Yusuf Ziya Ortaç, Portreler isimli kitabında; yapıtları
ile tanıdığımız edebiyatçılarımıza yakından ayna tutmuş. Şiirlerini ya da
yazılarını okumaya doyamadığımız üstadların bu aynaya yansıyan akisleri ile
şaşkınlığa düşmemek mümkün değil.
Hecenin beş şairinden ve Türkçenin titiz mimarlarından
Yahya Kemal i analizi enteresandı.
Ki Münevver Ayaşlı da hatıratında benzer konulara
değinmekte idi. Yusuf Ziya bu konuda pergeli bayağı açmış, milli şairin
fiyakasını hayli bozmuş:
İsterse dünyanın en sevimli insanı olurdu. Ama bunu
istemesi için sizden istemeyeceği şey yoktu. En azı kendisine tapmanızdı! Yaya
Kemal i memnun etmek mi Bu, yalnız kendisini beğenmekle olmazdı. Başkalarını
da beğenmeyecektiniz. Ahmet Haşim i, Mehmed Akif i, Tevfik Fikret i, Abdülhak
Hamid i bile .
talihli insandı: Çocuk yaşında Paris e gitti,
Fransızcayı, Fransızcanın vatanında öğrendi. Ünlü tarihçi A.Sorel den hem feyz
aldı, hem zevk. Sanat akımlarının deltası Quartier Latin de yaşadı. Cafe
Vachette de J. Moreas la dostluk etti. Sonra yurda dönünce, günün
politikacıları onu oturtacak makam aradılar.
Profesör oldu, mebus oldu, elçi oldu Ve nihayet şiirden
anlayan ve anlamayan, bütün aydınların ve yarı aydınların gönül tahtına oturdu
Ama Y. Kemal memnun olmadı. Çünkü o gönül tahtlarında başkaları da vardı .
Yusuf Ziya nın anlattıkları bunlarla da bitmemekte hele
bir anısı var ki şairin karizmasını yerlere serecek kadar şaşırtıcı:
Dostluk, arkadaşlık, vefa, saygı, bütün bu güzel
duyguları, ödememek şartıyla hep sizden isterdi.
Bir gün, Abdullah Efendi lokantasında öğleüstü masama
gelmek lütfunda bulundu. Sevinerek ayağa kalktım, yerimi verdim ve ben
karşısına oturdum.
- Ne latif adamsın Yusuf Ziya, diye iltifat etti.
Pek keyifli bir yemek yiyorduk.
- Yahya Kemal ciğim, dedim, dikkat ediyorum, senin
mısralarında kelime yok
Yüzüme merakla baktı.
- Kelimeler, dedim, mısraın potasında eriyor, bir bütün
oluyor Artık o bütünü kırmadan, zedelemeden bir nokta bile çıkaramazsın
Pek sevindi, pek Burada tekrarlayamayacağım kadar güzel
sözlerle sevindi.
Ama sofradan dargın kalktık. Neden mi Sadece
karşısındakine insan saygısı göstermeyişinden.
Yemek sonunda, masaya küçük bir bakır tas getirtmiş ve
ağzından çıkardığı takma dişleri karşımda yıkamaya başlamıştı. Suların üstünde
yemek kırıntıları yüzüyordu. Midem burkularak koptu sandım. Belki biraz hırçın:
- Yahya Kemal, bunu yapmaya hakkın yok, dedim
Mağrur ve öfkeli haykırdı:
- Bir daha benimle oturmazsın
Ben de aynı sesle bağırdım:
- Benimle oturan sensin!
Kalktı, gitti, darıldık.
Yalnız bana mı Halit Fahri ye bir gün sormuş:
- Ne iş yapıyorsun
- Edebiyat hocasıyım.
- Maaşın
- Seksen lira.
Hakaretle gülmüş:
-Oooh, bedavadan
milletin seksen lirasını alıyorsun!
Yahya Kemal bunu söylediği zaman milletin binlerce
lirasını alan bir elçi idi!
Onun ölümü ile büyük bir şair, küçük bir insan
kaybettik.
Edebiyatımızın şahika şiirler yazan milli şairi Yahya
Kemal. Ne ki kibri, enaniyeti, kırıcılığı; devrinin tanıkları tarafından hoş
görülmemiş. Fakat günümüzde de küçük dağları yaratmış edasındaki şairler için
önemli bir ölçüdür Yahya Kemal.