Bu hafta sonu Ankara’daydım.
Saadet Partisi Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen Politikalar Kurulu Koordinatörleri Toplantısı’na, Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımıza yönelik politika önerileri hazırlayan komisyonun bir üyesi olarak katıldım.
Ben de hazırladığım proje ve politika önerilerini sunma imkânı buldum.
Gün boyunca ekonomi, aile, eğitim, sanayi, tarım ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızla ilgili birçok konu ele alındı.
Türkiye’nin nasıl daha güçlü hale geleceğini, üretimin nasıl artırılacağını, aile yapısının nasıl korunacağını ve yurtdışındaki vatandaşlarımızın sorunlarının nasıl çözülebileceğini konuştuk.
Toplantı son derece verimli geçti.
Dikkatimi çeken en önemli hususlardan biri de Genel Başkanımız Sayın Mahmut Arıkan’ın toplantıyı sabah saat 10.00’dan akşam 18.00’e kadar büyük bir dikkatle takip etmesi oldu.
Sunumları dinledi, sorular sordu, değerlendirmelerde bulundu ve toplantının sonunda kapsamlı bir durum değerlendirmesi yaptı.
Yaklaşık sekiz saat süren yoğun bir çalışmanın ardından toplantımız sona erdi.
Türkiye’nin geleceğinin konuşulduğu böyle bir günün sonunda gözlerimizi Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne çevirdiğimizde ise maalesef bambaşka bir tabloyla karşılaştık.
Biz Saadet Partisi Genel Merkezi’nde Türkiye nasıl kalkınır diye konuşurken, TBMM’de olmayan milletvekillerinin pusulaları konuşuluyordu.
İddiaya göre Suudi Arabistan ile yapılan enerji anlaşmasının oylaması sırasında Genel Kurul’da yeterli sayıda milletvekili bulunmuyordu.
Buna rağmen salonda bulunmayan 76 milletvekili adına oy pusulaları verilmişti.
Durum fark edilince ortalık karıştı.
Oylama yapılamadı.
Meclis çalışmaları durduruldu.
Düşünün…
Millet adına karar vermesi gereken Meclis’te milletvekilleri yok.
Ama onların adına hazırlanmış pusulalar var.
Böyle bir olayın konuşuluyor olması bile başlı başına düşündürücüdür.
Fakat burada ilginç olan başka bir durum daha var.
Herkes milletvekillerine kızıyor.
İyi de milletvekilleri ne yapsın?
Belki de yıllardır kendilerine öğretilen sistemin doğal sonucuyla karşı karşıyayız.
Çünkü mevcut başkanlık sisteminde milletvekillerinin önemli bir kısmı kendilerini karar veren insanlar olarak değil, verilen kararı onaylayan insanlar olarak görüyor.
Bir milletvekili kendi kendine şöyle düşünmüş olabilir:
“Nasıl olsa karar verilmiş.”
“Nasıl olsa sonuç belli.”
“Ben gelip oy versem de aynı sonuç çıkacak, gelmesem de.”
Elbette bu düşünceyi savunmuyorum.
Ama ortaya çıkan tablo tam olarak bunu göstermiyor mu?
Yıllardır Meclis’in yetkileri azaltıldı.
Bakanlar Meclis içinden çıkmıyor.
Hükümet Meclis’e karşı siyasi sorumluluk taşımıyor.
Milletvekilleri çoğu zaman yasa yapan değil, önlerine gelen metinleri onaylayan kişiler haline getiriliyor.
Sonra da dönüp soruyoruz:
“Neden milletvekilleri Genel Kurul’da yok?”
Belki de asıl soru şudur:
Milletvekilleri ne zaman millet adına irade kullanan temsilciler olmaktan çıkarılıp sadece sayı tamamlayan unsurlar haline getirildi?
İşte başkanlık sisteminin en büyük açmazlarından biri burada ortaya çıkıyor.
Meclis güç kaybettikçe milletvekili de güç kaybediyor.
Milletvekili güç kaybettikçe temsil duygusu zayıflıyor.
Temsil duygusu zayıfladıkça da millet iradesi değer kaybediyor.
Bugün konuşulan şey 76 hayali vekil.
Ama asıl konuşulması gereken şey, giderek hayalete dönüşen Meclis iradesidir.
Çünkü güçlü devlet, güçlü Meclis ile olur.
Milletin seçtiği vekillerin sadece el kaldırıp indirdiği bir sistem demokrasiye güç katmaz.
Tam tersine demokrasiyi zayıflatır.
Salonda bulunmayan milletvekilleri adına pusulalar verildiğinin ortaya çıkması üzerine oylamanın yapılamaması, TBMM adına utanç verici bir tablo olarak tarihe geçti.
Ama bana göre daha büyük utanç, hiç kimsenin buna şaşırmamasıdır.
Çünkü yıllardır Meclis’in etkisinin azaltıldığı bir sistemde, milletvekillerinin iradeleri de doğal olarak ikinci plana itildi.
Bugün yaşanan kriz de bunun en çarpıcı örneklerinden biri oldu.
Biz Ankara’da Türkiye’nin nasıl kalkınacağını konuştuk.
TBMM’de ise olmayan milletvekillerinin pusulaları konuşuldu.
Sanırım bu iki tablo, Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu sorunu anlatmaya yetiyor.
Yazık…
Gerçekten yazık…
Milletvekillerinin değil, millet iradesinin tartışıldığı bir noktaya geldik.
Ve bu güzel ülke, millet iradesinin böylesine tartışıldığı geceleri hak etmiyor.
