Dünya fani, ahiret ise bakidir. Bunun idrakinde olanlar, hayatları boyunca doğru yoldan, sırat-ı müstakimden asla ayrılmazlar. Buna mukabil fıtrat dışı hareket edenler, ölçekte ve tartıda hile yaparlar, yalan konuşurlar. Helal-harama dikkat etmezler. “Eksik ölçer ve tartarlar." (Muttafifîn/3)
Oysa Allah onlar için; “Zannetmiyorlar mı, bunlar büyük bir gün için diriltilecekler.” (Muttafifîn/4-5) ve “O gün ki insanlar âlemlerin Rabbi için kıyam edecekler” (Muttafifîn/6), yani yaptıkları her işten sorgulanacaklar. “Vay haline o gün, o yalan söyleyenlerin” (Muttafifîn/10) buyurmaktadır.
Zira yapılan, konuşulan, yazılan her şey, yazılmış (mühürlenmiş bir kitap olan) Siccîn’dedir. Orada inkârın faydası yoktur. Çünkü: “Hayır, öyle değil, aksine onların kazandığı günahlar kalplerinin üzerine pas tutmuştur” (Muttafifîn/14) buyrulmaktadır.
İnadî bir tavır içinde doğru yoldan sapanlar; “... Muhakkak ki cehenneme yollanacaklar” (Muttafifîn/16) ama “... Kitabı sağ eline verilen(ler)” (Muttafifîn/18) için “Kolay bir hesap ile hesaba çekilirler” (Muttafifîn/18) müjdesi verilmektedir.
Doğru yolda olmayanlar, yaptıklarından dolayı nedamet duyacaklar ama statüleri asla değişmeyecektir. “Çünkü biz size yakın bir azabı haber verdik. O gün kişi ellerinin ne takdim ettiğine bakacak ve Hakkı inkâr eden(ler) diyecek ki: “Ah ne olaydı, ben bir toprak olaydım”-” (Nebe/40) ama dönüşü olmayan yol kapalıdır.
Merhum Erbakan'ın söylediği gibi: “Hakk'ın tesisi için çalışmakla, batılın hâkimiyeti için çalışmak arasında fark yoktur.” Önemli olan batıldan uzak durmaktır. Malumdur ki; “Bir çiçekle bahar olmaz ama her bahar bir çiçekle başlar.” (N. Erbakan) Yani tercih edilen yol ehemmiyeti haizdir. Önce ahlak ve maneviyatı ön plana almayan toplumların yıkıldığı bilinmektedir.
İbn Rüşd der ki; “İnsanlara akılları yettiği kadar hitap ediniz, ötesine geçmeyiniz.” Amenna, aklı erenler zaten yanlış olanı işlemekten uzak durur. Aklı kıt olanlara ise ne anlatırsan anlat, köprüden geçiremezsin. Çünkü çamura saplananlardan temizlik dersi alınmaz.
Önemli olan çok konuşmak değil, karşındakinin anlayacağı şekilde konuşabilmektir. Aksi hal yorucudur. Denir ki; “Bir memlekette hırsıza ‘hırsız’ diyemeyenlerin çokluğu, o toplumun ahlaken öldüğünün kanıtıdır. Hırsızın karşısında el pençe divan duran her korkak, kendi namusunu hırsızın insafına kiraya vermiş bir zavallıdır.” Çünkü bu gibiler aklını kullanabilecek birikimden mahrumdur.
Yaşar Kemal; “Zulmün artsın ki tez zeval bulasın” diyerek, görevini yerine getirmiş, ayrıca nesli de ikaz etmiştir.
Şairimiz Abdurrahim Karakoç da:
“Bacısız, gardaşsız kalsam da garip,
Sahtekâra gardaş olamam varıp,
Camide ön safa karargâh kurup
Kul hakkı yiyene gardaş mı deyim?” diyerek, akıllı geçinenlere yol tarifi yapmaktadır.
Yazsan okunmuyor, konuşsan dinlenmiyor, onun için gidişat düzelmiyor. Unutmamak gerekir ki, “İnsanlar ahlâkıyla değer kazanır, malıyla (makamıyla, rütbesiyle) değil.” (Hz. Ali) Ama günümüzde malı olanlar, rütbesi, makamı yüce olanlar, toplumda alaka görürken, doğruyu dillendirenlere, yanlıştan uzak duranlara alaka gösterilmiyor. Çünkü haramla doyanlar, bunun farkında değildir. Bunların kahır ekseriyeti nankördür.
İfade edilir ki;
· “Kediler nankörmüş,
· Tilkiler kurnazmış,
· Kargalar kindarmış,
· Yılanlar sokarmış.
O da bir şey mi? İnsanda (maalesef) hepsi var.” Çünkü insanlar dünyevileşti. Üzüldüğümüz korkunç tablo şu: Eğitim almış insanlar, cahillerin elinde oyuncak olmuş durumdadır. Onun için ülkelerin problemleri yoğunlaşmaktadır. Onun için düzen bozulmuş, onun için sapkınlıklar tavan yapmış durumdadır. Onun için sokaklar hayâsızlıktan dolup taşmakta, namuslu insan sayısı azalmaktadır. Bunların müsebbibi, aklı erenler olarak bizleriz. Zira seçimlerde gereken hassasiyet gösterilmemekte, şekle bakarak oy kullanılmaktadır.
Fatih Sultan Mehmet Han’ın buyurduğu gibi; “Vebal nedir bilir misiniz? Hak etmeyenlere makam, mevki vermektir.” Ehliyete önem vermemektir. Siyasi taassup anlayışı içinde yanlışlara kucak açmaktır.
Rahman ve Rahim,
Kadir ve Muktedir,
Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz.
Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47).