Bu ülke çeyrek asır boyunca aynı iktidarın elindeydi. 25 yıl boyunca iktidarda kalanlar, ne ekonomiyi düzeltebildi, ne adaleti sağlayabildi, ne eğitimi iyileştirebildi. Gençlere umut, emeklilere huzur veremediler. Millet her geçen yıl biraz daha yoksullaştı, biraz daha yalnızlaştı. Ama onlar hep aynı şeyi yaptı: Sorumluluğu başkalarına attı, suçu gizledi, algıyı yönetti.

Çünkü yönetemediler, sadece oyaladılar.

Televizyon ekranlarını tek tek kontrol altına aldılar. Gerçeğin yerini kendi yazdıkları senaryolar aldı. Halkın bir kısmı, göz göre göre yaşadığı yoksulluğa rağmen ekranlardan anlatılan yalanlara inandırıldı. Eleştiren herkes ya dış güçlerin maşası, ya da terör örgütü yandaşı ilan edildi. En ufak bir itiraz, en küçük bir farklı görüş bile hedefe kondu.

Oysa bir zamanlar, yine aynı Cumhurbaşkanı “dış güç diye bir şey yoktur” dememiş miydi?

Çeyrek asırlık bu sistem, dört temel zaaf üzerinden ayakta tutuldu:

1. Cehalet: Okuyanı değil, itaat edeni makbul gördüler. Sorgulayan değil, onaylayan vatandaş tercih edildi. Eğitim geriletildi, eleştirel düşünce bastırıldı.

2. Yoksulluk: 2025 yılının sadece ilk dört ayında sosyal yardım alan kişi sayısı 20 milyonu aştı. Bu nüfusun neredeyse dörtte biri demek.
Daha da çarpıcısı şu: Yardım alanların yaklaşık %78’i, bu yardımların kesilmesinden korktuğu için iktidara oy veriyor. Oy verme tercihi, ihtiyaca değil, korkuya dayanıyor.

3. Dini duygular: Ne zaman sıkışsalar, “başörtüsü gider”, “din elden gider” söylemleriyle halkın inançları istismar edildi. Zamları bile “Allah yapıyor” diyerek savundular.

4. Milliyetçilik: Her seçim öncesi mutlaka bir kriz, bir operasyon. Vatan, bayrak söylemleriyle gündem değiştirildi; halkın duyguları siyasi malzeme hâline getirildi.
Ve her seçim döneminde, bir “petrol müjdesi” eksik olmadı. Her sandık öncesinde doğalgaz, petrol, maden rezervleri “yeni bulunmuş” gibi sunuldu. Müjde çoktu, ama mutfağa yansıyan yoktu.

Bugün sokakta “AKP’ye oy veriyorum” diyen birçok insan, gerçekten inandığı için değil, mecbur bırakıldığı için veriyor. Çünkü yardım kesilir korkusu var. Çünkü farklı düşünürse dışlanacağını sanıyor. Çünkü sistem, sorgulayanı susturmayı öğretti.

Ama artık bu çemberin kırılması gerekiyor.

Çeyrek asırdır ülkeyi yönettiğini sananlar, aslında toplumu sadece idare etti. Bahane üretmekten başka bir şey yapmadılar. Krizleri çözemediler, aksine derinleştirdiler. Dolar yükselince “dış güç” dediler, zam gelince “kader” dediler, işsizlik artınca “pandemi”yi hatırladılar. Ama hiçbir zaman “biz yanlış yaptık” demediler.

Bu halk artık televizyondaki senaryolara değil, pazardaki fiyatlara; ekrandaki sözlere değil, mutfaktaki yangına bakmalı. Çünkü bu ülkeyi süslü cümleler değil, yaşanan gerçekler ayağa kaldırır.

Sandık, sadece bir kâğıt değil; bir halkın geleceğidir, onurudur, vicdanıdır.

Ve unutulmamalı:
Bu düzen değişmeden, bu çile bitmez.
Bu yazıyı okuyan herkes, bir sonraki seçimde sadece geçmişe değil, bu milletin geleceğine oy vermeli.

Yarın yayımlanacak yazımın başlığı:
Gerçeği Ört, Algıyı Sun – Bu mu Doğru Siyaset?