Siyasette güven, söz ile icraatın birbirini doğrulamasıyla oluşur.

Millet, siyasetçilerin sadece bugün ne söylediğine değil, dün ne söylediğine de bakar. Çünkü dün söylenenlerle bugün yapılanlar birbirine zıt olduğunda, bunun izah edilmesini ister.

Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, geçmişte seçim meydanlarında muhalefeti çok ağır ifadelerle eleştiriyordu.

“Kandil’e dönüp Selo’sundan Apo’suna hapistekileri çıkaracağız diyorlar.”

Bu sözler, muhalefetin terör hükümlülerini serbest bırakacağı iddiası üzerinden yapılan sert bir siyasi eleştiriydi.

Bugün ise kamuoyunun önünde farklı bir tablo bulunmaktadır.

Adalet Bakanı Sayın Gürlek, “Genel af yok. Ama şu anki pakette sadece PKK mensuplarına ilişkin bir düzenleme var.” açıklamasını yaptı.

Bu açıklama doğal olarak şu soruyu gündeme getiriyor:

Dün muhalefet bu iddialarla en ağır şekilde eleştirilirken, bugün neden yalnızca PKK mensuplarını kapsayan bir düzenleme hazırlanıyor?

Daha da dikkat çekici olan ise kamuoyuna yansıyan iddialardır.

Basında yer alan haberlere göre, TBMM’ye gelmesi planlanan yasa taslağı önce İmralı’ya iletilmiş ve terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın bu taslak için “Yetmez ama evet.” değerlendirmesinde bulunduğu öne sürülmüştür.

Eğer bu iddialar doğruysa, millet adına cevap bekleyen önemli sorular vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin iradesiyle hazırlanacak bir düzenleme neden önce terör örgütü elebaşının değerlendirmesine sunulmuştur?

Millet adına yasa yapma yetkisi TBMM’nindir. Bu nedenle süreçle ilgili tüm iddiaların şeffaf biçimde kamuoyuna açıklanması gerekir.

İşin belki de en düşündürücü tarafı ise Türkiye’de yıllardır yaşanan keskin söylem değişimleridir.

Dün kırk yıl boyunca “Hocam” diyerek en büyük saygıyı gösterdikleri insanları bir gecede “terörist” ilan edenleri gördük.

Yine kırk yıl boyunca “bebek katili”, “terörist başı” denilen bir isim için bugün “barış sürecinin koordinasyonu”, “kurucu lider” gibi ifadelerin konuşulduğu bir noktaya gelindi.

Dün yanlış denilen bugün neden doğru kabul ediliyor?

Bu kadar büyük değişimler yaşanıyorsa bunun gerekçesi millete açıkça anlatılmalıdır.

Benim kanaatim odur ki, Türkiye’de son yıllarda yaşanan bu keskin söylem değişikliklerinin önemli bir kısmı milletin doğal taleplerinden kaynaklanmıyor. Bu dönüşümlerin arkasında, bölgemizi kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmek isteyen küresel güçlerin ve emperyalist politikaların etkisi bulunduğunu düşünüyorum.

Bu elbette benim siyasi değerlendirmemdir.

Çünkü kırk yıl boyunca “terörist” denilen bir ismin bir anda farklı bir siyasi konumda değerlendirilmeye başlanması da, kırk yıl “hocam” denilen insanların bir gecede “terörist” ilan edilmesi de sıradan bir siyasi değişimle açıklanabilecek gelişmeler değildir.

Milletin aklıyla alay edilmemelidir.

Dün alkışlananların bugün hain, dün hain denilenlerin bugün barışın muhatabı hâline gelmesini vatandaş sorguluyorsa, buna kızmak yerine cevap vermek gerekir.

Terörün tamamen sona ermesi, silahların susması ve tek bir evladımızın bile toprağa düşmemesi elbette hepimizin ortak arzusudur.

Ancak barış; milletin güvenini kazanarak, şeffaflıkla ve hukuk içinde yürütülür.

Siyasette de devlet yönetiminde de güvenin temeli tutarlılıktır.

Milletin beklediği şey çelişkili söylemler değil, açık, dürüst ve tutarlı bir yönetim anlayışıdır.

Çünkü güçlü devlet; sadece karar alan değil, aldığı kararların gerekçesini milletine açıkça anlatabilen devlettir.

Benim kanaatim odur ki, ABD ve diğer emperyal güçler, sadece resmî diplomatik kanallarla değil; Türkiye’de kendi çıkarlarına hizmet eden gayriresmî yapılar, etki ağları ve çeşitli nüfuz mekanizmaları üzerinden de kirli hesaplarını hayata geçirmeye çalışmaktadır.

Tarih boyunca bunun örnekleriyle karşılaştık. Bu nedenle millet olarak her gelişmeyi sorgulamak, millî iradeye sahip çıkmak ve atılan adımların gerçekten Türkiye’nin menfaatleri doğrultusunda mı, yoksa dış aktörlerin hesaplarına hizmet edecek şekilde mi şekillendiğini dikkatle değerlendirmek zorundayız.

En büyük temennim odur ki, bugün atılan adımlar yarın Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter devlet yapısını zayıflatacak sonuçlar doğurmasın. Kamuoyunda zaman zaman dile getirilen “dört ayaklı Kürdistan” gibi projelerin önünü açacak veya bu tür senaryolara zemin hazırlayacak hiçbir gelişmeye asla fırsat verilmemelidir.

Türkiye’nin birliği, beraberliği ve toprak bütünlüğü, günlük siyasi hesapların da uluslararası güç mücadelelerinin de üzerinde tutulmalıdır.

Çünkü bu devlet binlerce yıllık bir medeniyetin mirasıdır; bu vatan ise şehitlerimizin kanıyla bize emanet edilmiştir. Hiçbir siyasi hedef, hiçbir dış proje ve hiçbir emperyal hesap, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısından ve aziz milletimizin ortak geleceğinden daha değerli değildir.

Milletimizin beklediği şey; söylemlerin değil, ilkelerin değişmemesidir. Dün ne söylendiyse bugün de aynı kararlılıkla onun arkasında durulmalı; değişen politikalar varsa bunların gerekçesi de açık, şeffaf ve ikna edici bir şekilde millete anlatılmalıdır. Güçlü devlet olmanın gereği de budur.

Whatsapp Image 2026 07 29 At 19.42.34Whatsapp Image 2026 07 29 At 19.42.34 (1)Whatsapp Image 2026 07 29 At 19.42.34 (2)