‘SosYO-EKONOMİK Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda…

çare ve çözüm önerilerimiz bu yazılarda; uygulanmayı bekliyor…

Önceki yazılarla birlikte okunmasını da tavsiye ederek devam…

“Hizyün / Utanç” (Maide 33)

Bir beldeden sürülen kimse için bu durum nasıl belirlenecektir?

Elbisede herkesin bir kodu olacaktır. Muhasebede bunu yapıyoruz. Yani kişiler hangi kabilelere mensup olduklarını o elbiselerde belirtmiş olacaklardır. O kabilenin hangi kavme mensup olduğu da bilinecektir. İşte böyle sitelere sürülenlerin kollarında sürgün sitelerinin adları olacak, bu onlar için utanç olacaktır.

“Fi’d-dünya / Dünyada” (Maide 33)

Kur’an’ın temel felsefesi şudur. Kâinat insanlar için yaratıldı, insanların yetişmeleri için yaratıldı. İnsanlar, sonunda imtihanı kazanırlarsa cennete götürülmek için yaratıldılar. Ne var ki bu imtihan dünya işlerinde olmaktadır. Yani bir okul var, uygulama yapılıyor. Başaranlar imtihanı kazanmış oluyorlar. Sonunda dünyada yapılanlar üretim için değil yetiştirmek için bir tatbikat yeri olarak hazırlanıyor. Bu dünyada verilen cezalar bu dünyada caydırıcılık olması ve diğerlerinin imtihanlarına mâni olmaması için veriliyor. Asıl sonuçlar ise ahirette değerlendirilecektir. Bu dünyadaki cezalar da ahiret cezalarından mahsup edilecektir. Ne var ki kesin borç-alacak hesapları orada görülecektir. Bunlar dünyanın hükümleridir.

“Hizy/utanç” diyor.

İnsanın duyduğu azap bedene ait değildir, asıl azap duyan ruhtur. İnsan hiçbir şey yapmasa da mesut olabilir. Yine hiçbir şey olmadan ıstırap duyabilir. İnsanın bedeni vardır. Sinir sistemi ile beyne bağlanmıştır. İnsanın acıyı beyinde duyduğu, bedendeki olayların insan için açlık misali olduğu bugün çok iyi bilinmektedir. Zevkler de böyledir. Bilgisayar tekniği ile 01’lerden oluşan sinyaller beynimizde devreler oluşturmaktadır. Ruhumuz ondan aldıkları ile acı veya sevinç duymaktadır. Benzer sinyaller beyne gelirse, dışarıda bir şey olmasa da aynı şeyleri hisseder. Bugün bunlar ilmen sabittir. Bugün bilmediğimiz bir şey vardır. Ruh beyinden aldığı uyarılarla ruhsal olayları yaşamaktadır. Acı duymakta ve zevklenmektedir. Bilgi edinmede zekâsını çalıştırmaktadır. Yapmak istediklerine karar vermektedir. Başka insanlarla görüşmektedir. Ancak bütün bunları beyin aracılığı ile yapmaktadır. Beyin dışında bu duyguları yaşama kabiliyeti var mıdır? İşte orasını bilemiyoruz.

Şimdi ahirete gidelim. Ahirette eğer bir iş yapacaksak bedene ihtiyacımız var demektir. Ama iş yapmayacak da sadece kendimizi eğlendireceksek bedene ihtiyacımız yok, beynimiz yeterlidir. Eğer beyinsiz de haz ve acı duyabiliyorsak, o zaman beyne de ihtiyacımız kalmayacaktır. Sadece zevk alan veya acı çeken bir varlık olacağız. Kur’an’da, “sonra Allah’a rücu edeceksiniz” hâli bunu gösteriyor. Bana göre ahirette de görevlerimiz var, dolayısıyla bedenimiz vardır. Ruh beyinsiz zaten bir şey yapamaz.

Ve lehümfi’l-erdi azabunaziymun /Ve onlara dünyada büyük azap var.” (Maide 33)

Bu dünya ahiret içindir. Burası çok kısa zamandır. Esas ahiretteki hayatımız düzenlenecektir. Ahiret hayatı öte hayat anlamına gelir; son hayat, ölümsüz hayat anlamına da gelir. Kur’an için o hayat asıldır. Benim için de o hayat asıldır. Ne var ki o hayatın iki vasfını biliyorum; iyi hayat ve kötü hayat. İyi hayat cennet, kötü hayat cehennem. Ben cennet ve cehennemin vasıflarından çok, cehenneme gitmeden cennete nasıl gideceğimi düşünürüm. Bu sebepledir ki bu ayete ihtiyacım çok ama manasından ziyade haberi beni ilgilendiriyor.

Azab” nekredir. “Şedit azap” yerine “azim azap” denmektedir. “Kebir” yaşta büyük, “azim” mekânda büyük, “âli” derecede büyük, “şedit” ise etkide büyük demektir. “Azb” acı tatlı hepsi uzbedir. Buradan ahiret azabını tasvir etmek kolay değildir. Yapacağımız şey azap varmış ama mekânda büyük bir azap olarak tasavvur etmektir. “Azim” kelimesinin kullanılması azabın bedenî azap olduğunu ifade etmektedir.

(Devamı var.)