Biz o günlerde öğrenciydik, daha çocuktuk.

1960’lı yıllardı. Sinemaya gitmiştik. Öyle bir film izledik ki, korkudan tir tir titreyerek sinemadan çıkmıştık.

Yabancı bir filmdi. İsmini hatırlayamayız. Ama filmin konusu; 100 yaşını aşmış, dünyaya çok düşkün, zevk-ü sefa âlemleri yapan bir grup azgın insanlardı. Her gece kendilerine sunulan kız çocuklarının diri diri kanını emerek besleniyorlar, bundan dolayı ömürleri uzuyordu. Dehşet sahnelerdi. O çocukların çığlıkları bizi öyle etkilemiş ki, hayatımız boyunca hatırladıkça hâlâ o dehşeti ve korkuyu yaşar gibiyiz. Bunun nihayetinde bir film olduğunu düşünür teselli bulurduk.

Bu yaşımıza geldik, bunun sadece bir film değil, şeytanın kulları, Satanist ve Siyonist ruhlu süper zenginlerin böyle bir hayatı olduğunu bugünlerde öğreniyoruz.

Dünyanın her tarafından toplanıp kaçırılan her yaştan zavallı çocukların, belli mekânlarda, önce ırzlarına geçildiğini, sonra kanlarının emildiğini, ayinlerde şeytana kurban edildiklerini, diri diri etlerinin kesilerek yenildiğini çeşitli tanıkların ağzından, çekilen fotoğraf ve videolardan, itiraflardan anlıyoruz.

İnsanlık bu kadar mı aşağılıklara yuvarlanıyormuş, aman Allah’ım!

“Biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına fırlattık.”

Amenna ya Rabbi, saddakna ya Rabbi!

Şeytana tapan aşağılıklar bunları yapmışlar ve yapmaya devam ediyorlar. Aşağıların aşağısına fırlatılan rezil mahlûklar!

İşin başka bir boyutu, çocuk katliamında şampiyon olan Siyonist İsrail ajanları bunların görüntülerini kaydetmiş, kendilerine hizmet ettirmek için şantaj konusu yapıyorlarmış. Yani ortalık pislik kokusundan geçilmez olmuş.

Gelin görün ki, bunların çocuk tedarik kanallarında adı sizin, bizim gibi Müslüman adı olanlar da bulunuyor. Hem İslam ülkelerinden hem de bizim yurdumuzdaki kodamanlardan. FETÖ’cü fettahcı kesimden ve de İhlâslı mücahitlerden olduğu yazılıp çizilen ve söylenen aşağılıkların bu “esfele safilin” rezillerine çocuk altyapısı ve isteklerine göre eğitilmesi konusunda taşeronluk yaptıkları belgelere geçmiş.

Yansıyan belgelerde çocukların istismara uğradıkları andaki resim ve görüntüleri izleyenleri bile dehşet içinde bırakıyor. Bu görüntüleri izledikten sonra bırakın uyumayı, yatağa girmek bile mümkün olmuyor.

Türkiye’den bu amaçla olduğunu düşündüren çocuk kayıpları 100 binleri aşmış vaziyette. Yetkililer ve yukarıdakiler suskun. Neden konuyu araştırıp sağlıklı bilgi aktarmazlar? Korkuları mı var? Stratejik ortak dediklerinin isim ve görüntüleri o rezil dosyanın dışına taşarcasına ortalığa yayılmış vaziyette. Acaba o ortaklarından mı korkuyorlar.

Unutulmamalıdır ki, bu konuda bilgisi ve şahit olduğu olaylar olup da, bunu toplumdan saklarlarsa, o olaylara ortak oldukları düşünülecek ki, dehşet bir durumdur.

Tekvir Suresi’nin ilk ayetlerini hatırlayalım.

“Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla;

Güneş dürüldüğü zaman, yıldızlar bulanıp söndüğü zaman, dağlar yürütüldüğü zaman, gebe develer salıverildiği zaman, yabani hayvanlar toplandığı zaman, denizler kaynatıldığı zaman, ruhlar eşleştirildiği zaman, diri diri gömülen kız çocuğunun, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman!..”

Aman Allah’ım bu ne dehşetli sahneler!

Bu ayetlerin meallerini yazan ilim adamları bugünkü bu esfele safilin güruhunun kız çocuklarına tecavüz edip, şeytana kurban edip, diri diri etlerini kesip yediklerini, kanlarını içtiklerini ve daha ne çeşit eziyetler ettiklerini bilmeden yazmış olmalılar.

“Diri diri gömülen kız çocuğu” ayetine, cahiliye Araplarının işledikleri alçakça cinayetlerin bilgisi dolayısıyla o anlam verilmiş olmalı. Hâlbuki “mev’ude” tevdi edilmiş, verilmiş anlamına geliyor. Kız çocuklarının sadece diri diri toprağa verilmesi söz konusu değil ki. Bu azgın canavarlara da kız çocuklarının diri diri, hem de yüz binlercesinin “verilmesi” bu ayetin konusu olamaz mı? Cahiliye Araplarının işlediği bu alçakça cinayetlerin belki milyon kat fazlası ve daha dehşetlisi…

Bu ayetlere göre yaşanacak bu dehşet tablolarına; bu canavarlara tevdi edilen çocukların sorgulanması dehşet olarak eşdeğer tutulmuş demek değil midir?

Unutmayalım, “Her doğan çocuk İslam fıtratı üzerine doğar” İlahi kaidesine göre hepimiz bu işin sorumlusu olarak hesaba çekilebiliriz.

Hele yetkililer!

Onların susma, bildiklerini gizleme, bu rezaletleri engelleme yönünde çaba harcamadan gününü gün etme hakları yoktur.

Asla yoktur.

NECİSİN?

Kimlerle, nasıl ortaklıklar kurdun,

Kimin evladısın, kimsin, necisin?

Nasıl getirirsin, ne işleri var,

Temiz yurtlarda bu kadar necisin?!.