlerinden biri olan İstanbul, her geçen gün köklü tarihi ve büyük medeniyetinden hızla uzaklaşmakta. Şehir, yüzyıllardır var olduğu ve tüm dünyaya güzelliğini kanıtladığı mimarisini her geçen gün kaybetmekte. Açık bir kültürel yok oluş yaşamakta. Şehri, diğerlerinden ayıran o kendine has muhteşem mimarisi her geçen gün beton bloklar tarafından ezilmekte.
İhanet ettik denilmişti ya hani. Evet. Hem de çok büyük bir ihanete kurban gitti güzel İstanbul. Dünyada yapısı bu kadar çok bozulan, güzelliği bu kadar çok yok edilen, tarihine bu kadar çok ihanet edilen başka bir şehir var mıdır acaba?
Masmavi denizi, fosseptiğe dönüşen eski tertemiz derelerinin getirdiği pislikle boz bulanan, Boğaz’ı izlemeye doyamayacağınız tepeleri imar canavarına yedirilerek betona boğulan, eski güzel bostanları AVM inşaatlarına kurban edilen ve daha nicelerini sayacağımız ihanetler ile güzelliği elinden alınmaya çalışan İstanbul, can çekişmekte. Üstelik son yıllarda şehrin can damarı olan birçok yeşil askeri alan da betonlara teslim olmuş durumda. Gerçekten bu manzara karşısında insanın yüreği dayanmıyor. Şehrin her yerinde birbirinden iğrenç beton bloklar yükseliyor. Ve maalesef bu betonlaşma şehrin yeni silüeti olmak üzere.
Eskiden oturup doyasıya izlediğiniz birçok güzel manzara, şimdi yerini iğrenç betonlara bırakmış durumda. Beton canavarı önüne gelen tüm güzellikleri yutup yok ediyor. Yedikçe de büyüyen bir canavara dönüşüyor. Ve bu canavarı büyütüp besleyen de insan denilen gözü doymaz varlığın ihtirasları. Öyle bir kazanma ihtirası ki bin yıllarca gelişen ve kendini koruyan bu güzellikleri hoyratça yok etmekte. İnsanı çok daha üzen ise biteceğine, her geçen gün çılgınlık derecesinde artan betonlaşma. İnanın şehrin iki yakasında da eski güzelliğini bildiğim yerlerin betonlar tarafından istila edildiğini gördükçe neredeyse ağlayacağım. Maalesef kaybettik güzelim İstanbul’u.
Şehrin mimarisi ile ilgilenen herkesin bildiği gibi meşhur Menderes yıkımları ile ilk çok ağır darbeyi almıştı bu şaheser şehir. Ancak son 10-15 yıldır yapılan betonlaşma ile ise öldürücü darbeyi almak üzere. Açıkça söylemek gerekir ki, Demokrat Parti iktidarında yıkılarak yok edilen bu şehir AK Parti iktidarında ise yapılarak yok ediliyor. Beton yapılarak. İhanet ettik itirafını ilk duyduğumuzda ümitlenmiştik. En azından bundan sonrasını kurtaracağız diye. Ancak ümitlerimizin de üzerine beton döküldü. Tuhaf bir şekilde daha da fazla betona gömüldü İstanbul. Daha fazla ormanları yok edildi. Daha fazla ciğerleri söküldü.
Şimdi şehrin iki yakasının da kuzeyinde yapılması planlanan yeni betonlaşma projelerini okuyoruz. İnanılmaz bir şey bu. Tam anlamı ile bir katliam teşebbüsü. İnsanoğlu Allah’ın yarattığı bu güzelliklere nasıl böyle zalim ve cahilce kıyabilir ki? Açgözlü müteahhitlerin gözü dönmüşçesine her gördüğü yeşili yok edip yerine beton dikmesine ve buna izin veren aynı derecedeki vahşi bürokrasiye ve yetki sahiplerine ne desek boş.
Şu şehri getirdikleri durumdan en ufak rahatsızlıkları da yok anlaşılan.
Biz bu şehrin son güzelliklerini de görebildik en azından. Ancak bizden sonrakilere çirkinlikten başka bir şey kalmayacak anlaşılan.