‘SosYO-EKONOMİK Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda…
çare ve çözüm önerilerimiz bu yazılarda; uygulanmayı bekliyor…
Önceki yazılarla birlikte okunmasını da tavsiye ederek devam…
***
“Fe tavveat lehu nefsuhu katle ehihi / Nefsi ona kardeşinin katline tav’ ettirdi” (Maide 30)
“Tatvi’ etmek” demek itaat ettirmek demektir. Nefsine itaat ettirdi denmiş olur. “Tatavvaat” demeyip “tavvaat” demiş olması, insanın nefsi ile insanın kendisi arasında fark olduğunu ifade eder. Nefis ona emretmiş, o da yapmıştır.
Nefsin insana emretmesi olayı insanın iki elle yaratılmış olmasından doğan bir olaydır. Yani insan iki başlıdır, ikili kişiliği vardır. Bir taraftan topluluğun ferdidir, diğer taraftan kendisi ayrı varlıktır. Bu durum nefisle sağlanmıştır. İnsan bir taraftan topluluğun sadık ferdidir, diğer taraftan topluluğa karşı direnen, onunla mücadele eden biridir. Mümindir ve kâfirdir. İman ve küfür arasında sallanmaktadır. Galip ne tarafta olursa o takımda olmuş olur. Cennetlikler ve cehennemlikler takımı.
Evet, kardeşini katletme durumu söz konusudur. Daha insanların sayısı parmakla gösterilecek kadar az iken bile, birbirlerini öldürmeye başlamışlardır. Kur’an savaş hukukunu ortaya koyduğuna ve savaşa karşı olmadığına göre demek ki savaş insanın ayrılmaz bir vasfıdır. Nitekim Hz. Peygamber de savaş kıyamete kadar devam edecektir diyor.
Savaş neden vardır ve neden gereklidir?
Canlıların hayatı savaş üzerine kurulmuştur. Birbirlerini yiyerek yaşarlar. Bitkiler kendileri besin üretirler. Bununla beraber köklerinden diğer canlıların artıklarını gübre olarak alırlar. Kendilerini savunma mekanizmaları vardır, dikenleri vardır. Gülü koparmak kolay değildir. Yılanda olduğu gibi bitkilerin de zehirleri vardır. Buna ısırgan otunun acısı diyebilirsiniz. Afrika’da köklerinden gübre alamayan bitkilerin böcek kapma tuzakları vardır. Tüm mikroplar, bakteriler, virüsler hep birbirlerini öldürerek yaşarlar. O halde hayvanları koruma cemiyetlerinin aklıyla gitsek hayatı durdurmamız ve intihar etmemiz gerekir. Hayvanları koruyorsunuz da bitkileri niye korumuyorsunuz?
İnsanlar çok güçlü varlıklar olmuşlardır. Onları yenecek canlı yoktur. Henüz mikropları ve virüsleri alt edemediler ama korunabilmektedirler. O halde insanın çoğalmasını dengeleyecek başka canlı yoktur. Dolayısıyla ancak savaşla nüfus dengesi sağlanabilmektedir. O halde savaş insanlar için mukadderdir ve yararlıdır.
Canlılarda seleksiyon vardır. Yaşlanmış, bozulmuş, işe yaramaz hâle gelenler ortadan kalkar, yerlerine yenileri gelir. Bu da yine ancak savaşla sağlanır. Savaş olmazsa, doğum kontrolü gibi seleksiyonsuz bir çoğalma sağlanırsa, yeryüzü hastalarla dolar, hastaneler onları tedavi ile meşgul olur. Üretim durur. İnsan hayatı sona erer. Savaş zayıfları eler, güçlülere hayat imkânı açar. Eskiden Avrupa’da düello yaparlar, biri ölür diğeri yaşardı. Mesela bir kıza iki genç talipse onu birisi alacaktır. Hangisi alsın? Düello yapılır, yenen alır, diğeri ise işi kalmadığı için hayattan çekilirdi. Erkek arılar dişiyi dölledikten sonra ölürler. Kışın kovanda erkek arı bulunmaz, bunun anlamı orada işleri ve görevleri yoktur demektir. İlkbaharda döllenmemiş yumurtalardan erkek arılar çıkar, başka kovanların anaç arılarını döllerler. Kışın işi kalmayan yapraklar dökülür. Tozlaşma olduktan sonra çiçekler yapraklarını dökerler.
İnsanın kişisel olarak güçlü olması, sağlam neslin bulunması için savaşa gerek olduğu gibi topluluklar da savaşla varlıklarını korurlar.
Yeryüzünde yüze yakın devlet olacaktır. Devletler karşılıklı savaşarak kendi varlıklarını koruyacaklardır. Her ulus ordusuyla devlet olmaktadır.
Tek devlet mantığı onun için yanlıştır. Hiçbir peygamber insanlık için tek devlet önerisinde bulunmamıştır. Kur’an da ulusal devletleri tanımaktadır.
(Devamı var)