Siyasette söylenen her sözün bir karşılığı olmalıdır. Hele ki o sözler, yıllardır devlet yönetiminde etkili olan bir siyasi lider tarafından dile getiriliyorsa, toplum sadece o sözleri değil, o sözlerin hayata geçirilip geçirilmediğini de takip eder. Çünkü siyaset, sadece konuşma sanatı değil; aynı zamanda söylediğinin arkasında durabilme iradesidir.
Son dönemde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yaptığı açıklamalara baktığımızda, kamuoyunda geniş yankı uyandıran birçok başlık görüyoruz.
* “İmamoğlu’nun duruşmaları TRT’de yayımlansın.” dedi.
* “Cezaevindeki Selahattin Demirtaş tahliye edilsin.” dedi.
* “Ahmet Türk ve Ahmet Özer görevlerine dönsün.” dedi.
* “Emeklilere seyyanen 8 bin lira zam yapılsın.” dedi.
* “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Türkiye’nin 82’nci ili olsun.” dedi.
* “YENİ Parti Hazine yardımından yararlansın.” dedi.
Peki bütün bu açıklamaların ardından ne oldu?

Bugün geriye dönüp baktığımızda, bu başlıkların hiçbirinin iktidar tarafından hayata geçirildiğini görmüyoruz.
Tam da bu noktada kamuoyunda şu soru soruluyor:
Bu açıklamalar gerçekten uygulanmasını istediği için mi yapıldı, yoksa iktidar üzerinde siyasi baskı oluşturmanın bir aracı mıydı?
Ben, Devlet Bahçeli’nin bu çıkışlarını samimi bulmuyorum.
Çünkü siyaset, sürekli gündem değiştiren açıklamalar yapmak değil; ortaya koyduğu görüşlerin takipçisi olmaktır. Eğer dile getirilen talepler kısa süre sonra gündemden düşüyor ve sonuç alınması için herhangi bir ısrar görülmüyorsa, vatandaş da bu çıkışların amacını sorgulamaya başlıyor.
Bana göre ortaya çıkan tablo, bu açıklamaların kamuoyuna verilen sıradan mesajlardan öte, iktidara yönelik bir siyasi baskı dili olarak kullanıldığı yönündeki yorumları güçlendiriyor.
Son açıklamalardan biri bunun en dikkat çekici örneklerinden biri oldu.
Devlet Bahçeli, CHP’den ayrılarak kurulan YENİ Parti’nin Hazine yardımından yararlanması gerektiğini söyledi.
Peki aynı ilke geçmişte neden uygulanmadı?

MHP’den ayrılarak kurulan İYİ Parti için neden aynı çağrı yapılmadı?
Neden o gün, “İYİ Parti de Hazine yardımı almalıdır.” denilmedi?
Eğer mesele demokrasi ve siyasi eşitlikse, bunun kişilere ve partilere göre değişmemesi gerekir.
İlke, herkes için ilkedir.
Bugün başka, dün başka ölçü kullanılıyorsa, vatandaş da bunun ilkesel bir duruş değil, siyasi konjonktüre göre şekillenen bir yaklaşım olduğunu düşünür.
Elbette siyasette farklı öneriler dile getirilebilir. Ancak önemli olan, bu önerilerin hangi amaçla ortaya konulduğu ve sonuna kadar takip edilip edilmediğidir.
Bugün vatandaş artık sadece söylenen sözlere değil, o sözlerin sonucuna bakıyor.
Söylenenler hayata geçmiyorsa, doğal olarak şu soru da soruluyor:
Bu açıklamalar gerçekten Türkiye’nin sorunlarını çözmek için mi yapılıyor, yoksa iktidara “Benim taleplerimi dikkate alın” mesajı vermek ve siyasi pazarlık gücünü artırmak için mi kullanılıyor?
Bu soruya herkes farklı cevap verebilir.
Benim kanaatim ise nettir.
Siyaset; ima, mesaj ve pazarlık diliyle değil, tutarlılıkla, ilkelerle ve verilen sözlerin arkasında durarak yapılmalıdır.
Çünkü milletin hafızasında kalan, söylenen sözler değil; o sözlerin ne kadarının hayata geçtiğidir. Bugün Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu şey de budur: Gündemi değiştiren açıklamalar değil, sonuç üreten ve tutarlılığını koruyan bir siyaset anlayışı.