Büyük Selçuklu veziri Nizâmülmülk, zamanı içinde demiştir ki; "Devletin bekası için ehil olmayan kimselere iş buyrulmamalıdır.” Yani ehliyetsiz insanları iş başına getirmekten uzak durulmalıdır. Adalet terbiyesinden uzak, hayâ etmekten uzak, şaibeli insanlara görev vermemek, velev ki seçimle de gelse bu gibi insanlardan uzak durmak beka için yeterlidir.

Nizâmülmülk'e göre bir devleti ayakta tutan en büyük güç adalettir, zulüm ise en güçlü görünen devletleri bile çöküşe, inkıraza sürükler. Devletlerin ayakta kalabilmesi için adalet anahtarı herkese eşit olarak kullanılmalıdır. Devletin bekasından bahsedenler, önce kendilerini arındırmalı, yani yalancılardan, çalanlardan uzak durmalıdır.

Hz. Ali buyuruyor ki; “Yalan, insanın şerefini yok eden en sessiz felakettir.” Nitekim yalancıda şeref olmaz. Şerefsiz insanlardan da devlet adamı olmaz. Ayrıca belirtelim ki; "Gül gibi görünüp diken gibi batandan, dost gibi görünüp yılan gibi sokandan” da devlet adamı olmaz. Milletini hoşnut edemeyenlerden istimdat etmek, boşuna gayrettir. Zira bu gibiler sadece ve sadece karındaşlarını, partidaşlarını, yandaşlarını düşünerek hareket ederler.

Onun için layık olmadıkları halde bazı makamlara gelen insanlardan o kadar soğuduk ki, iyilikleri dokunsa bile bunların üst makamlarda görünmelerini istemiyoruz. Zira bu gibiler işlerine geldiğinde haktan yana görünür, amma işlerine gelmediğinde en büyük zalim olurlar.

Keşke insanlar uzaktan göründükleri gibi mükemmel, konuştukları kadar dürüst, göründükleri kadar da samimi olsalar, toplumun bütün meseleleri halledilir ama ne yazık ki yönetenlerin kısmı azamisi yalanla iştigal etmektedir. Anılan sebeple de bu gibiler daima/her zaman şaibeli olarak adlandırılırlar.

Onun için had-hudut bilmeyen nadanlarla tartışmaktan, münazarada bulunmaktan uzak durmak, insanın selâmetinedir. Her gün TV ekranlarında boy vererek alıştırılmış papağan gibi konuşanlardan uzak durmak gerekir. Zira bu gibiler kendilerini bulunmaz Hint kumaşı olarak görürler. Sadece kendilerini övmek için konuşup dururlar. Böylece aleyhlerinde konuşulanları örtmeye çalışırlar. Ama mızrak maalesef çuvala sığmıyor.

Merhum N. Erbakan'ın ifade ettiği gibi; “Sol hükümet ameliyata narkozsuz alır. En azından hangi organınızı söktüğünü anlarsınız. Sağ hükümet, ameliyata narkozla alır da nerenizi kaybettiğinizi dahi anlayamazsınız.” Onun için ‘Adil Düzen’in doktorlarına muhtacız.

Yoksa, bunlar kesinlikle sizin ellerinizi, ayaklarınızı çaprazlama keserler. Bu gibi görevliler zulümlerine devam ederler. Malum: "Allah'ın lâneti zalimlerin üzerine olsun" (A'râf/44) buyrulmaktadır. Ama dünyevileşmiş olan idareciler bu İlâhî fermana dahi aldırmamaktadır. Onun için her türlü şaibeli söylentileri duymak dahi istemiyorlar. Millet ne söylerse söylesin, biz bildiğimizi okumaya, sömürmeye, sömürtmeye devam edeceğiz gibi bir anlayış sergilemektedirler.

Unutmamak gerekir ki; “Kişinin iyi olmasının ölçüsü dinidir. Şahsiyetli olmasının ölçüsü aklıdır. Asaletli (hatırı sayılır olmasının) ölçüsü ahlakıdır.” (Hz. Ömer) Bu ölçüler seçimlerde dikkate alınmalıdır, aksi hal perişanlıktır.

Çünkü "Aklı öldürürsen ahlakta ölür. Akıl ve ahlak öldüğünde de millet bölünür” (Fatih Sultan Mehmet) parçalanır, inkıraz olur, kaos oluşur, taban huzursuz olur. İşe yaramaz insanlar sayeban olur. Onlar kanun, nizam tanımaz olur.

İlaç olsa içme düşman tasından

Sakın taş attırma dost arkasından

Kim iki yüzlüyse tut yakasından

Bir yüzüne bir de canına tükür.

(Abdurrahim Karakoç)

Çünkü söz sahibi, makam sahibi olanlar yol vermedikçe, şaki (eşkıya) olanlar kervan basamaz. Çalamaz, soygun yapamaz, kasaları açamaz, kutulara paraları, dolarları dolduramaz.

"İnsan olmak (makam) ne din işidir ne eğitim, ne (de) para (işidir). İnsan olmak sadece vicdan işidir.” Vicdan tamburası akortsuz kalırsa onun tınısı insanları yorar. Onun için kaliteli idareci olmak, ahlaklı olmakla mümkün olur, makamla değil. Nitekim Hz. Ali (ra) buyuruyor ki; “Değer verdiğin insan senin değerini bilmiyorsa, bırak kendi değeriyle kalsın.

Sonuç olarak;

· Nankörlerden,

· Çalanlardan,

· Yalan konuşanlardan,

· Dedikodu üretenlerden,

· Şakilerden,

· Allah’tan korkmadan idare edenlerden

uzak durmalıdır.

Rahman ve Rahim,

Kadir ve Muktedir,

Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz.

“Ya Rabbi bu haftayı bize hayırlı ve bereketli kıl. Hayırlara yakın, şerlere uzak eyle.”

Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47).