Önceden belirtelim ki, kovuşturma ve soruşturma safhasını, iddianamesi mahkemeye verildiği için tamamlanmış saymak durumunda olduğumuz ve kamuoyuna "Ergenekon" olarak yansıtılmış olayı gözönünde tutmadan, "darbe" üzerinde duracağım. Hukuk bilgi ve kurallarına riayet ederek, henüz iddianame mahkemece kabul edilmediği için bir davadan da söz edilemiyeceğini bu arada belirtelim. Soruşturma safhasında geçerli olan gizlilik ilkesi gereği konu hakkında görüş bildirmenin hem yasalar, hem düşünce namusu/erdemi bakımından uygun olmadığını da hatırda tutmak durumundayız. Bunlar, bir anlamda darbe konusunu irdelerken kendi kendimizin bağlı kalmasını istediğimiz ilkeler, bir yönüyle de çekincelerdir. Dolayısıyla, hep bir sorun olarak gelme özelliğine sahip darbe konusunu belli şartlar çerçevesinde irdelemeye çalışacağız.

Şu soru, anlam ve önemi işaret etse de, mahiyetinden kaynaklanan özellikleri dolayısıyla, pek tutarlı bir mantıki temele dayanır gözükmüyor. Soru, "Türkiye de darbe olur mu "dur. Belki soruyu şu şekle dönüştürmek daha yerinde olabilir: "Türkiye de darbe olmaz mı "

Darbe nin işaret ettiği maksat, bir anlamda amaç, iktidardır. İktidar ı sadece ve mutlak olarak siyaset olgusuna bağımlı kılarak, maddî ve manevî menfaati sağlamada en emin yol olarak kavradığınız sürece, darbe en elverişli yöntem ve aygıt olmaya devam eder. Darbeyle elde edilen iktidar, kendisinin varlığı için uygun gördüğü teamülü, geleneği, anlayışı ve yasaları/kanunları da (hukuku değil) oluşturur, oluşturmak zorundadır. Bu zorunluluktur ki darbenin karşıt-darbesinin de ortamını yavaş yavaş hazırlar, bir tür meşruiyetini oluşturur.

Başat ve belirgin niteliği iktidar, öncelikli siyasi iktidar olan toplumlarda, yapılarda, gerçekte darbe, hukukça istisnai sayılsa da, siyasi faaliyetin en vazgeçilmez aracıdır, ya da aygıtıdır. Çünkü darbe, kendi yasasının va zıı olduğu gibi, kendini meşrulaştırmanın da biricik kaynağıdır. Öte yandan darbenin amacı, bireyin, toplumun ve devletin hak ve özgürlükleri, adalet ve refahı, güvenlik ve ilerlemesi vb. değerler, amaçlar değildir.Bu ve benzer gerekçeler ileri sürülmesi salt bir söylem, "retorik" unsurunun eksik olmaması ihtiyacıdır.

İktidar (aynı zamanda siyasi iktidarı) başat ve belirgin nitelik olarak kavrayan bir zihniyet ve onun işaret ettiği yapıda darbe olmamasını beklemek, olgu ve gerçeklikle bağdaştırılamaz bir yaklaşımdır.

O halde, Türkiye de darbe olmasını olağan, hatta beklenir bir olay olarak mı görmek gerekir Hayır! Ancak zihniyet ve yapı olarak iktidarı başat ve belirgin nitelik olarak kavrama bakımından tam açık-seçik bir durumun varlığından da sözedemeyiz. Belki bunun somut ve anlaşılır yansımasını kurum düşüncesine başvurarak irdelemek gerekecektir. Kısaca belirtmek gerekirse, Türkiye de, Osmanlı dan da tevarüs eden ve Cumhuriyet döneminde hâlâ süren ikili anlayıştır. Yani iktidarı kişiye bağlı olarak kavrayan, koruyan ve sürmesini isteyen devlete eklemlenmişliliştirilmiş yönetici grup ile kurum düşüncesini sezgisiyle algılayan, koruyan ve sürdüren halk. Nitekim 60 lı yıllardan 80 darbesine kadar yaşanılan anarşi ortamındaki iktidar ideoloji kavgası, aynıyla toplumda kabullenilmemişti. Kutuplaşmalara, çatışmalara, müessif olayların gerçekleşmesine rağmen kurum düşüncesi toplumsal bilinçaltında çalıştı ve görünen şartların işaret ettiği iç savaşı önledi. Aslında Osmanlı döneminde temel bir sorun olarak duran bu olgu hâlâ alt edilmiş sayılamaz.

Şu da var ki, Türkiye de darbe, yani iktidarın el değiştirmesi şart ve imkânı her an vardır ama gerçekleşmesi, gerçekleştirilmesi tümüyle ayrı şart ve imkanı öngerektirmektedir.