Cihat, biz Müslümanların/İslam’ın/medeniyetimizin temel kavram ve farzlarından. CİHAT: İslam’ın bilinmesi, tebliği, anlaşılması, öğretilmesi, tanıtımı, yaşanması, Allah sözünün/egemenliğinin, üstünlüğünün sağlanması için tüm imkânların seferber edilmesi gayretidir. 

Terör Batılı bir kavram. Hem lafzı hem de özü itibariyle bize ait değil. Batı ürünlerinden... Bize “terörle mücadele yasası” ve “terörizmin finansmanının önlenmesi” yasalarıyla getirilmiş.

Terör, “terörle mücadele kanunu”nda şöyle tanımlanmıştır: Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasa’da belirtilen Cumhuriyet’in niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk devletinin ve Cumhuriyet’in varlığını tehlikeye düşürmek, devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.  

Cihat, insanlarla İslam’ın arasındaki engellerin kaldırılması, ilahi mesajın Allah’ın kullarına ulaştırılması için yapılır.

İslam insanın hem dünyada hem de ahirette mutlu/mesut olabilmesini sağlayabilecek en büyük nimet. Bu nimetten yalnızca biz yararlanmayalım, mümkünse tüm coğrafyalarda yaşayan tüm insanlar bu nimetten yararlansınlar. Bunun için bu nimetin tanınması/tanıtılması, bilinmesi/bildirilmesi sağlanmalıdır. Güneşe, havaya, suya, yağmura, toprağa nasıl muhtacız, İslam’a da öylece muhtacız... O bize can/ruh gibidir. Bizim ruhumuza kalbimize can, hayat verir. 

Zalimler zehirlerini ilaç, ilaçlarımızı da zehir olarak sunabiliyorlar. Tüm sorun, her derde deva ilacımızın doğru ve tam olarak tanınmaması, bilinmemesi sorunudur. İlim ve irfan ol/a/mazsa, o zaman dünyayı fesada veren zalimler İslam’ı yanlış tanıtır, tanımlarlar... Bizler bile bu “algı operasyonlarının” etkisinde kalıyoruz. İslam düşmanları, en temel kavramlarımızla oynadılar. Temel kavramlarımız üzerinden bizimle ve İslam’la savaşıyorlar. Nasıl coğrafyamızı, kaynaklarımızı, bitki(gıda)lerimizi, neslimizi genlerimizle bile oynamak suretiyle bozuyorlarsa, bunun gibi İslam’ı da düşman ilan etmişler; onunla savaşıyorlar, bunu açıktan yapmıyorlar, hilelerle yapıyorlar. Savaş meydanlarında zaferden ümitlerini kestikleri için bizi, değerlerimizi ifsad ederek vuruyorlar...

Haklılar da... Çünkü karşılarında zulümlerine karşı sözü olan yalnızca İslam/Müslümanlar var... Ürettikleri değerler(!) ile de bizi kuşattılar. Kendi mikroplarını bize pazarlayıp, ihraç ettiler. Bizler de kandırıldık. Prof. Dr. Osman Öztürk Hoca merhum bir sohbetinde İngilizlerin Hindistan’daki İslami uyanışı önlemek için önemli hatiplerden birisini satın alarak ona “cihatsız” İslam’ı anlatmasını, tebliğini, tanıtımını sağladığını anlatmıştı. (Kadiyanilik). İslam düşmanlarının en çok düşman olduğu şey “cihat”tır. Cihatsız Müslümanlardan onlara zarar gelmeyeceğine inanıyorlar. Onun için biz Müslümanların “laik”, “ılımlı”, “uyumlu”, “konformist”, “işbirlikçi”, “teslimiyetçi”, “şahsiyetsiz” olmamızı, Batı’yı üstün gören, uysal koyunlar gibi olmamızı istiyorlar. Hem sağacak, hem de kesebilecekler...

Önce cihat kavramının içini boşalttılar, anlamını daralttılar. Olumsuz sevimsiz/nefret edilen bir algı ve anlam oluşturdular. Sonra da baktılar ki bu kavram üzerinden hücumlar da çok etkili olmuyor. Bu kez bu kavramı kendi kavramlarından “terör” kavramıyla özdeşleştirmeyi başardılar. Cihada terör elbisesi/yaftası giydirdiler.

Savaş, ifsatçı İslam düşmanlarına karşı yapılır/yapılmalıdır. Müslümanların değerleriyle savaşmayan, kendi dinini yaşayanlarla Müslümanların bir sorunu yok ki... 

İslam düşmanlarının “laik”, “ılımlı”, “demokrasiyi özümsemiş”, “dünyevileşmiş” Batılı hayat tarzını benimsemiş, kenarda ibadetiyle(!) meşgul, etliye-sütlüye, siyasete karışmayan uyumlu Müslümanlarla sorunları yok gibi.

İslami siyaset ve cihat şuurunda olan Müslümanları yani kendi zulümlerine itiraz eden Müslümanları, örgütleri “terörist” yaftasıyla sindirmeye çalışıyorlar... Bugün birbirleriyle çatışan terör örgütlerini kuranlar, yönetenler, birbirleriyle çarpıştıranlar, onlar üzerinden kafamızı karıştıranlar, sınırlarımızı yeniden çizmeye çalışmaktalar.

Cihatçı dedikleri Müslümanlar neden birbirlerini boğazlıyorlar? Neden işgal altındaki Kudüs’e yönlendirilmiyorlar? Neden Müslümanlar/mücahitler cihadı zalim güçlere karşı değil de birbirleriyle yapıyorlar? Bu da biz Müslümanların sorunu...

Din (inanç) korunmadan, din hürriyeti gerçekleşmeden hayat, akıl, nesil ve mal gibi değerlerin hakkıyla korunması, sağlanması mümkün olabilir mi? Bunlar sağlanmadan/güvenlik sağlanmadan huzur, barış olabilir mi? Güvenlik mekânlarında bile can güvenliğinin olmadığı bir zamandayız...

İslam’ın insanla olan önündeki tüm engeller kaldırılmadıkça, doğru ve tam bilgi/ inanç ortamı sağlanmadıkça, yalan/yanlış tanımlar ve haberler yayıldıkça, din ile en kutsal kavramlarıyla oynandıkça, din eğriltilmeye çalışıldıkça dini inanç ve değerler mensuplarınca sömürülebildikçe, din araç haline indirgendikçe ne dinin, ne de öteki değerlerin korunması mümkün olabilir. Ve günümüzde tüm değerler tehlikede ve tehdit altında...