İlk insan Adem aleyhisselama, “Adem babamız” deriz; onun eşi ilk kadına “Havva anamız” deriz de, neden “Adem dedemiz” demeyiz?

Veya “Havva anamız” deriz de neden “Havva ebemiz, ninemiz veya “Havva büyükannemiz” demeyiz, ben de bilmiyorum.

Dünya dillerinin hemen hepsinde dede, dada, datta, detta, tatta, tatte… Olması bütün dillerin aynı yerden çıkmasına işaret ederken aynı zamanda hepimizin dedesinin hazreti Adem aleyhisselam olduğuna delalet eder ve maymundan türediklerine inandığı halde kendilerine “maymun” denmesinden rahatsız olanların da tezlerini boşa çıkarır.

Neden “Dedeler günü yok” demeyin.

Her dede, aynı zamanda hem dede hem de babadır.

Eğer babanın çocuğu yoksa hiçbir zaman dede olamayacaktır.

Torunumun çocuğu bana ne desin?

“Dedemin babası” mı desin?

“Büyük babamın babası mı?

Babamın dedesi mi desin?

Babam (Allah rahmet eylesin) yaşasaydı 120 yaşında olacaktı.

Babamın gözünde ben çocuğum.

Ben doğduğumda babam 40 yaşında imiş.

Aradaki kırk yaşı hiçbir zaman kapatamadım.

Babamın gözünde ben çocuğum.

Dedemin gözünde torunum.

Çocuklarımın gözünde babayım.

Şimdilik 19 torun ve torun çocuğumun gözünde dedeyim.

Öyle ise ben neyim?

Yukardan bakarım, ben çocuğum.

İşte benim çocukça söz ve davranışlarım oradan gelir.

Aşağıdan bakarsak dede/büyükbabayım ben.

Onun için her hafta 25 kişilik buluşmalarımızda, çocukların, öğrencilerin, evlilerin, bekarların, dedelerin, ebelerin, babaların, annelerin, amcaların, halaların, dayıların, teyzelerin, yani her yaştan olanların midesine, göz zevkine, ağız tadına, eğlencesine, çocukların oyuncak kapmacalarına, birbirlerine dikleşmelerine ve bir dakikaya varmadan barışmalarına… göre ayarlanan bu buluşmalar da aynı zamanda her saat ve saniyemizin İslami eğitim olduğunu, ama bu eğitimde günümüzde anlaşılan “ders” ağırlığının zerresinin bulunmadığını babalar, anneler ve çocuklar, yaşamamaktadırlar ve bilmemektedirler.

Her torunum, amcasını, dayısını, halasını, teyzesini ve çocuklarını bilir, sever, oyuncaklarını beraber oynarlar, kimse karışmaz.

Büyükler, hediyeleşirler, paralarını, kalem ve defterlerini paylaşırlar.

“Kavga etmeyiniz” denmediği için kavga etmezler.

Dede, yüzünden seksen yıllık birikim ve tecrübenin okunduğu adam gibi otururken, etrafa tavırları olumlu hava estirirken, çocukların oyununa da katılır.

Büyüklere sohbet havası estirir.

Baba, anne, çocuklar ve torunlar da havadan, güneşten, sudan, yaşına göre gıdasını aldığı halde farkına varmadığı gibi, hepsi yaşına ve kültürüne göre bu buluşmalardan nasiplerini alırlar.

Bu buluşmalarda biz hepimiz Kur’an-i Kerim’de Muhammed aleyhisselamın nasıl tanıtıldığını baştan sona taradık ve Sevgili Peygamberimiz’i, Allah celle celalühün kelamından anlamaya çalıştık

Üç ayda bir imtihan yaptık.

Seçilen elli soruya kopya çekerek cevap yazmalarını söyledik.

Fotokopi çekmeyi yasakladık ama doğru yazanın cevaplarını diğerlerinin kendi el veya bilgisayarıyla yazmasına müsaade ettik.

Sıla-i rahme dikkat ediniz ve yakın akrabalarla bağlarınızı koparmayınız.

Gücünüz oranında bu akrabalık çevresini genişletiniz ve bu çağda yaşayan bütün insanların Hazreti Adem aleyhisselamdan kardeşiniz olduğunu hatırdan çıkarmadan, onların da cehennemde yanmamaları için Kelime-Tevhid’i bütün insanlık ailesinin gönlüne yerleştirmek için mal ve canlarınızla çalışmaya devam ediniz.

Bütün günleriniz, insanlık ve İslamlık günleri olsun.