İçinde bulunduğumuz bu çağ maalesef insanoğlundan daha
çabuk gelişiyor. Şaşırmak diye bir eylem kalmadı. Sorgulamak, akletmek,
katılmamak kelimeleri de yitik. Yerine Alışmak geldi. Alışıverdik. Kalabalığa
karıştık çünkü. Birey olarak edindiğimiz donanımın kalabalıkların arasında işe
yaramayacağı ile tanıştık. Toplum diye bizi kürekleri başkasının elinde olan
sandallara bindiriverdiler. Cilalı ambalajlarla servis ettiler bizi esareti.
Tibetlilerin çocuklarına ilk okuttukları anonim bir eserde anıldığı gibi; Bu hücrenin kralı sensin dediler. Krallığa
mest olduk hemen. Hücrede olduğumuzu unutuverdik.
İspanyol köylülerinin Endülüs yakılırken kütüphanelerden
kurtardığı parşömenlerden okuyabildiklerini aktardıkları bir kitap vardır. Çok
bilinmez. Allahu alem bir Müslüman düşünürün güncelerinden oluşmaktadır. Göz
ucuyla bir göz atalım; İlk geminin kıyaya yanaşmasından bu yana yıllar geçti.
Gemilerin ilk yakıldığı an ise gözlerimize sürme misali çekilmişti. Buraya
neden geldiğimizi, geride kimleri bıraktığımızı hatırlatırdı bize. Başka bir
yerdi burası. Taşları başka, başları başka..Güneş benim evime sofanın
köşesinden girerdi. Ben ikindi için el bağlayana kadar misafir olurdu bana.
Gölgede kaldık buralarda. Sofamı unuttum bir süre sonra. Tek odalı evimi yedi
odalı geniş pencereli bu yerde yitiriverdim. İlk zamanlar oturup geride
kalanları andığımız arkadaşlarımız vardı. Az görüşmeye başladık şu sıralar.
Geride kalanların geride kalışlarına mı alıştık Yoksa yedi odalı geniş sofalı
bu evlere mi Ben bu sorunun cevabını vermeden ölürsem diye yazıyorum. Benim
adıma arar mısın cevabı
Hani alışkanlıklardan vazgeçmek zordu. Yoksa kötü
alışkanlıklarımız kanımıza işlediği, onlardan ayrılmak istemediğimiz için
kendimize söylediğimiz bir yalan mıydı Gerçeklerin anılmaz olduğu her
köşebaşında çığırtkanlar iç sesi oluverir insanların. Sesi kesilmeyenlerin,
gücü elinde bulunduranların, sözünü kesmeyecek kişilerle oturup kalkanların söylediğini
kendi sesi zannetmeye başlar insan! diyor İspanya yapımı 63 tarihli filmde
yalnız bir balıkçı.
İbret almak ve gerçeği anlamak için daha kaç kitap
yazılmalı, kaç filme replik olmalı hadise bilemiyorum. Okumaktan uzağız zaten.
Yarım yamalak dinliyoruz bu günlerde. Canımızın istediğini söyleyeni tercih
ediyoruz genelde. Kendi fikrimiz zannettiğimiz oysa ki bize zerk edilmiş bilinç
kutsal oluvermiş biz farkına varmadan. Kübalı sonradan Müslüman olmuş bir
dansçı Türkiye ziyaretinden sonra ilginç bir tespit yapıyor. Diyor ki;
Müslümanım diyenler tuhaf. Küçük yerlerde kutsal kitapları duvardaki bezlerin
içinde. Metropolde ise camsız kapaklı vitrinlerde. Ama her ikisinde de
televizyonlar baş köşede. O televizyonlar ki kitaptan konuşmuyor hiç. Müslümanlar
hipnoz edilmiş gibi dalıyorlar ona. Arkalarında gölgelerinden ruhları emiliyor.
Farketmiyorlar. Babalar ve anneler devrin en büyük cahili. Yeni yetişen nesil
televizyona daha çok inanıyor. Bir süre sonra ebeveynlerini de inandırmayı
başarıyorlar!
Haklı gelmedi mi size de. Birbirimize güvenimiz
kaybolmadı mı gerçekten İşi dolayısıyla çok fazla seyahat eden bir arkadaşım
anlatmıştı. Bir akşam eve gelmiş. Hanımının yüzü beş karış. Hatasını anlamaya
çalışmış. Özel gün ve gecelerden, kandillerden, dini günlerden tarama yapmış.
Yetmemiş resmi bayramları yoklamış, yıldönümlerinin notlarını karıştırmış.
Bulamamış. Eşi bombayı patlatmak için uzun bir zaman bekledikten sonra
dökülmüş. Meğer gündüz kuşağında bir program izlemiş. Oraya çıkan bir uzman
kitaplara konu olacak bir tespit yapmış. Çok seyahat eden bir erkek mutlaka
eşini aldatırmış. Bak sen. Kocasını yargısız infaz etmiş. Niye Televizyondaki
o uzmana itimat ederek. Vay be!
Hadi canım demeyin. Alışmak derken kastettiğimiz mananın
bir cüzüdür bu. Adını cilalayıp isim kj sini kabartırsan birinin, zaten
cahilleştirdiğin bir topluma sunarsa bu işi bilen budur diye..kızmaya da hakkın
kalmıyor. Öyle diyor eski bir Mısır atasözü; Ben bilmem..firavun bilir sen bu
bilmek işini başkasına devredersen eğer, devrettiğin sistem seni hergün öperek
mi uyandırır zannediyorsun.
Firavun firavunluğunu her dönem yapacak. Sen de
Musa lıktan vazgeçmeyeceksin! Eğer vazgeçersen ne Kızıldeniz yarılır, ne de
kudret helvası iner gökten bıldırcınların gagasında.. her gördüğüne inanma, her
duyduğuna da. Şunu da unutma; sihirbazların sihri Musa asasını yere bırakana
kadardır. Şimdi sana yutturulan herşey sihirbaz maharetidir. Aldanma! Yeni
düzenin sihri kırk küsür yıl önce hükmünden sıyrılmıştır. Haberin olsun!
Önemli not: Bu yazıda yapılan alıntıların hepsi sahtedir.
Ne tibette öyle bir kitap, ne İspanya da öyle bir parşömen, ne tanıdığım Kübalı
sonradan Müslüman olmuş bir dansçı, ne de çekilmiş bir film vardır. Mısır
atasözlerini de bilmem. Sadece cehaletimi gizlemek, fikirsizliğimi örtmek,
inandırıcılığımı arttırmak için entellüktel bir kimliğim var zannedilsin diye
giriştiğim bir çırpınmadır. Pişman değilim!
Kalbinizin sahibine emanet olunuz..
Eyvallah!!!