Kültürel bakımdan aile kurumu ve onun dayandığı değerler, bireysel ve toplumsal bilinci besleyen, koruyan ve gelişmesini sağlayan en önemli, aynı zamanda önde gelen kurum ve değerdir. Bu durum, genellikle, hemen bütün toplumlar bakımından geçerli bir tesbit olarak kabul edilebilir. Ancak bir toplumda aile kurumu ve dayandığı değerlerin nitelikleri, işlevleri, bireysel ve toplumsal hayatta oynağı rol farklılık gösterebilir. Zaten, aile kurumunun, deyim yerindeyse, salt bir kurum olmak itibariyle sahip olduğu esneklik, iç ve dış şartlar gereği gösterdiği uyum, zaman içinde farklılıkları yansıtmasında anlaşılabilir. Fakat bütün bunlara rağmen aile, özde kurum olma niteliğini hiçbir zaman yitirmemiştir. Bundan dolayı, sosyal bilimlerin genellikle aile kurumunu hareket noktası almaları, kendilerini ifade etmede dayanma ihtiyacı duydukları bir sabite olarak ailenin işlevsel olma niteliğidir. Sosyoloji, toplumu ve ilişkilerini somutlaştıran örnek kurum olarak aileyi inceleyip irdelemekle işe başlar. Siyaset, iktidar, yönetme, yönetilme, görev ve sorumluluk kavramlarını açıklamak için aileyi oluşturan bireylerin konum ve ilişkilerini gözlemleyip yorumlamaya yönelir ve bütün toplumları kapsayıcı iddiası taşıyacak kuramlar oluşturmayı dener. İktisat, somutu işaret eder görünmesine rağmen, aslında soyut insan istek ve ihtiyaçlarını üretim ve tüketim kavramlaştırması yapmaya başladığında, gerçekte geri planda ya da bilinçaltında aile kurumunun faaliyetini göz önünde tutar. “Aile ekonomisi” deyimi, aile kurumunun varoluşuyla değil, iktisat biliminin kendini temellendirmede başvurduğu, adeta soyut, ama genelleme yapmaya en elverişli bir kavramıdır.

Bizim kültürümüzde, özge nitelikte kendini gösteren bir takım özellikler, aile kurumuna ve ona atfedilen değerlerin doğrudan belirleyiciliğini görmek pek zor olmasa gerek. Konukseverlik, elbette ahlaki bir erdem olmakla birlikte, doğrudan bireyi çağrıştırmaz, genellikle aile kurumunun bir özelliği şeklinde anlaşılır. Keza sadakat, mahremiyet, saygı veya itibar vb. bir takım erdemler, sadece bireyi değil, aileyi de işaret ederler. Sözgelimi, en başıboş, en sergerde, en düzensiz ve dengesiz yaşayış içinde olanlarda bile “aile” deyimi saygı uyandırır, zedelenmemesi gereken bir olgu olarak karşılanır. Öyle ki bu tarz bir yaşayış sürenler hakkında bir değerlendirme yapılmak istendiğinde, onun bireysel davranış ve kişiliğinden önce, ailesine bakılarak değerlendirme yapılır. Sözgelimi evlendirme işinde bu çokça rastlanılan bir durumdur. Arkadaş veya dostluk ilişkisinde de böyledir.

Halkı Müslüman (doğrusu “İslam Ülkeleri” ibaresinin, gelinen noktada “İslam” ve “Müslüman” kavramlarımızı gölgeleyici bir kullanıma dönüştürüldüğü duygusunun öne çıktığı endişesi beliriyor) ülkeleri aile kurum ve değerleri metaforunda irdelemek istediğimizde, dışın yanında aile içi konularının temel bir sorun olarak öncelikle üzerinde düşünülmesi gerektiğini söylemenin daha doğru olacağıdır. Aile kurum ve değerleri göz önünde tutulursa, halkı Müslüman ülkelerin, aile ilişkisini yansıtan bir ilişkiden yoksun oldukları söylenmelidir. Yani yönetim erkini ele geçirmiş olanların, bu aile kurumunu ve değerlerini özümleyip temsil ettikleri kuşkuludur. Sureta, yani görünüşte o aile kurum ve değerlerine sahip olma iddialarına rağmen, ailenin dirlik ve düzenlik içinde yaşamamaları için ne gerekiyorsa onu yapma niyet ve azmi içinde oldukları görülmektedir. Aile içindeki ilişkilerinde, aile bireylerinin varlıklarını ve yaşayışlarını zapturapt, baskı ve sindirme altına alma, öncelikli görevleri olarak ortaya çıkmaktadır. Herhangi bir toplumsal örgütlenme ve dolayısıyla kendini serbestçe ifade etme imkânı Müslüman halklar bakımından söz konusu değildir. Oysa bir toplum iktisadi faaliyetlerinden tutun sanat, bilim ve edebiyat, siyaset ve sanayi alanında bir araya gelerek, birbirlerinden etkilenerek varlığını tezahür ettirebilir, kişiliğini ve kimliğini dışa yansıtabilir. Örgütlenme şeklinde görülen bir takım oluşumlar söz konusu yönetimlerin ihtiyaç duydukları istemlerin ötesinde bir anlam taşımamaktadırlar. Güncel çarpıcı örnek, adını bile yazmaktan utanç duyulması gereken yönetimin, insanların kanı üzerinde çıkar devşiren silah sanayii haydutlarına kaynak aktarmak olmuştur. Alınan silahlar yoksul, can derdine düşmüş Müslüman halkı öldürmek ve yaşadığı toprağı kan deryasına döndürmek içindir. Asıl emperyalizm aile içindekilerin yapıp ettiklerinde ortaya çıkmaktadır.