Hıristiyan ve Yahudiler her ne kadar Ehli Kitap diye isimlendirilseler de itikadi açıdan bunlar gayri müslim yani küfür ehlidirler ve aramızdaki temel sorun da inanç sorunudur. Zaten tarih boyunca bu iki inanç grubunun Müslümanlara karşı duydukları kin ve öfkenin altında da bu gerçek yatmaktadır.
Bazılarının sandığının aksine inanç savaşları öneminden hiçbir şey yitirmiş değildir. PKK/PYD saflarında çarpışırken ölü olarak ele geçirilen Amerikan, Alman ve Fransız gençlerinin sadece bir macera uğruna bu topraklarda can verdiklerine inanmamızı isteyenler aklımızla alay etmektedirler. Bugün hastane, okul, çarşı, pazar, konut, köprü, su şebekesi vb. yerler hiçbir ayrım yapılmadan vurulmakta ölenler beton yığınlarının altında kalırken, kalanlar ise açlık ve sefalete mahkûm edilerek göçe zorlanmaktadır.
Bütün bu soykırım ve yıkımlar İslam düşmanlarının Müslümanlara karşı topyekûn bir savaş başlatmalarının ardından yaşanmaya başlanmış durumdadır. Bu savaşı 2001’de dönemin Amerikan başkanı Bush “Bu Haçlı seferi. Bu savaş zaman alacaktır. Amerikalılar sabırlı olmalıdır” sözleriyle açıkça ilan etmiştir. Nitekim bundan önce de (1992’de) dönemin İngiliz başbakanı Teacher İskoçya’da gerçekleştirilen NATO toplantısında İslam ve Müslümanları açıktan düşman ilan ederek şöyle demiştir: “Sovyetler Birliği yıkılmıştır, karşımızda düşman kalmamıştır. Ama düşmansız bir ideoloji yaşayamaz. Yeni bir düşman bulmamız lazım. Başka yerde düşman aramaya ise gerek yok; yeni düşmanımız İslam’dır.”
Evet, bugün emperyalist devletlerle İslam dünyasının yaşadığı sorunların temelinde yatan gerçek budur. Yani bütün yönleriyle bir inanç savaşı yapılmaktadır. Son yıllarda -güya özgürlükler ülkesi olan- batının İslam’a ve Müslümanlara karşı -terörü bahane ederek- uygulamaya başladığı baskılar da bu gerçeği su yüzüne çıkarmıştır. Ancak batı olanca yüzsüzlüğü ve sahtekârlığı ile gerçek niyetini saklamaya çalışmaktadır.
Gerçekleri perdelemek, derin bir uykuya dalmış olan gafil Müslümanların uyanışına sebebiyet vermemek için Müslümanları da çeşitli kategorilere ayırmışlar ve kendi emperyal çıkarlarına hizmet etmeyen yöneticileri bir şekilde Müslüman halkların gözünden düşürmeyi başarmışlar, bu liderlere destek veren halkları da çeşitli bahanelerle cezalandırmışlardır.
Ama bu sinsi planlarını çeşitli kılıflar altında gerçekleştirmişlerdir. Zira onlar dini bir söylemle Müslümanların karşısına çıktıklarında o üzerlerine ölü toprağı saçılmış gibi duran Müslüman halkların birden çelikten bir tabya gibi karşılarında nasıl destansı direnişler gösterdiklerini defaatla tecrübe etmişlerdir. Onun için ilan ettikleri bu yeni haçlı savaşının ismini ve gayesini unutturmak adına bu savaşları petrol savaşı, stratejik savaş, toprak savaşı, ekonomik savaş gibi isimler takmışlardır. Bunun bir inanç savaşı olduğunu söylemekten özenle kaçınmışlardır.
Halbuki u gün Biladü’ş-Şam’da yoğunlaşan bu savaş tam bir inanç savaşıdır ve bölgeyi tamamen savunmasız hale getirip Siyonizm’in işgaline pürüzsüz bir şekilde hazırlamayı amaçlamaktadır.
Siyonistlerin bir iman esası olarak kabul ettikleri “Vaad edilmiş topraklar” bilindiği Fırat ile Nil nehirleri arasını kapsamaktadır. Zaten fırtına da buralarda kopmaktadır. Tevrat’ta vaad Arz-ı Mevu’d ile olarak şöyle denmektedir: “Mısır ırmağından Fırat nehrine kadar bu diyarı senin zürriyetine verdim.” (Tekvin, 15/18)
Evet, bugün bu topraklarda Müslümanlara karşı tek bir cephede birleşen Amerikalısı, İngiliz’i, Rus’u, Fransız’ı ve daha başkaları gerçekte Siyonizm’in birer kuklası olarak savaşanlar kuru bir gürültü uğruna değil bir inanç uğruna savaşmaktadırlar.