Savaşmak için savaşılmaz, belli çıkma nedenleri ve belli altyapısı vardır. Buna ek olarak her savaş aslında bitmesi için yapılır. Savaşın taraflarının asıl istediği savaşın kendisi değil sonuçlarıdır. Diğer bir anlatım ile savaşı kendi lehine bitirmek için savaşır taraflar. Nitekim özellikle Trump’ın iktidara gelme süreci ile Gazze konusunda yaptığı her açıklamada, “Savaşı bitireceğim” vurgusunu yükseltmektedir. Ancak bahsettiği tüm bitirme planları veya stratejileri aslında bölgeyi İsrail’in kontrolüne vermek ve Siyonizm’in 3500 yıldır yaptığı planlara yani Arz-ı Mevud’a uygun hareket etmekten ibarettir. Başka bir derinlik aramak konunun jeopolitik ve jeostratejik bağlamını ön plana çıkartmak, bu ortamda para etmemektedir. Nitekim İsrailli katiller bize yapıkları her saldırı, her katliam ve her açıklama ile bunu göstermiştir.

Trump’ın yayınladığı ve yapay zekâ ile hazırlanmış o görüntüleri hepimiz hatırlıyoruz. Trump bu kadar kronik bir sorunu iki tane yapay zekâ videosu ile çözeceğini düşünecek kadar bölge gerçeklerinden uzak olduğunu göstermiştir. Bir de tehditlerle ekonomik bazı şantaj veya rüşvetlerle bu işi çözeceğini düşünmektedir. Bu çözüm de yine İsrail’in istediği gibi olacak tabi… Bu bağlamda sunduğu çözüm sadece Gazze’nin işgalini değil sonrasında bize kadar uzanan işgaller silsilesinin bir ucudur. Unutmamak gerekir ki bugün Gazze’de yaşayanların ancak %10-20’lik kısmı asıl Gazzelilerdir. Diğerleri işgalcilerin zorla evlerinden yurtlarından çıkarttığı göçmenlerdir. Yine unutmamak gerekir ki “hicret” gibi bizim için önemli, hassas ve aklımıza olduğu kadar gönlümüze de hitap eden ifadelerin Gazzeliler için kullanılması direkt olarak Siyonizm’in ekmeğine yağ sürmektedir. Zaten iki ve hatta üç kere göç etmiş ve daracık bir alana (şeride) sıkışmış insanlara şimdi de Sina’ya gitsinler deniyor. Birinin yapay zekâ ile söylediğini biri dini argümanlarla söylüyor.

Bakınız, bazen yapılan hareketlerden, bazen ise yapılmayan hareketlerden bir mesuliyet doğar. Bu hepimizin malumudur. Aynı şekilde bazen hicret ederek mesuliyetimizi yerine getiririz. Bazen de hicret etmeyerek mesuliyetimizi yerine getiririz. Bugün bizim konfor ortamından elbette Gazzeli kardeşlerimize, “Siz yerinizde durun ve bunun neticesi olarak ölün” deme haddimiz yok. Ancak zaten biz demesek de bu bilinçle hareket ediyorlar. Merak etmeyelim bugünün büyük düşünürlerinin, âlimlerinin, ismi veya cismi büyüklerin dediklerine veya onların akıl vermesine ihtiyacı olmayan bir halk var ve kucağında 3 yaşındaki kardeşini taşıyan 6 yaşındaki çocuk hepimizden daha şuurlu…

Önemli bir diğer noktada İsrail’in “var olma hakkı” gibi birçok safsata ve kelime oyununa gelinmesidir. İsrail’in var olma hakkı yoktur. Ne uluslararası hukukta ne doğal hukukta ne insani olarak ne vicdani olarak. İsrail, bir modern fikir olarak ortaya çıktığı andan itibaren yani Siyonizm’in politik bir boyut kazanmasından bu yana her türlü oyunu ve gayr-i ahlâki yöntemi kullanarak bu noktaya gelmiştir. Her bir olay ve süreçteki yaşananlarla ilgili bir kütüphane kitap yazılsa az gelir. Bu çerçevede bazı art niyetliler (bu art niyetlilerin kim oldukları ve kimlerden beslendiğini herkes bilir) Siyonistleri (tabi onlar Yahudiler diyerek daha geniş bir çerçeve çizmeye ve hedef şaşırtmaya çalışıyorlar) kendi halinde sıradan ama çalışkan ve aydın bir halk olarak ifade etmekte ve ekleyerek bu toplumun da bir devlet sahibi olma hakkı vardır. Erbakan Hoca’mız, “ABD eğer çok meraklıysa gitsin Teksas’tan bir toprak versin” derdi. Bu açıklamaları yapanlara, “Eğer çok meraklıysanız Türkiye dışında sahip olduğunuz tapuları Siyonistlere verin” demek gerek…