Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Kur’an; insanlığa hak ve batılı açıklayan, müminler, Müslümanlar ve takva sahipleri için hidayet olan ilahi bir kitaptır. Bu kitapta yaş kuru ne varsa, anlayan için mükemmel cevaplar vardır. Kur’an’la yol yürüyenler, bu yol için rehber kılınmış Peygamberimiz Hz. Muhammet Efendimizin sünnetine de itibar ederler. “Biz; neyiz, kimiz, ne yapıyoruz, niçin yapıyoruz, nasıl yapıyoruz?” gibi soruların cevabını Kur’an ve Sünnetle düşünerek bulmaya çalışırlar, şöyle bir neticeye varırlar. “Kim kendi nefsini, yaratılışını bilirse, bu takdirde Rabbi’sini de bilir” sözüne istinaden işe kendi yaratılışındaki hikmetleri ve özellikleri araştırmakla başlar. İnsan; Allah’ın azametinden ve yüceliğinden dolayı bu kâinatta yarattığı sayısız varlıklardan birisidir, yaratılmışların en şereflisidir ve hayatını cemiyet halinde yaşayan sosyal bir varlıktır. İnsan; fert, toplum ve kurumsal olarak iyinin, güzelin, faydalının, adaletin ve doğrunun yaşanır hale gelmesi, kötünün, zararlının, zulmün ve yanlışın kaldırılması için bütün gücüyle çalışma yapması varlığının gereği olan canlı bir varlıktır. İnsanı yaratılmışların en şereflisi kılan ise Allah Teâlâ’nın insana diğer varlıklardan farklı olarak verdiği yedi nimettir. Bu nimetler şunlardır: Akıl ve iman nimeti: Bu, eserden müessire gitme kabiliyetidir. İnsan kâinata bakarak onu yaratan Allah’ı bulur, idrak eder, akıl eder ve suphanallah der. Peygamber Efendimiz, aklı şöyle tanımlamıştır: “Akıl, hak ile batılı birbirinden ayıran kalp içinde bir nurdur.” Biz bunun için imanı “kalp ile tasdik, dil ile ikrardır” diyerek tanımlıyoruz. Burada kalpten murat, akıldır. Akıllı insan; Allah Teâlâ’nın verdiği nimet ve meziyetleri isabetli bir şekilde kullanıp arzu ettiği dünya ve ahiret saadetinin esaslarını Kur´an ve Sünnetten seçip uygulayabilen insandır. Sevgili Peygamber Efendimiz, bir hadis-i şeriflerinde şöylebuyurmuştur: “Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Aciz kişi de nefsinin heva ve heveslerine uyan ve Allah´tan (dünyası için olmadık) dileklerde bulunup duran kimsedir.” Bir mücadele Allah rızası için değil, dünya çıkarı için yapılıyorsa böyle bir mücadeleden hayır gelmez. Ey Müslüman ve Millî Görüşçüler, bunu herkesten önce sizin kavramanız lazımdır.

MEZİYETLER

İnsana ikram edilen nimetlerden birisi de meziyetlerdir. İnsan, mümeyyiz bir varlıktır. Bu meziyetler şunlardır. İnsan; doğruyu yanlıştan ayırma kabiliyetine sahiptir: Bunun sonucu olarak insan toplumlarında ilim var olmuştur. İnsan; iyiyi kötüden, güzeli çirkinden ayırabilme kabiliyetine sahiptir. Bu vasıf, insan toplumlarının din ve ahlak sahibi olmalarına imkân vermiştir. İnsan; faydalıyı zararlıdan ayırabilme kabiliyetine sahiptir. Bu meziyetten toplumda ekonomi ve iktisat ilmi doğmuştur. İnsan; adaleti zulümden ayırabilme kabiliyetine de sahiptir. Bu ise toplumda siyaset, idare ve adaletin var olmasına imkân sağlamıştır. Bu dört meziyeti Allah, sadece insana vermiştir. Bu meziyetlerin nasıl kullanılması gerektiğini sadece, Kur’an ve Sünnetle düşünenler kavrayabilir.

İRADE

İnsana Allah Teâlâ; sahip olduğu akıl, iman ve temyiz meziyetlerini sonuçlandırsın diye bir irade yani seçme imkânı vermiştir. Bu imkân ve nimet; cüzi iradedir. İnsan bu irade ile tercih eder ve seçer. Kul, olarak insan; fiilinin kasibi yani yapanı ve kazananı, Allah da yaratıcısıdır. İnsanın kendisini ifade edebilmesi, diğer insanlara faydalı olabilmesi ve kemale erebilmesi, aklını ve iradesini iyiden, güzelden, doğrudan, faydalıdan ve adaletten yana kullanmasına bağlıdır. İradesini Kur’an ve Sünnetle kullanan insanlar İslam’da karar kılıp Millî Görüşçü olurlar. İradesini nefsi ihtirasları cihetinde kullananlar ise inkârcı, müşrik ve münafık olurlar. Bunlar, Siyonizm’in ve zalim Batı’nın köleliğine rıza göstermeyi meziyet sayan işbirlikçilerdir. Bunlar kendilerini, muhafazakâr demokrat, sosyal demokrat, ırkçı demokrat, liberal ve kapitalist olarak tanımlarlar. Bunları da sadece Kur’an ve Sünnetle düşünenler tanıyabilirler.

İSLAM

Kur’an ve Sünnetle düşünen herkes iyi bilir ki dünya ve ahiret saadetinin tek çaresi İslam’dır. Allah Teâlâ; İslam nimetiyle kullarına ikram ettiği yukarıda sayılan nimetlerini tamamlamıştır. Allah Teâlâ; Rahman ve Rahim sıfatı gereği İslam’ı tek mükemmel din ve saadet nizamı olarak göndermiştir. Şayet insanlar, İslam’dan başka bir şeyle saadeti bulma imkânına sahip olsalardı, Allah Teâlâ İslam’ı bir saadet düzeni olarak göndermezdi. Çünkü Allah Teâlâ, gereksiz ve lüzumsuz iş yapmaktan münezzehtir. Müslüman’ın hayatı da, ahlakı da, ekonomisi de, siyaseti ve idaresi de, eğitimi de, adaleti ve yargısı da İslam’dır. Bir Müslüman için, İslam ile siyasi tercihi çelişirse, bu hak nazarında gerçek bir Müslüman sayılmaz. Buna dikkat etmek gerekir.

TANIMAK

Kur’an ve Sünnetle düşünmek için önce bu iki kaynağı tanımak gerekir. Kur’an; Allah Teâlâ’nın kâinatının sözlü bir ifadesi, kâinat da yine Allah Teâlâ’nın Kur’an’ının madde ve varlıklar haline gelmiş şeklidir. Yani Kur’an-ı Kerim, Allah’ın satırlarla ifade ettiği kâinatı, kâinat ise yine Allah’ın dağılıp yayılmış ve serpilmiş bir Kur’an'ıdır. Kur’an; her kitabın üstünde ve bütün milletler üzerinde hâkim hak bir kitaptır, Arapçadır. Kur’an, yalnızca tilavet edilmekle kalmamalı, gereğince amel edilip, bütün hükümleri insanlar arasında icra edilmelidir. Allah Teâlâ, hükümleri hayata hâkim kılınsın diye Kur’an’ı göndermiştir. Kur’an’ı tanıyan herkes, onu ciddiye alır ve onunla yolunu bulur. Kur’an, kendisiyle amel edilsin için indirilmiştir.

Elmalılı merhum, Kur’an okumak ile ilgili şunları söyler; “Kur’an okumak... hem kurbet ve hem itaattir, ibadet değildir.” Kur’an yaşamak için okunur, ibadettir diye okunmaz, diyor. Selam hidayete tabi olanlara…