Köyüne gitmedi.
Yaşlı anne-babasını nicedir görmek istiyordu, memleketinin dağları, ovaları, dereleri, burnunda tütüyordu ama bayramı bekliyordu.
Yıllardır hayalini kurmakta idi sılada bir bayram.
Sadece bir bayram gidip yamaçtaki ardıç ağacını, gölün üzerindeki turnaları, karpuz çatlatan kaynak suyunu görmeyi ne kadar özlemişti.
Öylesine yoksuldu ki, bir yıl boyunca sadece kurban bayramında et görebiliyordu kendisi ve çocukları.
Mahalle sakinleri de fakirdi pek kimse kurban kesemezdi, lakin halini bilenler üç beş kişi birkaç kemik getiriyor, onları kaynatıyor, çocuklarının önüne getiriyor, güle oynaya yemek yiyen yavrularını sevinçle seyrediyordu.
O bayram sabahı da erkenden kalkmış, bakkaldan ekmek almaya bile kendisi çıkmamış, çocuğu göndermişti, olur da erken kesen biri getirirse alıp emniyetli yere bırakırım diye düşünmüştü.
Buzdolabı da ne zamandır soğutmuyordu, su akıtıyor, buz yapamıyordu, zaten eskiciden almıştı yine de yıllardır iyi dayanmıştı, bari sağlam olsa idi dolap, birazını da orada saklar sonra pişirirdi çocuklarına.
Fakat et olsun da onları kavurur, haşlar, mutlaka hemen değerlendirir yavrularına yedirirdi, yeter ki getirsindi insanlar.
Mahalleli de bu yoksul haneyi, hallerinden hiç şikâyet etmeseler de durumlarını iyi biliyor, onlara acıyorlar fakat kendileri de fazla yardım yapamıyordu, bayramdan bayrama akıllarına son anda geldiklerinde el kadar et gönderiyorlardı.
Bu bayramda çok telaşlı geçmiş, kurbanlık için paralar denkleştirilmiş, kimi geçen sene kesmesine karşın bu sene borcundan dolayı ya da artan fiyatlardan kurbanlıkların yanına yaklaşamamış, kesememişti.
Kesenlerin de et telaşı, gelen giden, ev halkına kavurma pişirme acelesi, misafirlere ikram derken vakit geçmişti.
Üstü başı perişan bir kadın evleri dolaşmıştı, ağlayan bir kedi yavrusu sesi ile her hanenin kapısını çalmış ve:
“Allah rızası için kurban etinizden verin çok fakirim, çocuklarım bir yıl boyunca bu etten başka et görememekteler.”
Hane sahipleri işleri başlarından aşkın, bu acıklı sese aldanıp bir parça sarıp vermişlerdi.
Derken birkaç saat sonra aynı ses tonu ile bir başka kadın daha gelmişti, o da et istemişti, ona da vermişlerdi, bir tane daha bir tane daha, o kadar çok gelmişlerdi ki et isteyen fakir kadınlar, demek kapı kapı dolaşacak kadar yoksullar deyip herkes bu mübarek günde boş çevirmeyelim demiş, ellerine bir parça tutuşturmuşlardı.
Çok meşgul haneler ve sakinleri oysa hiç görememişlerdi, kapıları dolaşan kadınların sokağın başında ellerinde çuvallar ya da pazar arabaları ile bekleyen diğer kadınlara bu etleri aktardıklarını.
O çuvalla köşe bekleyen kadınların da, bir başka köşeye gidip kendilerini bekleyen son derece lüks, otomatik kapılı bir minibüse bu çuvalları taşıdıklarını.
O minibüslerinde anlaştıkları kasaplara seferler düzenleyip bu etleri sattıklarını, kimse görüp öğrenip bilememişti.
Onlar aldatmanın, kandırmanın, dolandırmanın pis, sarı, isli, kara, kirli, irinli zevkini yaşarken; hava kararmış gerçek fakir ve çocukları pencerelerinde perdeleri gerisinde beyhude beklemişlerdi hakları olan kurban etlerini.