Ashâb-ı Kehf, mağara arkadaşları demektir. Kur’an-ı Kerim’de anlatılan “Ashâb-ı Kehf Kıssası”, gerek putperestlik ve zulme karşı çıkışı gerekse ölümden sonra tekrar dirilişi ifade etmesi yönüyle önemlidir.

Rivayete göre, Roma İmparatoru Dakyanus (Decius), miladi 249-251 yılları arasındaki hükümdarlığında putperestliğe karşı çıkanları öldürüyor, faaliyetlerine izin vermiyordu. Bir grup genç, putperestliği kabul etmemiş, imparatorun karşısında hakkı ve hakkikati haykırmış, imparatorun zulmünden kurtulmak için köpekleriyle birlikte mağaraya sığınmış ve burada Allah-u Teâlâ’nın hikmeti gereği uykuya dalmıştır. 300 ya da 309 yıl mağarada uyuduktan sonra Roma İmparatoru II. Teodisus döneminde uyanarak içlerinden birini yiyecek almak üzere şehre göndermeleri üzerine hadisedeki olağanüstülük fark edilmiştir.

Putperestliğe inanmayıp kralın zulmünden mağaraya sığınan gençlerin isimleri şunlardır: “Yemliha, Mekselina, Mislina, Mernus, Debernuş, Şazenuş, Kefeştatayyuş ve köpekleri Kıtmir”.

Ashâb-ı Kehf Kıssası, Kehf Sûresi’nde anlatılmaktadır. Kur’an-ı Kerim’in anlatımında kişi, yer ve zaman üzerinde durulmaz. Çünkü Kur’an-ı Kerim, mezkûr kıssayı ibret yönüyle değerlendirmektedir. Kehf Sûresi, 9-26’ncı ayetlerde “Ashâb-ı Kehf Kıssası” şöyle anlatılmaktadır:

“9- Yoksa sen (yâ Muhammed!), Ashâb-ı Kehf ile Rakîm’i (mağarada yaşayan gençlerle, kitap sahiplerini) bizim âyetlerimizden bir acîbe oldular mı sandın?

10- Hatırla ki, bir zamanlar o genç yiğitler, mağaraya çekildiler de şöyle dediler: ‘Ey Rabbimiz! Bizlere, Senin tarafından bir rahmet ihsan et ve bizim için işimizden bize doğru yolu hazırla!’

11- Bunun üzerine biz onların kulakları üzerine nice yıllar (engel) vurduk.

12- Sonra onları uyandırdık ki, iki zümreden hangisi, onların mağarada bekledikleri müddeti daha iyi hesap etmişler, (fiilen) ayırt edelim diye.

13- Biz, sana, onların haberlerini doğru olarak anlatıyoruz. Hakikat onlar, Rablerine iman etmiş birkaç genç idi. Biz de onların hidâyetlerini artırdık.

14- (Kralları Dekyanus’un huzurunda putlara tapmayan bu yiğitler) ayağa kalkarak, ‘Bizim Rabbimiz, göklerle yerin Rabbi’dir. Biz O’ndan başka hiçbir ilâha asla tapmayız! O takdirde muhakkak saçma söylemiş oluruz.

15- Şunlar, bizim kavmimiz, Allah’tan başka ilâh edindiler. Onlara ibadet lâzım geldiğine açık bir delil getirselerdi ya! Artık Allah’a yalan iftira edenden daha zalim kim olabilir?’ dedikleri vakit, kalblerine sebat verdik.

16- (Yiğitlerden biri, arkadaşlarına şöyle dedi): ‘Mademki, kavminizden ve onların Allah’ı bırakıp taptıkları putlardan uzaklaştınız. O halde mağaraya çekilin de, Rabbiniz rahmetinden size genişlik versin ve size işinizde kolaylık göstersin!’

17- Güneşi görürsün; doğduğu vakit, mağaralarının sağ tarafına meyleder (onlara zararı dokunmaz); battığı vakit de, onların sol tarafını makaslardı. Onlar, (mağaranın) geniş bir yerindeydiler. İşte bu, Allah’ın kudretinin delillerindendir. Allah kime hidâyet verirse doğru yolu bulan odur. Kimi de şaşırtırsa, artık ona asla doğru yolu gösterecek bir velî bulamazsın.

18- Bir de onları, uyanık sanırsın (çünkü gözleri açık idi). Hâlbuki onlar uykudadırlar. Biz onları, (yanları çürümesin diye) sağa sola çeviriyorduk. Köpekleri de mağaranın giriş yerinde ön ayaklarını uzatmış (yatmakta) idi. Üzerlerine çıkıversen, mutlaka onlardan döner kaçardın ve mutlaka onlardan içine dehşet dolardı.

19- Yine böylece onları uyandırdık ki, birbirlerine sorsunlar. İçlerinden biri, ‘Ne kadar durdunuz?’ diye sordu. ‘Bir gün yahut bir günün bir azı kadar!’ dediler. (Çünkü mağaraya güneş doğarken girmişler; batarken uyanmışlardı. Onlar bunu bir gün sanmışlardı). Bir kısmı da, ‘Ne kadar durduğunuzu, Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz, birinizi, şu gümüş paralarla şehre (Tarsus’a) gönderin de baksın; hangi yiyecek daha temizse, ondan size rızık getirsin. Hem çok kurnaz davransın da sakın sizi kimseye sezdirmesin.

20- Çünkü şehir halkı, size üstün gelirse sizi ya taşla öldürürler yahut kendi dinlerine döndürürler. Bu takdirde ebediyyen kurtulamazsınız!’ dediler.

21- Böylece onları buldurduk ki insanlar Allah’ın (öldükten sonra diriltme) vadi hak olduğunu ve kıyametin şüphesiz kopacağını bilsinler, (çünkü bu gençleri üç yüz bu kadar sene, gıdasız öldürmeden uyutan Allah, ölüleri de diriltebilir). O vakit (müminlerle kâfirler) bu gençlerin işini aralarında tartışıyorlardı. (Kâfirler), ‘Bunların üstlerine bir bina (kilise) yapın’ dediler. Rableri onların hallerini daha iyi bilir. Sözlerinde üstün gelen mü’minler, ‘Biz, onların üzerine mutlaka bir mescid yapacağız’ dediler (ve mağaranın kapısı önüne bir mescid yapıldı).

22- Karanlığa kurşun sıkmak kabilinden (bazıları), ‘Sayıları üçtür; dördüncüleri de köpekleridir’ diyecekler. (Kimisi); ‘Beştir, altıncıları köpekleridir’ derler. (Mü’minler de), ‘Yedidir, sekizincileri köpekleridir’ derler. De ki: ‘Rabbim, onların sayısını daha iyi bilir. Onlan ancak pek az kimseler bilir. Artık sen bunlar hakkında zahirî bir münakaşadan başka söz etme. Ve bunlara dair ehl-i kitaptan kimseye bir şey sorma.

25- Onlar, mağaralarında üç yüz sene durdular, dokuz da ziyade ettiler.

26- De ki: ‘Allah, ne kadar durduklarını daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybını bilmek O’na mahsustur. O, öyle güzel görür; öyle güzel işitir ki! Bütün yer ve gök halkına, O’ndan başka hiçbir velî yoktur. O, hükmünde kimseyi ortak etmez”.

Ashâb-ı Kehf Kıssası’ndan alınacak dersler vardır:

1- Gençler, bulundukları şehrin önde gelen ailelerine mensup ve valinin müşaviri oldukları halde; servet ve riyaset şehvetine kapılmamış, zâlim hükümdara karşı hakkı ve hakikati haykırmıştır.

2- Gençler, Allah-u Teâlâ’nın dini uğruna canlarını hiçe saymış, ölümü göze almışlardır.

3- İnançlı gençlerin makam, mal ve canlarını hiçe sayarak zulme başkaldırması, putperestliğe karşı çıkması karşılıksız kalmamış, Allah-u Teâlâ onları imparatorun tasallutundan korumuştur. Bu da Allah yolunda mücadele ettikten sonra tevekkül edenlerin dünyada görecekleri yardıma örnektir (bazen Allah yolunda can verilebilir, bazen de zulme maruz kalınabilir. Bu tamamen imtihan gereği olup, Allah-u Teâlâ’nın yardım etmediği anlamına gelmez).

4- Allah-u Teâlâ, Ashâb-ı Kehf’i mağrada 300-309 yıl uyuttuktan sonra tekrar uyandırarak, ölümden sonra diriliş hakkında kalbinde şüphe olanlara misal vermiştir. Bu olay, hem inananların imanını kuvvetlendirmiş hem de inanmayanlara da canlı bir örnek olmuştur.