İç çekişmelerin tuzağındaki Müslümanlar, birbirileriyle uğraşmaktan dünyada olup bitenlerden âdeta habersiz gibi davranıyorlar. Geçmişte yaşanmış olup bitmiş kimi ayrıntıları kurcalamaktan, kokutmaktan, gerçekleri göremiyorlar. Görmek de istemiyorlar. Bir saplantı hâline gelmiş bu tutumlarından, cellat kapılarına dayanmış olduğu hâlde aymıyorlar. Bu aymazlıkları yüzünden çember giderek daralıyor.
“Arap Baharı” diye tanımlanan emperyalizmin büyük oyunu sırasında gene aynı tutumlu davranışları yüzünden, hayallere kapıldılar, uyduruk kimi saplantılarla âdeta emperyalizme hizmet ettiler. Ta ki emperyalizm oyuncularının kimi kuklalarını değiştirene, Suriye işgal edilene ve kontrol atına alınana, Türkiye’nin eli kolu bağlanır halde etkisizleştirilene kadar. Suriye işgal altında, Suriyeli on iki milyon insan tehcir edilene, bir milyonu aşkın insanın ölümüne kadar. Dahası bunlardan sonra İsrail Kudüs’ü fiilen başkent ilan etti, işgale devam etti. En son Gazze olaylarından sonra bütün Filistin’in tam anlamıyla işgale yeltendiği bugüne kadar.
Bugün için değişen bir şey yok. İşin vahameti, emperyallerin hizmetkârları aynı takıntılarıyla hem uyumaya hem de uyutmaya devam ediyorlar. Eskiden plaklar vardı, iğne takılınca cızırtılı bir sesle dönüp duruyordu plak. Bunların durumu bundan farklı değil. Sürekli İran’ın önde gelenleri, uzmanları, komutanları, Süleymani, Reisi en sonda İsmail Heniyye’nin şehit edilişi olayını görmeden, görmek istemeden İran’ı suçluyor ve töhmet altında tutuyorlar. Sanki onlar bu oyunlarıyla bir tiyatro sahnesindedirler, danışıklı dövüş içindedirler gibi bir algı oluşturuyorlar. Onlarca yıldır İran kuşatma altında, ambargo uygulandığı hâlde.
Türkiye’nin içinde bulunduğu açmazla eli kolu bağlı bir hâlde, kös kös olduğu yerde duruşunu asla görmüyorlar. Şu artık biliniyor ki İsrail enerjisi, petrolü, önemli ihtiyaç malzemeleri hâlâ Türkiye’den gidiyor. Yahudi şirketler ya isim değiştiriyor ya da gerek Arap ve gerekse Türkleri ortaklığa alarak İsrail ile olan ticaretlerini sürdürüyorlar.
Âdeta sessiz geçiştirilen bir durumu da burada aktarmada yarar var. “İrlandalı müzik grubu Fontaines D.C, 20 Ağustos 2024 tarihinde İstanbul Zorlu AVM’deki konserini Zorlu Grubu’nun İsrail’le olan ticari ilişkilerine devam etmesini gerekçe göstererek iptal etti.” Bu bilinçten yoksun olanların tutumuyla bunları bile karşılaştırmak ne kadar da üzücü. Galataport olayının aslı geçmişe dayanıyor. Başta bulunan iktidar, özelleştirme adına burayı Yahudi Sami Ofer’e vermek isteyince kamuoyunun büyük tepkisi sonucu Şahenklerin Zorlu grubuna verdi. Yani dolaylı olarak gene benzer şekilde onlarla birlikte olanlara verilmiş oldu. Dahası o zaman limanların büyük bölümü söz konusu Yahudi’ye verildi ki, hâlâ onlar işletiyorlar. Limanlarda harıl harıl yapılan bu sevkiyatların nasıl ve kimler tarafından yapıldığının ne farkında ne de bilincindedirler. Kör bir bakışla kabullenilmişlik içindedirler.
Kürecik Üssü, bölgeyi gözetleme ve bilgi toplama merkezidir. Yapıldığı zaman olan itirazlarımızda burasının sadece Ruslara karşı kullanılan bir merkez olarak yapıldığı öne sürülüyordu. Oysa hiç de öyle değildi. Asıl amaç Arap Baharı emperyal dalgasından sonra bölgeyi tam anlamıyla gözetleme, bilgi toplama ve denetleme amaçlı yapılmıştı. Bugün için bu suikastlar, girişim ve hamleler bu merkezin lojistik desteğiyle yapılıyor. O sıralarda biz hararetle karşı çıkarken, gene kendilerini bilge, gazeteci, düşünür sayanlarla Kahraman Maraş’ta bir otelin lobisinde tartışmıştık. Bunlar tanıdık ve bildik kimselerdir. Bu zihniyet o zaman, “Biz çıkarlarımıza bakıyoruz” deme pişkinliğinde bulunuyorlardı. İsimleri bizdedir. Gene bugünlerde televizyonlarda İran aleyhtarlığıyla emperyalizme hizmet edenlerden biri bir Kütahya yolculuğumuzda, zatı şahaneleri Pensilvanya’ya gitmiş, o zatı tavafta bulunmuştu. “Kapıda bizim üzerimizde bulunan telefonlar vesaire alındı, öyle içeri alındık” demişti. Aslında onların kaldığı yerde bunlar onların yaptıklarını yapmaya devam ediyorlar, uslanmıyorlar. Köle ruhluluk böyle bir şey, bir biçimde kendisine hizmet ettiriyor.