Ülkemizde, maalesef ar ve hayâ buharlaşmış durumdadır. Caddelerde, sokaklarda, alanlarda “yarı çıplak” gezen kadınlar, kızlar her halde herkesi kocası sanıyor. Üzülerek görüyoruz ki, insanın gece yatmaya çekindiği açıklıktaki kıyafetle sokakta, caddede, hemen hemen her alanda sallanarak gezinebiliyorlar. Böyle bir çağdaşlık olmaz, edep yâ Hû edep. Biraz utanmak gerekmiyor mu? Bu dehşetengiz çıplaklık, kocaları, babaları, ağabeyleri hiç mi hiç ilgilendirmiyor mu? İnsan olarak biz bakmaya utanıyoruz, bazı kadınlar bu kıyafetlerle gezinmeye utanmıyorlar.

Bu devirde, bu kadar çıplaklıktan utanmak bahis konusu bile olmuyor. Bu gibilerin arasında onuruyla yaşamak son derece zordur. Bu gidişin müsebbibi muktedir olan iktidarlardır. Bu konuda hiç kimseyi küçük görmeyin. Tabancadaki mermi de küçüktür ama atıldığında nefes keser. Ama bize ne diyenlerin akıbeti de hayra vesile olmaz. Zira bu kadar umursamaz, duygusuz insanların içinde üzülmeden yaşamak son derece zordur. Bu konuda adamlık mücadelesi verenlere selam olsun.

Mevcut düzen içinde iyi insan olabilmek çok zordur. Çünkü cömert olursun, ilgilenirsin asılmak sanırlar. İyi olmaya çalışırsın, aptal sanırlar. Her konuda mütevazı olursun, salak sanırlar. Doğruları ifade etmeye çalışırsın, eleştirirler, başarılı mücadele verirsin, o zaman da kıskanırlar. Aile düzeni için ayaklanır, uğraşırsın, oyunbozan olursun. Mevcut düzenin bozukluğundan bahsedersin, ukalalıkla suçlanırsın. Ancak Hak yolda yürüyenlerin azlığı, ehli akıl olanları korkutamaz. Zira mücadele azmi güçlü olan insanlar, eninde sonunda hedeflediği menzile mutlaka ulaşırlar.

Hemen belirtelim ki; “Kadınları edepsizliğe iten en büyük husus beğenilme arzusudur. Oysaki herkesin görüp beğendiği şeyin hiçbir kıymeti yoktur. Kendisini bakışlardan saklayan kadın kıymetlidir. Açık giyinmek özgürlük değil, kendini haram gözlere mahkûm etmektir.” (Ümmü Seleme) Üstelik kıymetli olan her şey sandıkta saklanır. Müslüman ise asla edebini kaybetmez, edepsizliklere de cevaz vermez. Bu sebeplerle inancımızda da geleneksel hayatımızda da çıplaklık hiç moda haline gelmemiştir.

Müslüman; “Modern dünyanın dayattığı arsızlığı öz güven sayan, edepsizliği ve yüzsüzlüğü maharet görenlerin peşinden giden değil; sözünde, davranışında ve kalbinde hayâyı kuşanarak imanın asaletini sergileyen insandır.” Hayâsızlığa, arsızlığa asla prim vermez.

Bu arada mücadelede yorgunluk, sadece bedende olmaz, bazen insanın hevesi de yorulur, insanların umudu da yorulur, sabrı da yorulur. İnsanın mücadele azmi de yorulur. Zira yılların ağırlığını bedende taşıyamaz olur. Mevcut düzene itiraz edene darbeci denebilir. Bu gidişata direnen herkes hain olarak lanse edilebilir. İktidarlara biat etmeyen herkes, bazılarınca terörist olarak damgalanabilir. İktidarı onaylamayanlar da bazılarına göre kâfir, itaat etmeyen, boyun bükmeyen de kalleş olarak ilan edilebilir. Onları alkışlamayanlar da namert olarak yaftalanabilir.

Karl Marx der ki; “Sistem yoksul insanlardan korkmaz. Düşünmeye başlayan insanlardan korkar.” Ayrıca; “Bir insanda zekâ istediği kadar yüksek olsun, ona ahlâk (ve maneviyat) eşlik etmiyorsa (zekâ) bir hiçtir.” (Miandji) Onun için iktidarları düşündürecek direnişlere tevessül etmek gerekir.

İddia ediyorum, Avrupa’da ‘ecnebi kızları’ bile bizim ülkemizin kızları kadar çıplak gezmiyor” sözü maalesef çok acı bir gerçektir. Görülüyor ki edep, bizim kızlarımızda, kadınlarımızda kâle alınmıyor, onun için teşhircilik tavan yapıyor.

Yûsuf Has Hâcib: “Helalin adı kaldı, onu gören yok. Haram kapışıldı, hâlâ doyan yok” ifadesiyle bir hakikati dillendirmiştir. Onun için de insanlar dünyevileşti, sağlıklı karar veremiyor.

Bizi her konuda yok edecek olan hususları Gandi’nin ağzından sıralayacak olursak;

· İlkesiz siyaset

· Vicdanı sollayan eğlence

· Çalışmadan zenginlik

· Bilgili ama karaktersiz insanlar

· Ahlaktan yoksun ticaret

· İnsaniyetsiz bilim

· Feragatsız ibadet

Ve biz de eklemeler yaparak deriz ki;

· Ahlakın dibe vurması

· Ar ve hayânın buharlaşması

· Toplumu ifsat eden diziler

· Şeref ve haysiyetin unutulmuş olması

· Meyhanelerin ve ‘pub’ların ziyadeleşmesi

· Çıplaklığın zirve yapması

· Evlilik dışı birlikteliklerin ziyadeleşmesi

· Yöneticilerin vurdumduymazlığı

· Zinanın serbest bırakılması

Unutmamak gerekir ki, ahlâk ve iman bakımından çökmüş bir milletin payidar olduğu görülmemiştir. Güçlü olan bütün devletler, ahlaksızlığın yayılmasıyla yıkılmıştır. Milletler de parasızlıktan değil, ahlaksızlıktan çökmüştür. Nitekim para çalışarak kazanılır, borçlar çalışılarak ödenir. Ama ahlak yok olunca toplumlar tarihe karışır.

Sonuç olarak denir ki: Ahlâk ve edep mirastır. Akıl da arkadaştır. Güzel ahlak ve edep insana yoldaştır. Karakter ise kişilerin aynasıdır.

Bir insanın gerçek karakterini öğrenmek için, beş hususa bakmak gerekir:

1- Öfkelendiğinde adaletine

2- Eline güç geçtiğinde merhametine

3- Paraya sıkıştığında dürüstlüğüne

4- Bir makama geldiğinde icraatına

5- Sözünde durup durmadığına

Ömer Hayyâm’ın dediği gibi:

“Yerin üstüne baktım, uykuya dalmışlar.

Altına baktım, çürüyüp toprak olmuşlar.”

Yine Ömer Hayyâm’a atfedilen sözde olduğu gibi:

“Edebi açık olanı, kapalı başı dindar etmiyor.

Gözü yerde olmayanı, sakalı mümin yapmıyor.”

Rahman ve Rahim,

Kadir ve Muktedir,

Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz.

Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47).